Arzu eden vatandaşlara Kur’an-ı Kerim’i usulüne
uygun olarak yüzünden okumayı öğretmek, ibadetler
için gerekli sure, ayet ve duaları ezberletmek,
hafızlık yaptırmak ve İslam Dininin inanç, ibadet ve
ahlak esasları hakkında bilgiler vermek için
Müftülüğümüzce açılan Kur’an Kurslarımız vardır.
Kütahya ilimizde 31 kuran kursumuz, ilçelerimizde
ise, ilçelerimizde ise toplam 35 kuran kursumuz var.
İl genelinde 66 kuran kursumuz ile bu faaliyeti
gerçekleştiriyoruz.
Yıl içinde yapmış olduğum denetimlerde, Kur’an Kursu Öğreticilerimizin
üstün gayretlerini, kursa devam eden öğrencilerin de büyük bir istek ve
heves ile Kur’an-ı Kerim’i öğrenmeye çalıştıklarını gördüm. Çeşitle
sebeplerle Kur’an öğrenememiş bayanların, genç kızlık, evlilik ve çoluk
çocuğa karıştıktan sonra Kur’an öğrenme gayreti içinde olması, torun
sahibi annelerimizin büyük bir hevesle Kur’an okumaya çalışmaları
takdire şayan bir hizmettir. Öğrencilerimize, bu istek ve hevesi, arzuyu
vermedeki gayretlerinizden dolayı hepinizi tebrik ediyor, kutluyorum.
BİR YAZ PROGRAMI PROJESİ
Peygamberimiz (S.A.V.)'in "Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen
ve öğretenlerinizdir" (Buhari, Fedail, 21) müjdesine nail olabilmek
için ömrünü dine ve Kur'an'a adayan insanların hayatlarını ibretle
okumuşuzdur. Bir dönem, köşe bucak saklanarak gizlice Kur'an
öğretenleri, Kur'an öğrettiği için kendilerini tutuklayıp tokat atan
amirlere "Evladım! siz Kur'an okumayı biliyor musunuz? Gelin size de
Kur'an öğreteyim" diyen mübarek insanları , Ankara-İstanbul arası tren
yolculuklarında Kur'an öğretmek için çırpınan fedakar önderleri
düşündükçe yüreğimiz burkulur ve gözlerimiz nemlenir.
Hadis-i şerifteki müjdeye bugün de nail olmak isteyenlere Rabbimiz
bir çok kapılar açıp kolaylıklar göstereceğine inanıyoruz. Bu vesileyle,
önümüzdeki yaz tatilini düşünerek Dinimizi ve Kur'an'ı daha güzel ve
çabuk nasıl öğretebileceğimiz hakkında bazı teklifleri dikkatinize
sunuyoruz.
A. ANNE-BABALARA DÜŞEN VAZİFELER:
1. Her şeyden önce evlatlarımıza dinini ve Kitabını öğretmeyi,
asli vazifemiz bilip, onların Kur'an öğrenmesi gerektiğine
samimiyetle inanmalıyız.
2. Yavrularımızın dünya hayatlarını kazanmalarını
düşündüğümüz kadar, kamil bir mü'min olmalarını ve ebedi mutluluğu
kazanmalarını da düşünmek zorundayız.
3. Gazete okumaya, televizyon seyretmeye ayırdığımız vaktin hiç
olmazsa bir kısmını Kur'an'ı okuyup öğrenmeye, anlamaya ve öğretmeye de
ayırmalıyız.
4. Ev halkımızın kulaklarının ve gönüllerinin Kur'an'a aşina olması
için teyp kasetlerinden bol bol Kur'an dinlemeliyiz ve dinletmeliyiz.
Radyolardan (Maalesef islami olanlarda bile) geyik muhabbeti dinlemeye
ayırdığımız vaktimizi ve ilgimizi Kur'an'dan esirgememeliyiz.
5. Teknolojinin yeniliklerinden istifade ederek Kur'an okumayı
bilmesek dahi bir mealden anlamını takip ederek Kur'an dinleyebiliriz.
6. Boş ve lüzumsuz haber gürültüleri yerine, aile fertlerimizle
birlikte Kur'an saatimizin olduğunu düşünün....Tıpkı haber
saatleri gibi... Ötelerden ve gerçeklerden haberler veren kurtuluşumuzun
şifresi olan Kur'ani haberler daha çok dinlenmeye layıktır. Üstelik bu
haberleri veren de Rabbimiz olduğuna göre...
7. Bilgisayar imkanı olduğunda Kur'an öğreten CD lerden istifade
edilebilir.
8. Küçük çocuklar evlerimizdeki olay ve hareketlerin (konuşmaların)
resmini çekerler. Bu sebeple evlerimizin gündemi islam ve
Kur'andan uzak kalmamalıdır. Bu ortamda büyüyen çocuklar seve seve
Kur'an öğrenmeyi isteyeceklerdir.
9. Pembe dizileri ve lüzumsuz programları izleyen anne ve babanın
yavrularının Kur'an sevgisiyle büyümeleri mümkün değildir. O ailedeki
çocuklar, ancak Pokemon, Himen, Süpermen.... muhabbetiyle büyüyecek ve
şuuraltına yerleşen bu kimliklerin ilah gösterilmesinin problemlerini
yaşayacaktır. Bunların hastası olan çocukların Peygamber ve Kur'an
sevgisiyle büyümeleri mümkün olmadığı gibi tevhid akidelerinde de
yaralanmalar olacaktır.
10. Çocuklarımızı, Okullara ve Üniversitelere gönderirken
gösterdiğimiz ilgi ve alakayı, yazın Kur'an öğrenmesi için camiye veya
hocaya giderken de göstermediğimizde bu işi savsakladığımızı, önem
vermediğimizi onlar da anlayacaklardır. Bu şekilde Yaz kursuna giden
çocuktan bir şeyler öğrenmesini beklemek yanlış olur.
11. Çocuklarımızın ellerinden tutup bizzat hocasına götürmeli
ve derslerini takip etmeliyiz. Yaz eğitiminde görev aldığı halde
sorumluluğunu yerine getirmeyen insanı gerektiği gibi uyarmak da
anne-babaların vazifesidir.
12. Kur'an ve dini bilgiler öğrenmesi için çocuklara sevecen
yaklaşılmalı, çeşitli hediyelerle teşvik edilmelidirler.
13. Kur'an öğrendiğinde aile içi küçük bir tören yapıp
çocuğumuzdan Kur'an dinlemek ve dini sorular sormak sonra da hediyeler
takdim etmek diğer kardeşlerini ve arkadaşlarını teşvik etmek için çok
güzel olur.
14. Haftada bir akşam belirli bir saatimiz, Kur'an veya sohbet
saatimiz olmalı; ailenin bütün fertlerinin iştirakiyle anlaşılan bir
tefsir ve hadis kitabından en az yarım saat kadar bir bölüm okunmalı
ve mütalaa edilmelidir. Eğer okuma işini çocuklarımız sırayla yaparlarsa
evimizde de ayrı bir manevi havanın estiğini fark ederiz.
15. Bütün bunlar anlık olmayıp daimi olmalıdır. Bu süreç devam
ettiği müddetçe evimizde bir bereketin olduğunu hepimiz hissedeceğiz.
Ekonomik bunalımlarınız azalacak, Allah'ın rahmet ve bereketinin
üzerimize sağanak halinde indiğini yaşayacağız. Lütfen deneyiniz...
ÖĞRENCİLERE DÜŞEN VAZİFELER
1. Kur'an öğrenmenin müslümanlığın bir gereği olduğunu bilmek
2. Hocalarını can kulağı ile dinlemek
3. Arkadaşlarına da bu güzel şeyleri anlatmak ve onları da derslere
götürmek için çalışmak.
4. Daha kısa sürede daha çok şey öğrenmek için gayret etmek ve
hocalarıyla, anne-babasıyla istişarelerde bulunmak.
5. Öğrendiklerini evde uygulamaya çalışmak. (Yemek duası yapmak,
namaz kılmak, anne ve babasına da uygun zamanlarda tekrar etmek
gibi...)
6. Kendi arkadaşlarına ve özellikle de kendinden küçüklere
öğretme çabası içinde olmak. En güzel öğrenme; öğretmekle mümkündür.
7. Kur'an ve dini eğitimi önemsemeyen arkadaş çevresiyle ilişkileri
sınırlı tutmak. Onların etkisinde kalmamaya gayret etmek.
8. Sadece bu kursların dinimizi öğrenmek için yeterli olmadığını
bilerek daha çok okumaya ve araştırıp öğrenmeye çalışmak.
9. Anne-baba, hoca ve diğer büyüklerinin Kur'an ve dinimizi
öğrenmek hususunda dualarını almak.
10. Allah'a adanan
bir hayatın boşa gitmeyeceğini hiçbir zaman unutmamak.
CAMİ ÇOCUK BULUŞMASI
Yaz kursları ülkemizin eğitim
öğretim faaliyetleri açısından görmezden gelinemeyecek kadar yaygın olan
ve milyonlarca çocuğumuzun katıldığı çok ciddi, bir o kadar da ciddiye
almadığımız bir gerçeğimizdir. Ben burada gereği gibi
değerlendiremediğimiz yaz kurslarındaki bazı gerçekleri tespit etmek ve
bazı önemli yanlışlara dikkat çekmek istiyorum.
Sosyal Açıdan
Yaz Kursları, her türlü
siyâsî yaklaşımlar bir kenara itilip, halkımızın "Dinini-Kur'ânını
öğrensin." diye çocukların büyük bir içtenlik ve katılımla mahalle
camilerine göndermeleri ile gerçekleşen çok ciddî bir faaliyettir.
Ayrıca ellerinde elifbâlar, Kurân-ı Kerîmlerle camilere koştuğu,
"Şeâir-i İslâm" denilen dinin en temel unsurlarıyla tanıştığı,
kaynaştığı ve bütünleştiği bir mevsimdir.
Ülkemizde her Müslüman aile,
hem çocuğunun normal okuluna devam etmesini hem de yazları devam edeceği
yaz kurslarında çocuklarının Kur'anını öğrenmesini, namazını-niyazını
bilmesini, temel dini bilgileri almasını büyüdüğünde namazlı-niyazlı bir
insan olmasını, hiç olmazsa Cumalara gitmesini ister, arzu eder. Bu
sebeple de yaz geldiğinde camiler kıpır kıpır, cıvıl cıvıl çocuklarla
dolup taşar.
İnsanımızın özellikle
günümüzde, bu konuda ciddî arayışlar içinde olduğunu görüyoruz. Şu
denebilir ki toplum bir yandan çocuğunun iyi bir Müslüman olarak
yetişmesini, diğer yandan da her türlü siyasî- kaygıdan uzak olarak bunu
sağlamalı istiyor. Bu açıdan bakıldığında yaz kurslarının önemi
kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Toplumun bu beklentisi sonucu
hemen her kesimden insan çocuğunu camilere yolluyor ve kimse kimseyi
Kur'an okuyor diye dışlamıyor. Zîra toplu bir katılım var. Hatta
mahallemizde oturan bir şarkıcı hanımın "Oğlum senin yüzünden galiba ben
Cennete gideceğim." Sözü hala kulaklarımda çınlıyor. Neticede toplum
yıllardır var olagelen yaz kurslarından hiçbir şekilde rahatsız olmuyor,
hatta memnuniyetini ifade ediyor.
Yaz kursları kanaatimce dini
eğitimin yanında önemli bir toplumsal görev de ifa ediyor. Camiye
toplumun zengin-fakir her kesiminden çocukların katılmasından dolayı
fakir-zengin arasındaki iletişim kopukluğunu azaltmakta ve en azından
birbirine yabancı olarak büyümeleri engellenmiş olmaktadır. Bu ise
sosyal barış açısından çok mühim bir husustur.
Diğer yandan yaz kurslarında
okul gibi yoğun bir ödev anlayışının olmaması, çocuğa geniş bir özel
zaman bırakmakta, camilerde başlayan güzel ilişkiler mahalle arkadaşlığı
(çocukluk arkadaşlığı) gibi ömür boyu unutulmayacak dostlukların
temelinin atılmasına sebep olmaktadır. Bu husus da sosyal barış
açısından görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçektir.
Sosyal yönden bu kadar önemli
fonksiyonları olan yaz kurslarının kıymetini maalesef hem veliler
olarak, hem hocalar olarak yeterince kavradığımız söylenemez.
Çocuk AçısındanÖncelikle yaz kurslarına biz
büyükler çocukların bakışıyla bakamıyoruz; problemin asıl kaynağı bana
göre burada toplanıyor. Bu hususu biraz açmak isterim.
Okullar kapandığında
çocuklarımız "tatile çıktım" diye rahatlıyor. Bütün heyecanlarının
temelinde tatilin tadını çıkarma gayreti var. Çocuk her ne kadar camiye
de gelse birazcık ders daha çok oyun anlayışıyla dopdolu. Bulduğu her
fırsatta oynamak istiyor. Eğer hoca çocuğun bu ruh halini iyi
okuyamamışsa başlıyor sürtüşme ve bazen çocukta hiç te hoş intiba
bırakmayan tavırlar ortaya çıkıyor. Burada kayıplar başlıyor. Çocuğun bu
ruh halini okuyamayan veya önemsemeyin aile büyükleri de "Çocuğumuz
dinin diyanetini öğrensin." derken yanlış tutumları görmezden geliyor ve
bazen o da çocuğa yükleniyor, yada "boşver canım" deyip geçiştirip
gidiyor. Ailesinden bu tavrı gören çocuk iyice serbestliğe bürünüyor ve
binlerce çocuk başı boş şekilde sokaklarda günlerce kalmış oluyor.
Burada asıl sorumluluk hocada yoğunlaşıyor.
Eğer Hoca taşıdığı misyonun
farkında olsa "Senin elinle bir kişinin hidayete ermesi dünyadan ve
içindekilerden hayırlıdır." hadisini bir de bu gözle görüverse
millet olarak ne kadar büyük kazançlarımız olur değil mi? Yapılacak iş
sadece çocuğun ruh halini iyi çözmek ve onun dilinden anlamak. Bize hal
lisanı ile "Buyur hocam! Bak sen çağırmadığın halde ben geldim. Ailem de
istiyor. Kış dönemi yanıp tutuşsan gelemem. İşte ne öğreteceksen buyur
öğret." dediğini bir duyabilsek. Bu şekilde gelen çocuklara sert
davranarak çocukları camiden - dinden soğutmak millet adına din adına ve
büyük bir vebaldir. Çünkü bu günün küçüğü yarının büyüğü demektir. Bir
şekilde yanlış tavır ve davranışla karşılaşan çocuğu siz yarın camiye
getirebilir misiniz? Yanlış tutum ve davranışlardan dolayı dinden
soğuyan ya da ibadetlerden uzaklaşan insan sayımızın hiç te azımsanamaz
bir yekün tuttuğunu üzülerek hepimiz görüyoruz.
Veli Açısından
Veliye göre mevsim yaz. Tatil
de gelmiştir. Yöreye göre bağlara - bahçelere, kaplıcalara gidilecektir
veya gurbette olanlar memleketlerine gidecektir. Çocuk ta orada fırsat
buldukça camiye gönderilecek "Ne kadar öğrenebilirse" o kadar işte.
Eğer çocuğun devamlı gittiği bir çevre değilse oradakilerle kaynaşıncaya
kadar tatil bitecektir. Çocuklardan hep duymuşumdur. "Hocam tam Kur'an'a
çıktım, kurs bitti." Bu o kadar üzücü ve o kadar da yaygın bir ifadedir
ki olayın vahâmetini anlatmaya yetiyor aslında. Zira seneye tekrar okula
gidecek ve bir daha Kur'an’ı eline alamayacak ve ertesi yıl yine baştan,
yine baştan. Sonunda çocuk büyüyecek ve ergenliğin sorunlarıyla
boğuşmaktan bir daha fırsat bulamayacaktır. Sonuçta, milyonlarca
çocuğumuz - gencimiz yaz kurslarından din imajı açısından sadece hocadan
gördüğü tavırlar, ezberlediği birkaç namaz duası ve arada duyduğu
birkaç şey alırsa alacaktır. Diğer yandan veli yaz kursuna giden çocuk
ne öğreniyor, ne yapıyor? Çoğu zaman umursamıyor. Hocayla bir diyalog
kurulmuyor. Her hangi bir takip yok. Bunun sonucu ilgi ve takip görmeyen
çocuğun bir süre sonra motivasyonu kırılıyor ve tekrar sokağa dönüyor.
Yıllardır edindiğim tecrübelerim sonucunda, velîsi ilgilenen çocukla
ilgilenmeyen çocuğun başarısının % 80 fark ettiğini gözlemledim.
Yine en büyük yıkım kursun
ortasında tatile giden çocuklarda oluyor. Her işinde bir şekilde plan
yapan veli, bu konuda nedense duyarsız kalıyor. Özellikle çocuğuna din
eğitimi vermeyi ve çocuğunun Kur'an öğrenmesini isteyen velilere şunu
gayet açık ve net olarak söyleyebiliriz. "Eğer çocuğunuzun Kuran
öğrenmesini istiyorsanız ve Kur'an Kursuna gönderemeyecekseniz 7 yaşına
gelmiş çocuğunuzun önünde 5 yaz mevsimi vardır. İyi planlamak suretiyle
5 yıllık tatilde Kuran ve din eğitimi almaları temin edilebilir. Şöyle
ki 8 haftalık bir yaz kursu 1 yıllık din kültürü dersi saatine eşittir.
Ayrıca çocuk hafta içi her gün devam ettiği için ve Kur'an eğitimi ile
dini bilgiler birbirini tamamlayıcı nitelik arz ettiğinden daha kalıcı olacaktır.
Halbuki din dersleri haftada bir olduğundan verim daha az olmaktadır. 5
yıl aşağıda arz edeceğim anlayışla yaz kursuna devam edecek bir çocuk
yaz kursundan elde edebileceği verimin seviyesini çok yükseltecektir.
TATİLDE KUR'ÂN EĞİTİMİ VE AİLELER
Rabbimiz'in emâneti olan yavrularımız, eğitim-öğretim
maratonlarının bir yılını daha bitiriyorlar... Ne zamandır iple
çektikleri yaz tatili sırada şimdi... Yoğun ders, ödev ve imtihanlarla
yorgun düşen çocuk ve gençler, sağlık, sıhhat ve neşeyle geçirirler
tatillerini...
Yaz tatili, ailelerin bir arada vakit geçirebilmeleri açısından pek
çok imkânı barındırıyor. Çoğu zaman bu büyük nîmet ve fırsatlar, yaz
tatili bitince fark ediliyor ve "Hay Allah, tatil de ne çabuk geçti;
hiçbir şey anlamadık; keşke planlı davransaydık ya da şöyle yapsaydık,
v.s." diye hayıflanmalar oluyor. Bunu dile bile getirmeyen; tatilini
süresiz eğlence, sınırsız oyun ve gezinti ile geçirmek isteyen çocuk ve
gençlere -"bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" mantığıyla- karışmadan
kendi hallerine bırakıveren ebeveynlerin sayısı da azımsanmayacak ölçüde
maalesef? Ele avuca sığmayan ciğer-pârelerimize tabiî ki merhamet, sevgi
ve iyilik bu değil?
Diğer taraftan öncelikle kul, sonra ebeveyn olarak
sorumluluklarının bilincinde olanlar dikkat çeken ölçüde çoğalıyorlar
elhamdülillah. Anne-babalar arkadaşlarıyla istişâre ediyor; daha iyi bir
eğitimi nasıl ve ne şekilde verebileceklerinin sancısını çekiyorlar.
Öyleyse yaz tatilinin sonunda ailece güzel şeyler başarmanın mutluluk ve
huzurunu tadabilmek için tatil başlamadan, tatilde yapılabileceklerin en
iyisine ulaşma konusunda bilinçli ve planlı kararlar vermek en doğru
olandır kuşkusuz?
Bu doğrultuda çocuğun fikrî ve ahlâkî gelişimine faydalı olması
amacıyla tercih edilen en yaygın seçenek yaz Kur'ân Kursları olmaktadır.
Kurslarımızın kapıları, karnelerin alınmasının hemen ardından minik
eller tarafından çalınmaya başlar. Çeşitli yaş gruplarında, rengârenk
çiçek demeti misâli çocuklar, sıralara biraz merak, biraz heyecanla
otururlar. Aileler ve çocuklar, "yer kalmaz" endişesiyle tatilin ilk
günlerinde isimlerini yazdırırlar. Ellerinde elif cüzleri, yüreklerinde
farklı bir ortamın getirdiği heyecanla ağzınızdan çıkacak cümleleri ve
onlarla nasıl bir diyalog kuracağınızı merakla bekleyen yaz kursu
talebeleri karşınızdadır artık.
Rabbimizin kelâmının deryasından nasiplerini almaya gelmiş minik
martılar gibidirler bu talebeler? Uzun süre kalamazlar; tatillerinin
ancak bir kısmıdır sizinle geçirdikleri, ya memleketlerine giderler ya
da sizin kursunuzun çevresine tatile gelmişlerdir ve dönerler?
Bu kısa birlikteliklerde yapılmak istenen çok şey vardır. Öyleyse
verim alınması istenen her girişimde olduğu gibi hedef ve rota iyi
belirlenmeli; gayret ve çalışmalar kişinin konum ve kapasitesine uygun
olmalıdır.
Bu çerçevede eğitimcilerin ve ailelerin elele vermeleri en
idealidir. Ama bu olmayabilir. Yani ilgisiz bir ailenin çocuğuyla
muhatap bir eğitimci ya da yakın çevresinde iyi bir kurs imkânı
bulunmayan bir ebeveyn de olabilirsiniz. Her hâlükârda herkes elinden
geleni ihlâsla yaparsa Rabbimiz de mutlaka çalışanların yardımcısı
olacaktır.
Öğrenilecek olan ne kadar şerefliyse, ilim de öyle şerefli olduğuna
göre, Kur'ân talebesi en güzel ihtimama lâyıktır. Bu yüzden
Peygamberimiz (s.a.v.), ümmetinin en hayırlıları olarak Kur'ân'ı,
öğrenen ve öğretenlere dikkat çekiyor. Kur'ân talebesinin ebeveyni ve
Kur'ân öğreticileri. Vazifelerinin kutsallık ve hassasiyetinin farkında
oldukları nisbette metod, çözüm ve alternatifler üretmekte gayretli
olacaklardır. İşin ucunda, hayat defterlerinin kapanmasını önleyecek
salih ve saliha evlât ya da talebe gibi kıymetli bir nîmete sahip olmak;
evlâtlarının ya da kendilerine teslim edilen talebelerin hakkını gücü
nisbetinde vermiş olup, sorumluluktan kurtulmak vardır.
KENDİNİZİ SEVDİRİN
Hayat ve meslek tecrübelerinden faydalandığımız hocalarımızın Yaz
Kur'ân Kursları'nda hocalık yapacak olanlara "altın tavsiye"si:
"Kendinizi Sevdirin" olmuştur hep. Yaz kursunun süresi kısa olduğu için
en pratik yolun bu olduğunu söylerler. Talebe hocasını sevdiğinde,
tatilden belleğinde en başta güzel bir birliktelik, hoşça geçirilen
vaktiler kalacaktır. Hocasını özleyecek, bir sonraki yazı iple
çekecektir. Hocasının şahsında İslâm'ı tanıyacak, onun yaşantısını
kendisine örnek alacak, onun bildiklerine gıpta edecek, islâmî ilimlere
merakı artacaktır. Yine böylece Rabbinin kelâmını, hocasının örnek
aldığı Allah Rasûlü'nü (s.a.v.), diğer İslâm büyüklerini de
kendiliğinden sevecektir. Kimbilir bu sayede Kur'ân Kursu ortamından
herhangi bir sebeple uzak yaşayan birçok ailenin çocuklarından oluşan
okul ve mahalle arkadaşlarına bu sevgisinden bahsedecek; onun özlemle
andığı mutlu yaz günlerine diğerlerinin de ilgisi çekilecektir. Altın
tavsiye gerçekten de altınmış değil mi?
Bu ütopik ya da pembe bir tablo değil aslında? Eğitimci bu yönde
gayretini yoğunlaştırır, dört bir yandan gelmiş, belki de Kur'ân'la ve
Kur'ân Kursu'yla ilk defa tanışmış mâsum yavrularla birlikteliğin her
dakikasını elinden geldiğince dolu dolu geçirmeye çalışırsa, Rabbimizin
de yardımıyla pek çok güzellikler yaşanabilir. Geleceğin, İslâm ahlâkına
sahip yetişkinleri için ne yapsak az, öyle değil mi?
Öncelikle sabır hoşgörü ve tebessümü elden bırakmamak,
muhataplarımızın âdetâ yıllar sonraki hallerini gözlerimizin önünde
canlı tutmaya gayret ederek görevimizin hassasiyetinin şuurunda olmak
gerekli şüphesiz. Belki de bazıları sâdece "güvenli bir ortamda olsun ve
başımdan gitsin de ne olursa olsun" fikriyle hocanın yanına
bırakılıvermiş olan talebelerin, o ortamdan en güzel şekilde istifâde
edebilmeleri ne büyük adımlardır aslında. Toplumun yapı taşları
bireylerin İslâm ahlâkından pırıltılar yüklenip; bunu ailelerine
ilettiklerini düşününce, ulaşılan muhatap sayısı bir anda nasıl da üçe
dörde katlanır?
Hocasını zaten sevmeye hazır olan talebeler, onun da bunu şevk ve
heyecanla istediğini görünce ne de hoş birliktelikler olur kimbilir?..
Küçük çaplı bir kır gezintisi, kursun bahçesindeki ya da içindeki bir
oyun halkası, yaşlarına uygun ibretli ve güzel hikâyeler, bilmeceler,
neşeli ilâhiler, hatta sayıları epey çoğalan birbirinden güzel mesajlar
yüklü olan çocuk şarkıları, geride kursun tadı damağında kalmış çocuklar
bırakmaz mı?
ZAMAN PROBLEMİ
Peki bunları hangi zamana sığdıracağız? Aileler çocuklarının
cüzlerinde ilerlemesini, namaz sûrelerini, namazı abdesti öğrenmelerini
haklı olarak bekliyorlar. Nitelikli beraberlikler, kısa da olsa iz
bırakacaktır. Dersler de planlı ve sistemli olursa, pek çok güzellikler
elde edilebilir. Hele muhataplarımızın bellekleri taze, öğrendikleri
taşa yazılan yazılar misâli olunca avantajımız büyük demektir.
Yalnız bu noktada, genelde velilerin haklı olarak yakındığı bir
hususa dikkat çekmek istiyorum. Geleni geri çevirmenin vebâlini
üstlenmemek için, çoğu zaman kursun kapasitesinin çok üzerinde talebeye
kapılarını açan Yaz Kur'ân Kursu hocaları, bu yoğunluk sebebiyle çoğu
zaman yetişmiş talebelerinden yardım almak zorunda kalıyorlar. Her
talebeye, hocanın her gün bizzat ders vermesi imkân dışı kalıyor çoğu
zaman. Bu sebeple ihmal edilmemesi gereken iki önemli tedbiri
hatırlatabiliriz: Talebeyi okutan talebenin okuyuşunun mutlaka düzgün
olması; bir liste yardımıyla dönüşümlü olarak her talebenin en az iki ya
da üç günde bir hocanın elinden geçmesidir bu tedbirler. Aksi takdirde
ya talebe gevşeyip emekler boşa gidecektir ya da bütün talebeleri her
gün okutacağım derken Kur'ân'ın rûhu, ahlâkî güzellikler, temel dînî
vazîfelerin anlatılmasına, hoşça vakitler geçirilmesine yeterince fırsat
kalmayacaktır.
Ayrıca Kur'ân Kursu hocaları, diğer meslektaşlarıyla irtibat içinde
olup, onların tecrübelerinden faydalanırsa daha çok çeşitli
alternatifler bulunabilir. Bu işbirliği geliştirilirse, kursun kendi
bünyesinde bilgi yarışmaları düzenlenip, talebeler buna kursun başından
itibaren teşvik edilebilir. Başarılı olanları karınca kararınca
ödüllendirmek de bu teşviği güçlendirir tabiî. İkinci aşamada, bu
yarışma renkli ve neşeli bir şekilde çevre kurslar arasında da
yapılabilir. Hocalar arasındaki işbirliğinden oluşan heyecanlı
birliktelikler, talebelerin hafızalarında hoş izler bırakacaktır
şüphesiz?
Yine kurs süresince öğrenilen çocuk şarkısı, ilâhi ve şiirlerin,
hatta varsa kabiliyetli talebelerce yapılacak mini piyeslerin halka
sunulması; talebelerin sosyal faaliyetlerde tecrübe kazanması, hazırlık
ve sunum safhalarında hoşça vakit geçirmeleri ve kursun tanıtımı
açısından pek çok faydayı barındırabilir. Belki de bu programların
yapıldığı kurslar çoğaldığında, çeşitli kursların talebeleri bu
birikimlerini bir şenlik havasında birleştirip sergileyebilirler.
AMAN DİKKAT
Gerçekleşmesini ve yaygınlaşmasını arzu ettiğimiz bu ortamların
aksini ise düşünmek bile istemiyorum. Yani disiplin (!) adına azarlama
ve sert tavırlarla monoton dersler sayesinde hocasından, dolayısıyla
Kur'ân Kursu ve Kur'ân Kursu'nun kapılarını açması beklenen tüm
güzelliklerden uzaklaşan; bu sebeble hayatının daha sonraki safhalarında
yolu oralara düşmeyen bireyler? Korkunç bir vebal değil mi? Demek ki
İslâm'ın güzelliklerine kapılar açmakla, güzelliklerden uzaklaştırmak
arasında çok mühim bir çizgi var? Kulluk ve sorumluluk bilincinde olan
herkes de, o çizginin tehlikeli tarafının ürpertisini hep duymak ve en
güzele ulaşma çabasını elden hiç bırakmamak zorunda tabiî ki?
ANNE-BABAYA GELİNCE?
Ebeveynlere ayrıca dönersek, hayat boyu süren sorumluluk
çizgilerinin yaz tatili safhasında özellikle dikkat etmeleri gereken
hususlar var: Eğer çocuk ya da genç Yaz Kur'ân Kursu'na katılma imkânına
sahipse, sağlanabilecek en iyi düzeyli imkânlar tercih edilmelidir. Kurs
hocasıyla mutlaka görüşmeli, kursun programı hakkında bilgi alınıp bu
programın takipçisi olunmalıdır. Kursta öğrenilenler evde anlattırılarak
hem anlatım kabiliyeti geliştirilmiş, hem de bilgileri pekiştirilmiş
olur. Bu gerçek hemen herkes tarafından bilindiği halde, genelde tatilin
yoğun temposu arasında kolayca ihmal edilebildiği de unutulmamalıdır.
Verim açısından önemli bir diğer husus da çocuğun kurs sonunda
geldiği Kur'ân okuma düzeyinin ebeveynine emânet olduğudur. Eğitim
süreklilik ister. Bu yüzden, cüzdeyse öğrendiği kuralları muhafaza
etmesi için diğer yaza kadar her gün ya da en az haftada bir tekrar
etmesi sağlanmalıdır. Kur'ân'a geçtiyse, her gün bir âyet bile olsa
okumasına teşvik edilmelidir. Aksi takdirde, biz istemesek de genelde
olduğu gibi çocuk bir dahaki yaza öğrendiklerini unutmuş olarak sil
baştan başlar. Rabbimizin kelâmının en güzel ve doğru bir şekilde
seslendirilmesi uğrunda emeklerinin zâyi olmasını istemeyen herkes bu
hususu unutmamalıdır.
Ayrıca "İşte Kur'ân Kursu'na gönderiyorum. Ben vazifemi yaptım."
Anlayışıyla gevşekliğe düşmek, her şeyi kurs eğitiminden beklemek de
çokça düşülen bir yanlıştır. Bunun tam aksine günün geri kalan bölümünde
en az bir saat, ailenin toplanıp sohbet etmesine, kitap okuyup fikir
alışverişinde bulunmaya ayrılmalıdır. Hele Kur'ân Kursu'na gönderme
imkânı, herhangi bir sebeble yoksa, o ev Kur'ân Kursu'nun rolünü
üstlenmelidir. Günün uygun bölümlerine keyifli ders saatleri konulmalı,
bu vakitlerin çocuğun istekle beklediği saatler haline getirilmesi için
elden gelen yapılmalıdır.
Özlediğimiz altın nesle ulaşmak, sorumluluklarını yerine getirmenin
iç huzurunu ve mutluluğunu duymak; sonradan pişmanlık duymayacağımız
zaman dilimleriyle mümkün olacaktır inşaallah. Rabbimiz neslimizi âhir
zamanın tüm fitnelerinden muhafaza eyleyip, Kur'ân rûhuyla ve nûruyla
süslesin. Âmin..
AMEL DEFTERİ VE KARNE
Bugün
ilköğretimde okuyan öğrenciler karnelerini alıyor. Bu karne heyecanını
öğrencilerle beraber veliler de yaşıyor. Daha şimdiden karnedeki duruma
göre alınacak hediyeler düşünülüyor. Çok farklı bir heyecandır karne...
Her yıl
öğrencilerimiz iki defa bize karne getirir. Karneyi getirirken, “Baba,
anne bak karnemi getirdim” diye sevinçle eve geldiklerinde, heyecanla
kucağımızı açıp çocuğumuzu kucağımıza alıp, “Aferin benim oğluma,
kızıma” sözlerini duymak isterler.
Şöyle bir
düşünürsünüz... Daha dün dünyaya gelmişti sanki.... Ne çabuk da
büyüdüler, önlüklerini giydiler ve koskoca bir yıl bitti. Şimdi de
karşıma geçip, bana karnelerini gösteriyorlar. Evet, zaman su gibi akıp
gidiyor. Zamanı en iyi şekilde değerlendirmek bizim için çok önemli
olmalıdır.
Ben, bu
yazımda siz değerli okuyucularımı karnelere başka bir gözle bakmaya
davet ediyorum. Evet, başka bir gözle bakmak.
Aklınıza,
aldığınız ilk karneyi hatırlayın. Duyduğunuz ilk karne heyecanını
çocuğunuzla birlikte duymaya karar verin. Karneye alelâde bir kağıt
parçası değil de, ahirette biz kullara verilecek, dünyada benimsediğimiz
inançlar ve yaptığımız amellerin kayıtlı bulunduğu bildirilen defter
(kitap) veya mahşerde görülmesinden sonra sahibinin durumunu açıklayan
belge diye tarif ettiğimiz Amel Defteri verilmiş gibi baksak
acaba nasıl bir duygu içinde oluruz?
O zaman,
karneye normal bir kağıt parçası olarak mı, yoksa birden ahireti
hatırlayıp, bize cennet ve cehenneme gideceğimizi açıklayan bir belge
verildiğini mi hissederiz?
Evet,
lütfen bu sefer karnelere bu gözle bakalım.
Bugün
derslerinde zayıf alan bir oğlumuzu, kızımızı azarlarken, derslerine
çalışmadığı, oyuna dalıp derslerini ihmal ettiği için, ödevlerini
yapmadığı için azarlarken; karneye bakıp da kızarken acaba aklımıza
şunlar gelmiyor mu?
“Bir gün bu
karne gibi bana da bir karne, amel kitabı, defteri verilecek. Yapmış
olduğum her şeyin yazılı olduğu, kayıtlı olduğu bir amel defteri...
Büyük-küçük ne varsa, ne yaptım ise her şeyin, zerre miktarına kadar
iyilik veya kötülüğün yazılı olduğu bir amel defteri... Ben çocuğumu
zayıf aldı diye azarlarken, derslerine çalışmadı diye kızarken, Allah
Teala da “Kulum! Sana o kadar nimet verdim. Mal, mülk, evlat, servet
verdim. Niçin bana kulluk etmedin? Ben sana beş vakit kılmayı emrettim.
Sen ise günde beş defa okunan ezanlara kulak vermedin, derse ben ne
cevap veririm? Beni azarlayıp, cehennemine koyarsa ben ne yaparım?”
Çocuğumuzun
karnesine bakarken, biraz da ahireti, hesabı, mizanı, sırat köprüsünü,
mahşeri düşünelim. Bakın o zaman ruhen ve bedenen kendinizi nasıl daha
rahat hissedeceksiniz? Daha evvel, alelade bir belge olarak baktığınız,
iyi olduğu zaman, teşekkür aldığı, takdir aldığı zaman sevindiğiniz,
öğündüğünüz o karne size çok şeyler anlatacaktır. Çocuğunuz kötü bir
karne getirdiği zaman bile, Allah Teala’nın eşsiz merhametini düşünerek,
acıyarak çocuğunuza güzel tavsiyelerde bulunacaksınız. Halbuki bu
tavsiyelerin öncelikle kendinize lazım olduğunu asla unutmayacaksınız.
Böylece daha amel defteri açılmadan, kendinize gerekli olan dersi
alacak, hayatınıza bir çeki düzen vereceksiniz.
Karneye
bakarken, amel defterinizde yazılı olan şeyleri görecek ve gayr-i
ihtiyari olarak “Ben yapmadım...” diyeceksiniz. Fussilet suresinde;
kulakların, gözlerin ve derilerin, Yasin suresinde de kıyamet günü
ağızların mühürlenip ellerin ve ayakların insanın işlediği fiiller
şahitlik yapacağını bildirmesi amel defteriyle ilgili olarak Allah
Teala’nın kıyamet sahnelerinden bizi haberdar ettiğini göstermektedir.
Bizleri bu
dünyaya hangimizin daha iyi iş yapacağını, hangimizin daha iyi bir kul
olacağını tesbit için ölümü ve hayatı yaratan Allah (C.C.), bizlerin
karnesini, amel defterini görevlendirdiği melekler tarafından
yazdırmaktadır.
Kur’an’da
zikredilen kitap ve suhufun insan ömrünün muhasebesinin yazılı bulunduğu
defter anlamını ifade ettiği gibi, bir çok müfessir tarafından da
kişinin hesabının görüldüğünü bildiren bir belge anlamına gelebileceği
belirtilmiştir. Ehl-i sünnet alimleri amel defterlerinin bilinemeyeceği,
bu dünyadaki defterlere de benzetilemeyeceği görüşündedirler.
Teşbihte
hata olmaz, derler. Bir nebze de olsa, dünyadan misal getirerek, ahireti
hatırlayabildiysek ne mutlu...
Artık
karnelere bir başka gözle bakarız inşallah...
Pazar günü
üniversite sınavına girecek öğrencilere de başarılar diliyorum.
Cumanız
mübarek olsun..
DUYURULAR
Yaz
kursları 20 Haziran-26 Ağustos 2005 tarihleri arasında açılacak.
Sabahları saat 09:00 ile 12:00 arasında tüm camilerimizde ve kuran
kurslarımızda açılacak. Bu yıl kursa gelen öğrencileri 3 grupta
değerlendireceğiz.
1.
kur’a. kur’anı kerimi okumasını hiç bilmeyenler
2.
kur’a, kur’anı kerimi yeterince seri okayamayanlar,
3.
kur’a, kur’an-ı kerimi seri okuma becerisine sahip olup, tecvit
kurallarını uygulamada yetersiz olanlar.
Dini
bilgiler bakımından da, bu kurslarda, programların hangisine uygun
seviyede ise, o kuran programına kaydedilecek.
Yatılı
olarak, Bölge yatılı kur’an kursumuzda erkek öğrenciler için, Bölcek
köyünde ise, kız öğrenciler için yatılı kuran kursumuza kayıt
yaptırabilirler.
Bölcek kuran
kursumuz bu yıl 32 haftalık kur’an kursu faaliyeti göstermiş 40
civarında öğrencimiz bu sene mezun olmuştur.
Bölcek kuran
kursumuzun yanında yeni bir ek inşaata başladık. Kursa kalan
öğrencilerin daha rahat ve güzel bir ortamda eğitim öğretim görmesi
için. İnşallah yakın bir zamanda bu ay içinde temeli atılacak. Bu konuda
hayırsever kütahya halkının katkılarını bekliyoruz. Bu konuda yardımcı
olmak isteyenler İl müftülüğümüzle veya Bölcek Köyü kuran kursu derneği
ile irtibata geçerek yardımcı olabilirler.
ÜÇ
HEYKEL
İki komşu
ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar ama, her fırsatta
birbirlerini rahatsız ederlerdi.
Doğum
günleri ve bayram günlerinde ilginç armağanlar göndererek, karşıdakine
zekâ gösterisi yapma fırsatı kollarlardı.
Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltraşını
huzuruna çağırdı.
İstediği
birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan
heykeli yapmasıydı.
Aralarında
bir fark olacak, ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.
Heykeller
hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi.
Heykellerin
yanına bir de mektup konmuştu.
Şöyle
diyordu heykelleri yaptıran hükümdar;
….
“Doğum
gününü bu üç altın heykelle kutluyorum.
Bu üç heykel
birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri, diğer
ikisinden çok daha değerlidir.
En değerli
heykeli bulunca bana haber ver.”
…..
Hediyeyi
alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı.
Üç altın
heykel, gramına kadar eşitti.
Ülkesinde
sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı.
Hepsi de
heykelleri büyük bir dikkatle incelediler, ama aralarında bir fark
göremediler.
Günler geçip
gidiyordu.
Bütün ülke,
hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu.
Sonunda,
hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber
gönderdi.
İyi okumuş,
akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı
için zindana atılmıştı.
Başka çaresi
olmayan hükümdar bu genci çağırttı.
Genç önce
heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini
istedi.
Telle
birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı.
İkinci
heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.
Üçüncü
heykele de tel kulaktan girdi, ama bir yerden dışarı çıkmadı.
Ancak telin
sığabileceği bir kanal, kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye
gitmiyordu.
Hükümdar,
heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı:
…
“Kulağından gireni ağzından çıkartan
insan makbul değildir.
Bir kulağından giren diğer kulağından
çıkıyorsa, o insan da makbul değildir.
En değerli insan, kulağından gireni
yüreğine gömen insandır.”