Allah’a kendi başımıza duâ edip isteklerimizi arz
ettiğimiz gibi, Allah’ın sevdiği bir kula da
kendimiz için duâ ettirebiliriz. Bazen de sâlih bir
kul denk gelip bize duâ ettiği zaman ne kadar
sevinir, huzur buluruz. Düşünelim ki insan bir
melekle karşılaştı, ondan duâ talep etti, melek de o
insan için duâ etti, Allah’a yalvardı. Bu olayda her
halde o insan çok büyük hafiflik hissedecek, sürur
duyacak ve rahatlayacaktır. İşte melekleri kendimize
nasıl duâ ettirebiliriz düşüncesi bu satırların
konusunu teşkil edecektir.
Ayet
ve hadisleri okudukça meleklerin duâ ettiği
durumları tesbit etmeye çalıştık. Burada arz
edeceğimiz liste şüphesiz ki tüm durumları
kapsamayacaktır. Bu konuda Selçuk Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan
ÇEKER, “Melekleri Kendimize Nasıl Duâ
Ettirebiliriz” isimli makalesi ile bu konu
ile ilgili hadis-i şerifleri tesbit ederek bu konuda
bir başlangıç yapmıştır.[1]
Aynı
konuda, Dr. Ömer ÇELİK, “Melekler Bizler İçin
İstiğfâr” isimli makalesi ile bu konu ile
ilgili ayetleri tahlil etmeye çalışmıştır.[2]
Rastladığımız kadarıyla melekler şu durumlarda
insanlara duâ ederler:
1.
TÖVBE EDENE MELEKLER DUÂ EDER
İnsan işlediği gayr-i meşru amellerden ve gafletten
el çeker, pişmanlık duyar ve tövbe ederse, melekler
o insana duâ eder ve mağfiret dilerler. Meleklerin
bu durumda duâ ettiklerini şu ayetlerden
öğreniyoruz:
a)
Melekler İman Eden Kimseler İçin Duâ Ederler:
“Arşı yüklenen melekler ve arşın etrafındakiler,
Rablerini hamd ile tesbih ederler. O’na iman
getirirler ve iman eden kimseler için şöyle mağfiret
dilerler. Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her
şeyi kuşatmıştır. Bunun için tövbe edenleri ve senin
yoluna koyulanları bağışla, onları cehennem
azabından koru. Ey Rabbimiz! Onları ve atalarından,
zevcelerinden, nesillerinden salih olanları,
kendilerine vaad ettiğin Adn cennetine koy. Şüphesiz
sen Azizsin, Hakimsin. Bir de onları fenalıklardan
korursan muhakkak kıyamet gününde bağışlamışsındır.
İşte bu, en büyük kurtuluştur.[3]
Yani
Ey Rabbimiz, tövbe edip senin yoluna giren bu
kulları ve onların atalarından, zevcelerinden ve
çocuklarından dünyada iken ehl-i iman olup senin
razı olacağın slih amelleri işleyenleri de onlarla
beraber, taatine dönenlere vaad ettiğin Adn
cennetlerine/içlerinde ebedi ikamet edilecek bağlara
bahçelere girdir.[4]
Cennet ehlinin sevinç ve sürurlarının, neşe ve
kıvançlarının tam ve mükemmel olması için melekler
böyle duâ ederler. Böylece onlar birbirine komşu
konaklarda bir araya gelmek suretiyle gözleri aydın
olur, sevinirler. Nitekim Allah Teâlâ başka bir
ayet-i kerimede şöyle buyurur:
“İnanan, soyları da inançta kendilerine uyan
kimselere soylarını da katarız. Onların
işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz.”[5]
Yani gözleri aydın olsun diye hepsinin derecesini
eşitleriz. Derecesi aşağı olanla müsavi olsun diye
derecesi yüksek olanın derecesini alçaltamayız.
Aksine katımızdan bir nimet ve lütuf olarak bir çok
amellerini eşitleyerek amel bakımından eksik olanın
derecesini yükseltiriz.[6]
“Onları her türlü kötülüklerden koru”
ifadesinde bahsedilen kötülükler, dünyadaki batıl
inançlar ve bozuk ameller de olabilir. O zaman mana:
Sen dünyada kimi kötülüklerden; yanlış inanç ve
bozuk amellerden kurtarırsan, muhakkak ki kıyamet
günü onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu ise
büyük bir kurtuluştur. Çünkü dünyada yapıp
beraberinde götürdükleri parça parça amellerin
karşılığı olarak akılların idrakten aciz kalacağı
mülkler elde edeceklerdir.[7]
b)
Melekler İnsanlara Allah’tan Mağfiret Dileyerek Duâ
Ederler:
“Gökler, neredeyse üstlerinden parçalanacaklar;
melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve
yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz olsun:
gerçekten Allah, bağışlayan ve esirgeyen O’dur.”[8]
Yani melekler, insanların Allah’a karşı yaptıkları
ne büyük küstahlıktır. Oysa onlara bir sürü imkan
bahşetmekle ihsan eden ve dolayısıyla sadece de hamd
edilmeye layık olan O’dur. Allah insanların yapmakta
oldukları bu küstahlıklar yüzünden her an azabını
gönderebilir.”
Cenab-ı Hak, Ahzab Suresi’nde mü’minlere hitaben,
kendisini çokça zikretmelerini ve sabah akşam O’nu
tesbih etmelerini emrettikten sonra:
“Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerine
rahmetini gönderen O’dur. Melekleri de size istiğfâr
eder. Allah mü’minlere karşı çok merhametlidir,”[9]
buyurarak meleklerin özellikle mü’minlere istiğfâr
ettiğini açıklamaktadır.
Arzı
taşıyan meleklere “hamele-i arş” denilip
bunların sayılarının dört olduğu rivayet edilmiştir.[10]
Kıyamet gününde ise bunların sayıları sekiz
olacaktır.[11]
Arşın korunma ve tedbirine memur olduklarından bu
isim kendilerine mecazen verilmiştir. Arşın
etrafındaki melekler ise arşı tavaf eden
meleklerdir. Nitekim bunlarla ilgili olarak da:
“Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih
ederek Arş’ın etrafını kuşatmışlardır,”[12]
Yukarıda meallerini verdiğimiz ayetlerden de açıkça
verdiğimiz ayetlerden de açıkça anlaşılacağı üzere
Arş’ı taşıyan ve bir de Arş’ın çevresinde bulunup
Rablerini hamd ile tesbih eden, O’na şükreden,
kendileri için O’ndan başka ilah olmadığını ikrar
eden melekler, iman edenler için istiğfâr etmekte;
Rablerinden, kendileri gibi Allah’ın birliğini ikrar
eden ve O’nun dışındaki ma’budlardan teberri eden
mü’minleri bağışlamasını istemektedirler.
Kullarından şirkten tövbe edip tevhide dönen ve
Allah’ın girilmesi istediği yola giren, O’nun
emrettiği metodu takip eden yani emir ve nehiylerine
tabi olanların günahlarından vazgeçmesini O’ndan
talep etmekte ve onları kıyamet günü ateş azabından
korumasını istemektedirler.[13]
Allah’ın mağfireti, kulu, kendisine azap
dokunmasından korumasıdır. İstiğfâr da bunu sözle ve
fiille istemektir. Çünkü sadece sözle istiğfâr,
yalancıların işidir.[14]
Meleklerin mü’minlere istiğfârından maksat, onlara
şefaat etmeleri, onları tövbeye teşvik etmeleri ve
onlara mağfireti gerektiren amelleri ilham
etmeleridir. Burada meleklerin Adem oğullarının
günahlarına müttali olduklarına bir işaret; cinsler
farklı olsa da imanda ortaklığın nasihat ve şefkati
gerekli kıldığına bir tembih vardır. Zira iman, en
kavi ve en mükemmel bir bağdır.[15]
Saadetin kemali şu iki mühim hususa riayete
bağlıdır: Allah’ın emrine ta’zim ve mahlukatına
karşı şefkat. Melekler de buna riayet ederek
önce Allah’ı tazim etmişler sonra da O’nun
mahlukatına şefkat babında onlara istiğfâr
etmişlerdir.[16]
Melekler o kadar hassastırlar ki, belki insanlar
tövbe edip, şirk koşmaktan vazgeçerler umuduyla,
azap göndermemesi için Allah’a yalvarmaktadırlar.
2.
MÜ’MİN KARDEŞİMİZE GIYABINDA DUÂ ETTİĞİMİZ ZAMAN
MELEKLER DUÂ EDER
Mü’min kardeşimize gıyabında duâ ettiğimiz zaman
yanımızdaki melekler de aynıyla bize duâ ederler.
Resûlüllah (S.A.V.) bu hususta şöyle buyurur:
Ebüd’d-Derda (R.A.)’dan rivayete göre şöyle
demiştir. Resûlüllah (S.A.V.) Efendimizden işittim.
Buyurdu ki:
“Müslüman bir kul, din
kardeşi için gıyabında duâ ederse, Melek de: “Onun
için istediğinin bir misli de senin için olsun.”
diye duâ eder.[17]
Aynı konuda yine Ebüd’-Derda (R.A.)’ın rivayet
ettiği başka bir hadis-i şerifte Peygamberimiz
(S.A.V.) şöyle buyuruyor:
“Müslüman bir kişinin din kardeşi için gıyabında
ettiği duâ kabul olunur. Onun başucunda me’mur bir
melek vardır ki, o Müslüman, ne zaman bir din
kardeşi için hayır duâ ederse o melek ona: Duân
kabul olsun, istediğinin bir misli de senin için
olsun, diye duâ eder.”[18]
Hadis, müslüman kardeşine gıyabında yapılan duânın
faziletini bizlere ifade etmektedir. Bu cevap,
müslüman kadın ve erkek cemaatine gıyaben
yapıldığında elde edilir. Kişi başkalarını gıyaben
hayırla anmalı; gıybetlerini değil, güzel huylarını
anarak, duâda bulunup, meleklerin kendi adına
yapacakları duâyı kazanmalıdır.
Kişinin kendisi için ve kardeşi için duâ etmesi
müstehaptır. Bu ihlasa daha uygundur. Seleften
bazıları, kendileri için duâ edecekleri zaman,
kardeşlerine duâ ederlermiş. Çünkü yanında bulunan
melek o şahsın adına o zaman duâ edecektir. Kişinin
gıyabındaki duâsı da kabule şayandır. Böylece duâsı
onun hakkında kabul edilmiş, kendisine de aynen duâ
edilmiş olmaktadır.[19]
3.
ALLAH YOLUNDA MAL HARCAYAN KİŞİYE MELEKLER DUÂ EDER
Allah yolunda mal harcayan kişiye melekler duâ eder.
Aksine elini sıkı tutup sadaka vb. şeyleri vermeyene
de bedduâ eder. Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle
buyurur:
“İstisnasız
her gün iki melek iner. Birisi:
Ya Rabbi! Senin yoluna mal harcayana, harcadığının
yerine mal ver (eksilttiğini doldur)” diye duâ eder.
Diğeri:
Ya Rabbi! Elini sıkı tutup mal harcamayanın malına
telef ver” diye duâ eder.[20]
4.
ABDESTLİ OLARAK NAMAZ VAKTİNİ BEKLEYENE MELEKLER DUÂ
EDER
a)
Abdestli Olarak Camide Namaz Vaktinin Girmesini ve
Namaz Kılmayı Bekleyene Melekler Duâ Eder:
Ebu
Hureyre (R.A.)’den ittifakla nakledilen hadis-i
şerifte Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:
“Kişinin cemaatle (camide) kıldığı namazı, evde veya
çarşıda kıldığı namazından, yirmi bu kadar derece
üstündür. Zira bir kimse güzelce abdest alır, sırf
namaz kılmak maksadıyla camiye gelirse, camiye
girinceye kadar attığı her adımla onun derecesi
yükselir ve günahı bağışlanır. Camiye girince de
namaz için oturduğu müddetçe namazda gibi olur.
Namaz kıldığı yerde kaldıkça kimseye eziyet etmediği
ve abdesti bozmadığı takdirde (ve yahut da dünyaya
ait konuşmadığı) takdirde, melekler ona şöyle duâ
ederler:
“Allahım! Sen buna rahmet et; Allahım! Onu yarlığa;
Allahım! Tövbesini kabul et” derler.[21]
Hadiste geçen (çarşı), insanların ticaret
mallarını oraya sevk etmelerinden veya insanların
orada dizleri, ayakları üzerine durmalarından dolayı
bu ismi almıştır.
Çarşıda veya evde tek başına kılınan namazdan,
camide cemaatle kılınan namaz daha faziletlidir.
Evde kılınan namaz da çarşıda kılınan namazdan
faziletlidir. Zira çarşı, Pazar, şeytanın daha
etkili olduğu yerlerdir. Evde ve çarşıda cemaatle
kılınan namaz da, tek başına kılınan namazdan daha
faziletlidir.
Hadis, namazın diğer amellerden daha faziletli
olduğuna delalet etmektedir. Nitekim meleklerin
namaz kılanlara duâ etmesi bu durumu ifade
etmektedir. Ayrıca salih kişilerin meleklerden
üstünlüğüne işaret vardır. Zira salih insanlar
ibadetleriyle meşgul olup derecelerini yükseltirler.
Melekleri ise onlara istiğfâr ve duâ ederler. Huşuyu
gidermesi ve kalbi alıkoyması gibi nedenlerle
sokakta, çarşıda namaz kılmak, hoş olmamakla beraber
caizdir.
Bir
kimse abdest alıp, namazını dosdoğru kılar ve
mescitte bir kimseye eza vermezse meleklerin duâsına
mazhar olur. Çünkü meleklerin bir görevi de
mü’minlere duâ etmektir. Nitekim Cenab-ı Allah:
“Arşı taşıyanlar ve onun
çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih
ederler. O’na inanırlar ve mü’minler için (şöyle)
mağfiret dilerler.”[22]
b)
Abdestli Olarak Namaz Kılmayı Bekleyene Melekler Duâ
Eder
Ebu
Hureyre (R.A.)’den Resûlüllah’ın şöyle buyurduğu
rivayet edilmiştir:
“Biriniz, abdestini bozmadan namaz kıldığı yerde
oturmaya devam etteği müddetçe melekler; “Allahım!
Onu affeyle! Allahım! Ona rahmet eyle! Diye duâ
ederler.[23]
Hadis, namaz kılınan yerde namazdan sonra bir
beklemenin güzel olduğunu anlatmaktadır. Yasak
kılınmış lakırdılara dalmadan oturulması, meleklerin
duâsını celbeder. Kullarının ibadetlerine melekleri
seyrettirip, duâ etmelerini sağlaması Allah’ın
(C.C.) bir lütfudur.
Hadis, camilerde namaz vaktini beklemek için
oturmanın fazileti hakkında varid olmuştur. Bir
ibadet için beklemek de sevap açısından ibadet gibi
telakki edilmiştir. Namaz bekleyen müslüman, camide
otururken bile namaz ibadeti içindeymiş gibi sevap
yazılır.[24]
Hadiste geçen "musalla:namaz kılınan yer" ile
mutlaka cami veya mescidin kasdedilmediğinde
alimlerimiz görüş birliği içindedir. Namaz kılınan
yer cami, mescid, ev, iş yeri veya herhangi bir
mekân olabilir. Namazdan sonra abdestli olarak
Kur'an okumak, dua etmek, Allah'ı zikir veya
tefekkür maksadıyla oturmak da bir nevi ibadettir.
Böyle hareket edenlerin günahlarının bağışlanması ve
Allah'ın rahmetine nâil olmaları için melekler dua
ederler. Abdesti bozan şey anlamına gelen hades,
fıkhî açıdan alınmasını gerektiren şeylerden birini
yapmak anlamında kullandığı gibi, zühd ve takva
hayatı açısından, yasaklanmış bir dünya kelamı,
gıybet ve dedikodu, insanları çekiştirme gibi haram
kılınmış bir davranış da hades tabiri içinde mütalaa
edilmiştir. Bu haram davranışlar abdesti bozmaz ve
yeniden alınmasını gerektirmezse de büyük günah
oldukları için insanın iyilikleri karşılığında
kazandığı sevaplarını yitirmesine yol açar. Namaz
kılarak Allah'a yaklaşmayı hedefleyen bir insanın
böyle kötü karşılanan davranışlardan uzak durması
gerekir. Bu vasıfları üzerlerinde taşıyan kimselere
ise, melekler istiğfar etmez ve rahmet dilemez.
Böyle hadislerin hikmet ve gayesi, mü'minlerin
ibadet ve hayırlarını boşa giderecek iş ve
davranışlardan uzak durmalarını temin etmek ve
onları uyarmaktır.
Bu
hadisten öğrendiğimize göre; namazdan sonra, namaz
kılınan yerde bir süre oturarak dua, tesbih,
Allah'ın zikri ve tefekkürle meşgul olmak
müstehaptır. Cami ve mescidlerde otururken abdestli
olmak gerekir. Mescitte abdest bozmak günahlardan
sayılır. Dua, tesbih, zikir ve tefekkürle meşgul
olanlara melekler de dua ederler.[25]
5.
CAMİDE İLK SAFTA DURAN KİŞİYE MELEKLER DUÂ EDER
Camide ilk safta duran kişiye melekler duâ ederler.
Camide birinci safta durmanın fazileti konusunda pek
çok hadis-i şerif varid olmuştur. Bunlardan bir
tanesi meleklerin birinci safta namaz kılana duâ
etmesiyle ilgilidir:
Bera’ b. Azib (R.A.)’dan:
Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz, safların arasına
girer, bir taraftan diğer tarafa kadar dolaşır,
omuzlarımıza ve göğüslerimize elini dokundurarak
ileri ve geri çıkanları düzeltir ve:
“Safta ileri geri durup ihtilaf etmeyiniz, yoksa
kalpleriniz de başka başka olur” ve: “Şüphesiz ki,
Allah ilk safta namaz kılanlara rahmet ve melekler
de duâ ederler.” buyurdu.[26]
6.
SAFLARIN SAĞ TARAFINDA DURAN KİŞİYE MELEKLER DUÂ
EDER
Hz.
Aişe (R. Anha)’nın naklettiği hadis-i şerifte
Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyurdu.
“Muhakkak, Allah ve melekleri safların sağ
kollarındakilere rahmet ve duâ ederler.”
buyurdu.[27]
7.
ORUÇLU OLAN KİŞİNİN YANINDA BAŞKALARI YİYİP
İÇTİKLERİ ZAMAN, O ORUÇLU KİŞİYE MELEKLER DUÂ EDER
Oruçlu olan kişinin yanında yememek, içmemek
adaptandır ve nezaket kuralıdır. Buna gayr-i
müslimlerin bile riayet ettiklerini müşahede
etmekteyiz. Onun için dine saygılı yerlerde Ramazan
ayında lokanta ve çay ocakları bile kapanır. İftara
yakın zamanlarda iftar edecek olanlar için açılır.
İster Ramazan ayında oruç tutmaması caiz olan
kimselerce olsun, ister sair zamanlarda oruç
tutmayanlar olsun, oruçlu kimsenin yanında yiyip
içtikleri, oruçlunun da orucunu bozmaksızın
sabrettiği oranda hazırdaki melekler ona duâ
ederler. Şu rivayete bakalım:
Medineli Ümmü Umare (R. Anha)’dan:
Bir gün Resül-ü Ekrem Efendimiz evime geldi. Ben Hz.
Peygamber’e yemek çıkardım. Resül-ü Ekrem: Sen de
ye, diye teklif etmesi üzerine: Ya Resûlüllah! Ben
oruçluyum, dedim. Bunun üzerine Peygamber
Aleyhisselam:
“Bir oruçlu kimsenin yanında yemek yenildiğinde
onlar yemekten kalkıncaya kadar veya karınlarını
doyuruncaya kadar melekler de o oruçluya duâ
ederler.”
buyurdu.[28]
Hadiste, misafire ikram etmenin, meleklerin duâsına
vesile olacak bir amel olduğuna işaret edilmektedir.
Aç
bir kimseyi doyuran kimseye, melekler, misafir
yedikçe de duâ ederler. Allah’tan onun için af ve
mağfiret dilerler.
8.
HASTAYI ZİYARET EDENE MELEKLER DUÂ EDER
Allahü Teâlâ kullarını çok sevdiğinden, insanlara
yapılan en küçük bir iyiliğe karşı çok sevap verir.
Aksine kullarından birine haksız yere eziyet eden
kişi de çok günah kazanır.
Hastalar, ilgiye muhtaç kimseler olduklarından
onlara yapılan iyiliğin ve kendilerine karşı
gösterilen ilginin Allah katında değeri çok
büyüktür. Bu bakımdan hastayı ziyaret etmek
şeklindeki ilgi meleklerin dahi duâ etmesine vesile
olur. Bakınız Resûlüllah (S.A.V.) bu hususta ne
buyuruyor:
Hz.
Ali (R.A.)’den: Resûlüllah Efendimiz:
“Her hangi bir müslim sabahleyin hasta müslüman
kardeşini ziyaret ederse, yetmiş bin melek ona
akşama kadar rahmet okurlar. Eğer akşamleyin ziyaret
ederse, yetmiş bin melek sabaha kadar ona istiğfâr
ederler. Aynı zamanda o kimse için Cennet’te
toplanmış meyveler vardır.”
buyurdu.[29]
a)
Allah Rızası İçin Bir Müslüman Kardeşini Ziyaret
Eden Kişiye Melekler Duâ Eder:
Allah rızası için bir müslüman kardeşini ziyaret
eden kişiyi melekler karşılar ve ona Allah’ın
kendisini sevdiğini müjdelerler.
Allahü Teâlâ, kullarına yapılan iyiliğe çok büyük
mükafatlarla mukabele eder. Burada da Allah rızası
için başka maksatlar gözetilmeksizin yapılan
ziyareti, kendi sevgisini bahşetmekle
mükafatlandırıyor. Peygamber (S.A.V.) bu hususta
şöyle buyurmaktadır.
“Bir adam başka bir köydeki bir din kardeşini
ziyaret etti. Bunun üzerine Allah, onun yolunun
üzerine gözetleyici bir melek koydu.
O adam meleğin yanından geçerken melek ona:
-
Nereye gidersin? Diye sordu. Adam:
-
Bu
köydeki bir kardeşimi ziyaret edeceğim, diye cevap
verdi. Melek:
-
Onda beklediğin bir menfaatin var mı? Diye sorunca
adam:
-
Hayır, sadece Allah Azze ve Celle yolunda onu
seviyorum, dedi. Bunun üzerine melek:
-
Ben Allah’ın sana şunu
iletmekle görevli elçisiyim ki, sen o adamı nasıl
Allah yolunda seviyorsan Allah da seni seviyor,
dedi.[30]
Hadisimiz, Allah için birbirini sevmenin faziletine
ve muhabbetin Allah’ın da kulunu sevmesine sebep
olacağına işarettir. Meleğin kendine görülüp,
Allah’ın sormasını istediği şeyleri sormasından
dolayı bu kişinin rasül mü, nebi mi, yoksa sade bir
insan mı olduğu hususunda ulema çeşitli deliller
ileri sürmüşlerdir.
Salih kişileri ve dostları yalnız Allah rızası için
ziyaret müstehaptır. Ameller ihlas sayesinde değer
kazanır. Riya, menfaat gibi şeyler gözetilerek
yapılan ameller Allah katında makbul değildir. Allah
rızası gözetilen amellerde başka hiç bir kimsenin
rızası gözetilmemelidir.
Allah’ın kulunu sevmesi, kulu hakkında hayır murad
etmesi, işlerinde muvaffak kılması ve ummadığı
yerlerden iyi şeyler lutfetmesi şeklinde görülür.
Allah için sevmek, akrabayı ziyaret, amellerin
üstünlerindendir.
b)
Hastayı Ziyaret Edene Melekler Duâ Eder
Ebu
Hureyre (R.A.)’den Resûlüllah (S.A.V.)’in şöyle
buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Hastayı veya Allah rızası için sevdiği kardeşini
ziyaret edene (rahmani) olarak şöyle seslenir:
“Ne mutlu sana, ne güzel yolculuk! Kendine cennette
bir yer hazırladın.”[31]
Hadis, hasta ziyaretinin müstehap olduğuna delildir.
Allah için kardeşleri ziyaret, teşvik edilen ziyaret
türlerindendir. Bu ziyaretlere gidip gelirken
kişinin günahlarının da döküldüğüne dair yorumlar
getirilmektedir.
c)
Hastaya veya Mevtanın Yanında Hayır Duâ Edilirse
Melekler De “Amin” Derler
Ümmü Seleme (R.Anha)’nın şöyle söylediği
rivayet edilmiştir. Resûlüllah (S.A.V.) şöyle
buyurdu: “Hasta veya mevtanın yanında
bulunduğunuz zaman ancak hayır duâda bulununuz.
Çünkü melekler yaptığınız duâlara
amin derler.”
Ümmü Seleme anlatıyor: Ebu Seleme vefat edince
Nebi’ye (S.A.V.) giderek,
-
Ya
Resûlüllah! Ebu Seleme vefat etti, dedim. Bunun
üzerine Resûlüllah bana:
-
Ya
Allah! Beni ve onu bağışla, onun yerine bana güzel
bir karşılık ver” sözünü söyle buyurdu. Ben de böyle
söyledim.
Allah (C.C.) bana ondan daha hayırlı, Muhammed’i
(S.A.V.) nasib etti.[32]
9.
EVDEN NAMAZ İÇİN ÇIKILDIĞINDA AŞAĞIDAKİ DUÂ
OKUNDUĞUNDA MELEKLER DUÂ EDER
Ebu Said’l-Hudri (R.A.)’den rivayet olunduğuna göre,
Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyurdu: “Her kim evinden
namaza çıkarken:
“Ey Allahım! Senden isteyenlerin hürmetine ve bu
yürüyüşüm hürmetine senden isterim. Çünkü kibir,
iftihar, gösteriş ve işittirmek için çıkmadım, ancak
senin gazabından saklanmak ve senin rızanı umarak
çıktım.
Senden beni ateşten kurtarmanı ve günahlarımı
bağışlamanı isterim, zira günahları ancak sen
affedebilirsin.” Derse mutlaka Allahü Teâlâ ona
kendisi için istiğfâr eden yetmiş bin melek
görevlendirir ve namazını bitirinceye kadar Allahü
Teâlâ ona cemaliyle yönelir.”[33]
10.
HAŞR SURESİNİN SON ÜÇ AYETİNİ SABAH VE AKŞAM
NAMAZINDAN SONRA OKUYAN KİMSEYE MELEKLER DUÂ EDER
Ma’kil İbni Yesar (R.A.)’den rivayet edildiğine göre
Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyurdu:
“Her kim sabahladığında üç kere: “Kovulmuş şeytanın
şerrinden hakkıyla işiten ve her şeyi bilen Allah’a
sığınırım.” Dedikten sonra Haşr suresinin sonundan
üç ayet okursa, Allahü Teâlâ o kişiye akşama kadar
duâ etmek üzere yetmiş bin melek görevlendirir. O
gün ölürse, şehit olarak ölür. Akşamladığında
bunları okuyana da aynı derece vardır.[34]
11.
ABDESTLİ VE ZİKİR ÜZERE YATANA MELEKLER DUÂ EDER
Şeddat İbni Evs (R.A.)’dan rivayet edildiğinine
göre, Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyurdu:
“Hangi bir müslüman kul yatağına gelir de, yatacağı
vakit Allah’ın kitabından bir sure okursa, mutlaka
Allahü Teâlâ Hazretleri ona bir melek gönderir ki, o
melek o kişi uykusundan uyanıncaya kadar ona eziyet
edecek bir şeyi yaklaştırmaz.[35]
12.
SEYYİDÜ’L- İSTİĞFÂR (İSTİĞFÂRLARIN EFENDİSİ) Nİ
OKUYANIN KAZANCI
Şeddat İbni Evs (R.A.)’dan rivayete göre, Efendimiz
(S.A.V.), Seyyidü’l-İstiğfâr (İstiğfârların
Efendisi) şudur buyurdu:
“Ey Allahım! Benim Rabbim sensin, senden başka
hiçbir ilah yoktur, beni sen yarattın, ben senin
kulunum. Ben gücümün yettiği kadar senin ahdin ve
va’din (sözün ve müjden) üzere sabitim, ben senin
ihsan ettiğin nimetlerini itiraf ediyor, günahlarımı
da kabul ediyorum, öyleyse beni mağfiret eyle! Şu
muhakkak ki, günahları senden başkası bağışlayamaz.
Ben yaptığım şeylerin şerrinden sana sığınıyorum.”
İnsan akşama girerken bu duâyı okuduğu zaman, o gece
ölürse cennete girer yahut cennet ehlinden olur
(buyurdu). Bu duâyı sabaha girerken okuduğu zaman da
o günde ölürse, o da cennet ehlindendir.[36]
13.
ALLAH’IN KULUNU SEVMESİ VE CEBRAİL (A.S.)’A SEN DE
SEV DEMESİ
Ebu
Hureyre (R.A.)’den Resûlüllah (S.A.V.)’in şöyle
buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Allah bir kulunu sevdiği zaman Cebrail’e:
-
Ben
onu seviyorum, sen de sev, der.
Cebrail de o kulu sever ve gök halkı arasında:
-
Allah filan kul seviyor,
siz de seviniz, diye haber verir. Onlar da onu
severler, sonra da yeryüzünde yaşayanların kalbine
onun sevgisi yerleştirilir.”[37]
Allah’ın kulunu sevmesinden muradı; onun için hayır
dilemesi, kendisine hidayet ve nimet vermesidir...
Cebrail ile diğer meleklerin bu kulu sevmeleri; ya
onun için istiğfâr ve duâda bulunmaları ya da
insanlar gibi sevmeleridir. Bu sevgi de kalbin
birine meylederek onunla karşılaşmak için arzu
duymasıdır. Meleklerin bir kulu sevmeleri Allah
Teâlâ’ya itaat ettiği ve O’nun rızasını kazandığı
içindir. Kabulün yeryüzüne konmasından maksud
insanların o kulu sevmeleri ve ondan razı
olmalarıdır.[38]
14.
ALLAH’IN KULUNDAN NEFRET ETMESİ VE CEBRAİL’E SEN DE
NEFRET ET DEMESİ
Ebu
Hureyre (R.A.)’den, Resûlüllah (S.A.V.)’in şöyle
buyurduğu rivayet edilmiştir:
.....
Bir kula Allah buğzettiği zaman Cebrail’e:
-
Ben filandan
hoşlanmıyorum, sen de nefret et, der. O da o kişiden
nefret eder. Sonra durumu gök ehli arasında haber
verir. Onlar da o kişiden nefret ederler. Sonra da
yer yüzündekiler o kişiden nefret ettirilir.[39]
-
15.
MELEKLERİ, MÜSLÜMANIN SABRINA ŞAHİT TUTMAK
Ebu
Musa (R.A.)’den rivayete göre Resûlüllah (S.A.V.)
şöyle buyurdu:
“Bir kimsenin çocuğu öldüğü zaman Allah (C.C.)
meleklerine: “Kulumun yavrusunun canını kabzettiniz
mi?” der. Melekler: “Evet” derler. Allah (C.C.),
“Ciğer paresini aldınız öyle mi?” der. Melekler:
“Evet” derler. Allah (C.C.) “Kulum ne söyledi?” der.
Melekler “Sana hamd ederek, “Biz Allah içiniz ve
O’na dönücüleriz” dedi. Allah (C.C.) “Kulum için
cennette bir köşk bina edin ve adını Hamd Köşkü
koyunuz.” diye nida eder.[40]
Hadiste, musibet anında sabretmeye, kaza ve kadere
rıza göstermeye teşvik vardır. Bunun neticesinde
kişiyi cennette büyük mükafata nail olacağı vaad
olunmuştur.
“Kulumun yavrusu”
cümlesinde Allah (C.C.) kulu kendine izafe etmesi,
başına gelen musibeti sabır ile karşıladığı için
şereflendirmesi ve yavrusunu sarması sebebiyledir.
“Kulumun ciğer paresini aldınız öyle mi?”
cümlesinde söz konusu edilen insanın sabrının
büyüklüğüne işaret vardır. Çünkü çocuğa karşı oluşan
sevginin şiddeti, insanın özünü oluşturan ve onsuz
yaşanmayacak olan kalbe benzetilmiştir. Böylece bu
ifadeyle musibetin büyüklüğü ve ona gösterilen
sabrın yüceliği açıklanmaktadır.
“Allah (C.C.) kulunun çocuğunun ruhunun kabz
edildiğini ve kulunun sabrını en iyi bilendir.
Bildiği halde meleklere sorması, o kuluna cennette
karşılığını verirken yaptığı amellere melekleri
şahit kılmak içindir.” denilmiştir.[41]
16.
MELEKLER, MÜSLÜMANIN NAMAZ KILDIĞINA ŞAHİTLİK EDER
Ebu
Hureyre (R.A.)’den Resûlüllah (S.A.V.)’in şöyle
buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Melekler nöbetleşerek sizin başınızda gözcülük
ederler. Sabah ve ikindi namazlarında bu melekler
buluşurlar. Sonra geceyi sizin yanınızda geçiren
melekler göğe çıkarlar. Allah –onlardan daha iyi
bildiği halde- “Kullarımı ne halde bıraktınız?” diye
sorar. Melekler de Allah’a: “Yanlarından
ayrıldığımız zaman da, yanlarına vardığımız zaman da
namaz kılıyorlardı” diye cevap verirler.[42]
Ekseri ulemaya göre hadiste zikredilen meleklerden
maksat “Hafaza” melekleridir. Allah’ın
(C.C.) onlara sorduğu şey kullarının amellerini
yazıp yazmadıklarıdır.
“Kullarımı ne halde bıraktınız?”
diye Allah Teâlâ’nın sorması, meleklerin kullarının
lehine şehadet etmelerini dilediği için olabilir.
Yoksa Allah (R.A.) her şeyi bilmektedir. Bu da
Allah’ın (C.C.) gizli bir lütfudur. Zira meleklere
insanların yalnız ibadet hallerini gösterir, şehvet
hallerini ve benzerlerini ona bildirmez denmektedir.
Meleklerin sabah ve ikindi namazlarında
toplanmaları, Allah’ın (C.C.) mü’min kullarının
ibadet vakitleridir. Onun için melekler hem
geldikleri vakit, hem de giderken mü’minleri namaz
kılarken görür, huzur-u ilahide de bunu şehadet
ederler.
Ayrıca hadis sabah ve ikindi namazlarının şerefine
delil olmaktadır. Sabah ve ikindi namazları en
şerefli vakitlerdir. Rızıkların sabahleyin taksim
edildiği, amellerin günün sonunda Allah’a (C.C.) arz
olunduğu ve o vakitte kim ibadet ve taatte
bulunursa rızkına ve ameline bereket verileceği
hadiste sabit olmuştur.[43]
Bu
hadis, bir kısım meleklerin insanları gece ve gündüz
nöbetleşe takip ettiklerini, insanı hiç yalnız
bırakmadıklarını belirtmektedir. Ulema çoğunlukla,
bu meleklerin hafaza melekleri olduğunu söylemiştir.
Başka melekler olabileceğini söyleyenler de
olmuştur. Kurtubi bunlardandır. Bu meleklerin ayrı
olduğunu söyleyenlere göre, hafaza melekleri insanın
iyi ve kötü hallerini yazarlar. Halbuki bu melekler
insanların iyi hallerine muttali olmakta, namaz
durumlarını Allah’a götürmektedirler. Böylece
Cenab-ı Hakk’ın mü’min kullarına bir lütfu ve
kerameti olarak o meleklerde insanların kötü halleri
saklı kalmaktadır. Bu ifadede hafaza melekleri ile
yazıcı meleklerin aynı melekler olduğu görüşü
çıkmaktadır. Halbuki bunların aynı değil, ayrı
olduklarını ifade eden hadisler vardır.
Meleklerin ikindi ve sabah vakitlerinde toplanmaları
da mü’min kullara bir lütuf olmaktadır. Çünkü her
seferinde namaz halinde görerek Allah’ın huzurunda
öyle şehadette bulunurlar.
Meleklerin münavebesi şöyle açıklanmıştır:
a)
Bir kısım melekler ikindileri iner. Bunlar ertesi
sabaha kadar kalırlar.
b)
Sabahleyin ikinci grup iner ve her iki grup semaya
çekilir.
c)
Sonra geceyi mü’minlerle geçiren grup semaya
çekilir.
d)
İkinci gelenler ikindiye kadar yer yüzünde kalırlar.
İkindi olunca başka bir melek taifesi iner ve yer
yüzündeki meleklerle ikindi namazında buluşurlar.
e)
Her iki grup bir müddet beraber olurlar. Sonra bir
sabah namazında semaya çıkar. Bu suretle ikindide
inip, sabahta da çıkış olmak suretiyle münavebe
devam edip gider.
Meleklerin sabah ve ikindi vakitlerinde gelmeleri,
onların vakitli geldiğini ifade eder. Öyleyse ilk
vakitlerinde gelmeleri esastır. Hadislerde en efdal
namazın ilk vaktinde kılınan namaz olduğu
belirtildiğine göre, bu namazların meşhud olması
(şahitlendirilmesi) için ilk vaktinde ve cemaatle
kılınmaya teşvik vardır.
Sabah ve ikindi vakitleri daha şerefli; o iki
vakitte kılınan namazlar daha sevaplıdır.[44]
Allah Teala’nın ilmi her şeyi kuşattığı ve hiçbir
şey O’nun bilgisi dışında olmadığı halde,
yeryüzünden huzuruna çıkan meleklere “kullarımı ne
halde bıraktınız?” diye sormasının bazı hikmetleri
üzerinde durulmuştur. Bunlardan biri, kendisine
ibadet eden, saygı gösteren, emir ve yasaklarını
dinleyen kullarının kıymetini, merhamet ve
mağfiretine lâyık olduklarını kullarına
göstermesidir. Bir başka hikmeti ise, şu ayetteki
gerçeği meleklere göstermesidir. Cenab-ı Hak, Adem
(as)’ı yarattığında melekler kendisine: “Orada
bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi
yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve
seni takdis ediyoruz” demişler. Allah Teala da:
“Şüphesiz ben sizin bilmediklerinizi bilirim”
buyurmuştu.
[45].
İşte Allah Teala, yeryüzündeki mü’min kullarının da
tıpkı gökyüzündeki melekler gibi kendisinin emir ve
yasaklarına itaat ve O’nu zikir ve tesbih etmelerine
melekleri şahit kılarak, daha önceki zanlarda
yanıldıklırını onlara göstermiş olmaktadır.[46]
17.
VİTİR NAMAZINI GECENİN SONUNDA KILANA MELEKLER
ŞAHİTLİK EDER
Cabir’den (R.A.) Resûlüllah’ın (S.A.V.) şöyle
buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Kim gecenin sonunda kalkacağından endişe ederse,
vitir namazını gecenin başında kılsın. Gecenin
sonunda kalkacağına güvenen kimse ise vitir namazını
gecenin sonunda kılsın. Çünkü gecenin sonunda
kılınan namaza melekler şahit olur. Bu daha
faziletlidir.[47]
Hadiste, kendisine güvenen kimsenin vitir namazını
gecenin sonuna bırakmasının müstehap olduğu ifade
edilmektedir. Çünkü bu son vakit sükunet ve ilahi
niyazların belirdiği bir vakittir. Rahmet-i
İlahi’nin yoğunlaştığı andır. “ “
Şahid olunmuş, yanında olunduğu görülmüş demektir.[48]
18.
ZİKİR HALKALARINA DEVAM EDENLERE MELEKLER DUÂ EDER
Zikir halkalarına devam edenlere melekler duâ
ederler. Konu ile ilgili olarak Cenab-ı Allah şöyle
buyuruyor:
“Sabah akşam Rablerine, O’nun cemalini dileyerek duâ
edenler ile beraber candan sabret. Dünya hayatının
zinetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma...”[49]
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.)
de Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayet edilen bir hadis-i
şerifte şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın bir takım melekleri vardır ki, bunlar
sokaklarda dolaşıp zikredenleri araştırırlar.
Allah’ı zikreden bir gruba rastlayınca,
birbirlerine:
-
Geliniz, aradığımız buradadır, diye seslenirler ve
zikredenleri göğe kadar kanatları altına alırlar.
Gökyüzüne çıkınca Allah Teâlâ –aslında her şeyi
bildiği halde- onlara:
-
Kullarım ne diyor? Diye sorar. Melekler de O’na:
-
Seni tesbih, tekbir ediyorlar. Sana hamd ve tazim
sunuyorlar, diye cevap verirler. Yüce Allah:
-
Onlar beni gördü mü? Diye sorar. Melekler de O’na:
-
Hayır, vallahi de Sen’i görmemişlerdir, diye cevap
verirler. Allahü Teâlâ:
-
Ya
Beni görmüş olsalardı ne yaparlardı? Diye sorar.
Melekler de O’na:
-
Eğer Sen’i görmüş olsalardı daha çok ibadet ederler,
daha çok tazim ederler ve daha çok tesbih ederlerdi,
diye cevap verirler.
Yüce Allah onlara:
-
Kullarım ne istiyor? Diye sorar. Melekler:
-
Sen’den cennet istiyorlar, diye cevap verirler.
Allah Teâlâ onlara:
-
Cenneti gördüler mi? Diye sorar. Melekler:
-
Hayır, vallahi Ya Rabbi, orayı görmemişlerdir, diye
cevap verirler. Allah Teâlâ onlara:
-
Orayı görmüş olsalardı ne yaparlardı? Diye sorar.
Melekler de O’na:
-
Eğer orayı görmüş olsalardı ne yaparlardı? Diye
sorar. Melekler de O’na:
-
Eğer orayı görmüş olsalardı oraya karşı daha güçlü
bir özlem duyarlar, orayı daha ısrarlı bir şekilde
isterler ve daha güçlü bir arzu duyarlardı, diye
cevap verirler.
Allah Teâlâ meleklere:
-
Neye karşı Bana sığınıyorlar? Diye sorar. Melekler
de O’na:
-
Cehennemden Sana sığınıyorlar, diye cevap verirler.
Allah:
-
Onlar cehennemi gördüler mi? Diye sorar. Melekler:
-
Hayır, vallahi orayı görmemişlerdir, diye cevap
verirler. Allah meleklere:
-
Ya
cehennemi görmüş olsalardı ne yaparlardı? Diye
sorar. Melekler:
-
Eğer orayı görmüş olsalardı ondan daha şiddetle
kaçar, daha çok korkarlardı, diye cevap verirler.
Bunun üzerine Yüce Allah:
-
Şahit olunuz ki, onları affettim, buyurur.
Meleklerden birisi:
-
Onlar arasında falanca kimse var ki, o aslında
onlardan değildir. Şahsi bir amaç için onların
arasına katılmıştır, der. Ulu Allah o meleğe:
-
Onlar öyle bir gruptur
ki, onların arkadaşı kendilerine ihanet etmez,
buyurur.[50]
Hadis, Allah’ı (C.C.) zikrin ve zikredenlerin
faziletine açık delil teşkil ediyor. Allah’ı
zikredenler, ehl-i zikir lafızlarının kapsamına,
namaz kılan, Kur’an okuyan, duâ edenler, dini
ilimlerin tedrisatını yapanlar vb. girer. Zira her
iki grup değişik şekilde Allah’ı zikretmektedirler.
Melekler arasında yalnızca zikir halkalarını
araştırıp, teftiş eden, onların hallerini Allah’a
(C.C.) arz eden fırkalar vardır.
Salih kişilerle düşüp kalkmanın da bereketine
hadis-i şerif delil oluyor.
Zikir iki çeşittir:
Biri kalp, diğeri dil iledir. Kalp ile zikir de iki
çeşittir: Biri Allah Teâlâ’nın azametini, yerle
göklerdeki ayetlerini düşünmektir ki, bu zikrin en
yüksek mertebesidir. Hadisten kastedilen de budur.
Diğeri, kalp ile birlikte dilin zikretmesidir.
Allah’ı (C.C.) dille zikretmek ise zikirlerin en
zayıfıdır. Bununla beraber onda da büyük fazilet
vardır.
Meleklerin kalple yapılan zikri yazıp yazmadıkları
ihtilaflı bir konudur. Bazı alimler, kalbinden
zikreden kimseden görülen bir alamet sayesinde
melekler onları bilir ve yazarlar, görüşündedirler.
Diğer bir kısım alimler ise, kalpten geçeni ancak
Allah bilebileceğinden, onları melekler yazamaz,
derler.
İmam Nevevi ise, bu konuda şöyle der: “Doğrusu
onlar, kalp ile edilen zikri yazarlar. Kalbin huzuru
ile birlikte dille yapılan zikir sadece kalple
yapılan zikirden faziletlidir.
Zikir meclisinde, zikretmeden oturanlar bile oraya
inen rahmetten istifade ederler. Melekler Allah’ı
(C.C.) zikredenleri muhabbetle seyrederler.
Kullarının kötü hallerini değil de, ibadet ve taat
hallerini meleklerine seyrettirmesi Allah’ın (C.C.)
ince bir lütfudur.
Yüce
Allah, dünyada, dünya gözü ile görülemez. Ahirette o
mükafatı kazananlar, cennetten Rablerini görecekler
ki bu lezzet, cennetin tüm lezzetlerinden daha
tatlıdır.[51]
Ebu
Hureyre’den ve Ebu Said’den (R.A.), Resûlüllah’ın
(S.A.V.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Allah’ı zikretmek üzere oturan bir gruba melekler
kanat gerer, onları rahmet-i ilahi kuşatır ve onlara
sekinet iner. Allah da onları yanındakiler arasında
anar.”[52]
Hadis, zikir ehlinin faziletini anlatmaktadır. Ehl-i
zikirle oturup kalkmanın, onlarla dost olmanın
hayırlara vesile olacağına işaret eden hadisimiz;
Allah’ın kendini zikredenleri katında meleklere
zikrettiğini ifade etmektedir.[53]
19.
ALLAH TEÂLÂ MELEKLERİNE ŞÖYLE EMREDER
Ebu
Hureyre (R.A.) anlatıyor: Resûlüllah (S.A.V.)
buyurdular ki:
“Allah Teâlâ Hazretleri meleklerine şöyle emreder: