|
Yaz kursları ülkemizin eğitim öğretim faaliyetleri açısından
görmezden gelinemeyecek kadar yaygın olan ve
milyonlarca çocuğumuzun katıldığı çok ciddi,
bir o kadar da ciddiye almadığımız bir
gerçeğimizdir. Ben burada gereği gibi
değerlendiremediğimiz yaz kurslarındaki bazı
gerçekleri tespit etmek ve bazı önemli
yanlışlara dikkat çekmek istiyorum.
Sosyal Açıdan
Yaz Kursları, her türlü siyâsî yaklaşımlar bir kenara itilip,
halkımızın "Dinini-Kur'ânını öğrensin." diye
çocukların büyük bir içtenlik ve katılımla
mahalle camilerine göndermeleri ile
gerçekleşen çok ciddî bir faaliyettir.
Ayrıca ellerinde elifbâlar, Kurân-ı
Kerîmlerle camilere koştuğu, "Şeâir-i İslâm"
denilen dinin en temel unsurlarıyla
tanıştığı, kaynaştığı ve bütünleştiği bir
mevsimdir.
Ülkemizde her Müslüman aile, hem çocuğunun normal okuluna devam
etmesini hem de yazları devam edeceği yaz
kurslarında çocuklarının Kur'anını
öğrenmesini, namazını-niyazını bilmesini,
temel dini bilgileri almasını büyüdüğünde
namazlı-niyazlı bir insan olmasını, hiç
olmazsa Cumalara gitmesini ister, arzu eder.
Bu sebeple de yaz geldiğinde camiler kıpır
kıpır, cıvıl cıvıl çocuklarla dolup taşar.
İnsanımızın özellikle günümüzde, bu konuda ciddî arayışlar içinde
olduğunu görüyoruz. Şu denebilir ki toplum
bir yandan çocuğunun iyi bir Müslüman olarak
yetişmesini, diğer yandan da her türlü
siyasî- kaygıdan uzak olarak bunu sağlamalı
istiyor. Bu açıdan bakıldığında yaz
kurslarının önemi kendiliğinden ortaya
çıkıyor.
Toplumun bu beklentisi sonucu hemen her kesimden insan çocuğunu
camilere yolluyor ve kimse kimseyi Kur'an
okuyor diye dışlamıyor. Zîra toplu bir
katılım var. Hatta mahallemizde oturan bir
şarkıcı hanımın "Oğlum senin yüzünden galiba
ben Cennete gideceğim." Sözü hala
kulaklarımda çınlıyor. Neticede toplum
yıllardır var olagelen yaz kurslarından
hiçbir şekilde rahatsız olmuyor, hatta
memnuniyetini ifade ediyor.
Yaz kursları kanaatimce dini eğitimin yanında önemli bir toplumsal
görev de ifa ediyor. Camiye toplumun
zengin-fakir her kesiminden çocukların
katılmasından dolayı fakir-zengin arasındaki
iletişim kopukluğunu azaltmakta ve en
azından birbirine yabancı olarak büyümeleri
engellenmiş olmaktadır. Bu ise sosyal barış
açısından çok mühim bir husustur.
Diğer yandan yaz kurslarında okul gibi yoğun bir ödev anlayışının
olmaması, çocuğa geniş bir özel zaman
bırakmakta, camilerde başlayan güzel
ilişkiler mahalle arkadaşlığı (çocukluk
arkadaşlığı) gibi ömür boyu unutulmayacak
dostlukların temelinin atılmasına sebep
olmaktadır. Bu husus da sosyal barış
açısından görmezden gelemeyeceğimiz bir
gerçektir.
Sosyal yönden bu kadar önemli fonksiyonları olan yaz kurslarının
kıymetini maalesef hem veliler olarak, hem
hocalar olarak yeterince kavradığımız
söylenemez.
Çocuk Açısından
Öncelikle yaz kurslarına biz büyükler çocukların bakışıyla
bakamıyoruz; problemin asıl kaynağı bana
göre burada toplanıyor. Bu hususu biraz
açmak isterim.
Okullar kapandığında çocuklarımız "tatile çıktım" diye rahatlıyor.
Bütün heyecanlarının temelinde tatilin
tadını çıkarma gayreti var. Çocuk her ne
kadar camiye de gelse birazcık ders daha çok
oyun anlayışıyla dopdolu. Bulduğu her
fırsatta oynamak istiyor. Eğer hoca çocuğun
bu ruh halini iyi okuyamamışsa başlıyor
sürtüşme ve bazen çocukta hiç te hoş intiba
bırakmayan tavırlar ortaya çıkıyor. Burada
kayıplar başlıyor. Çocuğun bu ruh halini okuyamayan veya önemsemeyin
aile büyükleri de "Çocuğumuz dinin
diyanetini öğrensin." derken yanlış
tutumları görmezden geliyor ve bazen o da
çocuğa yükleniyor, yada "boşver canım" deyip
geçiştirip gidiyor. Ailesinden bu tavrı
gören çocuk iyice serbestliğe bürünüyor ve
binlerce çocuk başı boş şekilde sokaklarda
günlerce kalmış oluyor. Burada asıl
sorumluluk hocada yoğunlaşıyor.
Eğer Hoca taşıdığı misyonun farkında olsa "Senin elinle bir
kişinin hidayete ermesi dünyadan ve
içindekilerden hayırlıdır." hadisini bir
de bu gözle görüverse millet olarak ne kadar
büyük kazançlarımız olur değil mi? Yapılacak
iş sadece çocuğun ruh halini iyi çözmek ve
onun dilinden anlamak. Bize hal lisanı ile
"Buyur hocam! Bak sen çağırmadığın halde ben
geldim. Ailem de istiyor. Kış dönemi yanıp
tutuşsan gelemem. İşte ne öğreteceksen buyur
öğret." dediğini bir duyabilsek. Bu şekilde
gelen çocuklara sert davranarak çocukları
camiden - dinden soğutmak millet adına din
adına ve büyük bir vebaldir. Çünkü bu günün
küçüğü yarının büyüğü demektir. Bir şekilde
yanlış tavır ve davranışla karşılaşan çocuğu
siz yarın camiye getirebilir misiniz? Yanlış
tutum ve davranışlardan dolayı dinden
soğuyan ya da ibadetlerden uzaklaşan insan
sayımızın hiç te azımsanamaz bir yekün
tuttuğunu üzülerek hepimiz görüyoruz.
Veli Açısından
Veliye göre mevsim yaz. Tatil de gelmiştir. Yöreye göre bağlara -
bahçelere, kaplıcalara gidilecektir veya
gurbette olanlar memleketlerine gidecektir.
Çocuk ta orada fırsat buldukça camiye
gönderilecek "Ne kadar öğrenebilirse" o
kadar işte. Eğer çocuğun devamlı gittiği bir
çevre değilse oradakilerle kaynaşıncaya
kadar tatil bitecektir. Çocuklardan hep
duymuşumdur. "Hocam tam Kur'an'a çıktım,
kurs bitti." Bu o kadar üzücü ve o kadar da
yaygın bir ifadedir ki olayın vahâmetini
anlatmaya yetiyor aslında. Zira seneye
tekrar okula gidecek ve bir daha Kur'an’ı
eline alamayacak ve ertesi yıl yine baştan,
yine baştan. Sonunda çocuk büyüyecek ve
ergenliğin sorunlarıyla boğuşmaktan bir daha
fırsat bulamayacaktır. Sonuçta, milyonlarca
çocuğumuz - gencimiz yaz kurslarından din
imajı açısından sadece hocadan gördüğü
tavırlar, ezberlediği birkaç namaz duası ve
arada duyduğu birkaç şey alırsa alacaktır.
Diğer yandan veli yaz kursuna giden çocuk ne
öğreniyor, ne yapıyor? Çoğu zaman
umursamıyor. Hocayla bir diyalog kurulmuyor.
Her hangi bir takip yok. Bunun sonucu ilgi
ve takip görmeyen çocuğun bir süre sonra
motivasyonu kırılıyor ve tekrar sokağa
dönüyor. Yıllardır edindiğim tecrübelerim
sonucunda, velîsi ilgilenen çocukla
ilgilenmeyen çocuğun başarısının % 80 fark
ettiğini gözlemledim.
Yine en büyük yıkım kursun ortasında tatile giden çocuklarda
oluyor. Her işinde bir şekilde plan yapan
veli, bu konuda nedense duyarsız kalıyor.
Özellikle çocuğuna din eğitimi vermeyi ve
çocuğunun Kur'an öğrenmesini isteyen
velilere şunu gayet açık ve net olarak
söyleyebiliriz. "Eğer çocuğunuzun Kuran
öğrenmesini istiyorsanız ve Kur'an Kursuna
gönderemeyecekseniz 7 yaşına gelmiş
çocuğunuzun önünde 5 yaz mevsimi vardır. İyi
planlamak suretiyle 5 yıllık tatilde Kuran
ve din eğitimi almaları temin edilebilir.
Şöyle ki 8 haftalık bir yaz kursu 1 yıllık
din kültürü dersi saatine eşittir. Ayrıca
çocuk hafta içi her gün devam ettiği için ve
Kur'an eğitimi ile dini bilgiler birbirini
tamamlayıcı nitelik arz ettiğinden daha kalıcı olacaktır. Halbuki din dersleri haftada bir
olduğundan verim daha az olmaktadır. 5 yıl
aşağıda arz edeceğim anlayışla yaz kursuna
devam edecek bir çocuk yaz kursundan elde
edebileceği verimin seviyesini çok
yükseltecektir.
Hoca Açısından
Toplum algılayışında hocaya fiilen şu misyonlar yüklenmektedir:
Hoca mahallenin vaizi, din eğitimcisi,
çocuk eğitimcisi (yaz mevsimi geldiğinde),
dîni danışman, aile kurucu, hastalara moral
veren ruh sağlığı uzmanı v.s.
Toplum hocadan bunları bekliyor. Ancak camiler için din görevlisi
alımında bu hususlarda alt yapı sunulduğunu
söylemek gerçekten zor. Bu defa toplum
tarafından hocaya dini merasimleri idare
etmek gibi dar bir rol biçiliyor ve
böylesine önemli bir eğitim zamanı olması
gereken yaz kursları maalesef bir şekilde
geçiştiriliyor.
Hocalarımıza çocuk eğitimi ile ilgili bir eğitim almadan yaz
kurslarında eğitimcilik rolü verilince
çocukların belleğinde unutulamayacak yanlış
uygulamalara din adına müsaade edilmiş
oluyor. Ondan sonra da bazı ferdî yanlış
uygulamalar bütün din görevlilerine şamil
edilerek hepsi töhmet altında bırakılmak
isteniyor. Hocalarımızın özellikle çocuk
psikolojisi alanında profesyonel desteklere
ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum.
Yeri gelmişken Kur'an eğitiminde yapılan bazı yanlış uygulamaların
altını çizmek istiyorum.
1. Yaz kursuna gelen çocuklar için herhangi bir seviye tespiti
yapılmadan bilsin bilmesin aynı kategoride
değerlendiriliyor. Bu, çocukta ciddi
motivasyon kaybına sebep olmaktadır. Bunun
için kim ne seviyede Kur'an biliyor, baştan
ayırmak gerekmektedir. Bundan dolayı her
çocuk için bir kayıt tutulmalı ve çocuğun
Kuran eğitiminde geldiği seviye mutlaka
tesbit edilip kaydedilmeli.
2. Yaş grupları yapılmadan bütün çocuklara aynı ortamda ders
veriliyor. Özellikle erkek çocukları bu
durumda büyükler küçükleri etkisi altına
alıp onlara abilik taslıyor ve hoca da çoğu
zaman tek olduğundan ve çocukları tek tek
okuttuğundan hocanın fark etmediği alanlarda
kargaşa oluşuyor. Hoca otoritesini sağlamak
için ya çok sert oluyor (bu durumda
hatıralardan silinmeyecek yaralar oluşuyor.)
ya da bunalıyor ve bir an önce çocukları
evlerine gönderme çabası içine giriyor.
3. Eskiden beri devam edegelen belli seviyede Kur'an bilenlerin
kalfa olarak çocukları okutma geleneği de
maalesef çok ciddî yanlışlara sebep oluyor.
Kalfa demek hoca olmadığı zaman hoca demek.
Kalfalık eğitimi diye hiçbir eğitim
verilmeden kalfa olan delikanlı ergenlik
psikolojisiyle burda kral benim demeye
başlıyor. Belki hoca günün belli bir
zamanını bu ergenlerin kalfalık eğitimine
ayırması gerekiyor.
4. Hocalarımız çoğu zaman yaz kursuna ciddi hazırlanmıyor. Belki
kendince çok haklı nedenleri olabilir ama
hiçbir sebep, görevi dinî önderlik olan ve
senede 8 haftalık bir fırsat geçen hocayı
mazerete sürüklememelidir. Hocalar bir ay
öncesinden hazırlığa başlamalı, Cami
cemaatiyle iyi bir diyaloğa girerek her
türlü desteği sağlama gayreti içerisinde
olmalı. Eğer cemaat samimi niyetlerle gayret
eden hocayı görürse her türlü desteği
verecektir.
Özetle hocalarımız yaz kursu boyuncu bir yandan metot açısından
kendilerini yenilemeli, diğer yandan
çocuklara en güzel şekilde eğitim verme
gayreti içinde olmalı ve bir yandan da kalfa
olarak yararlandığı gençlerle güzel
ilişkiler kurarak onları da eğitmelidir.
|