 |
|
EROL
BEY'İN BAŞINA GELENLER
|
|
10.03.2006 |
Erol bey,
babasının ölümünden sonra tek varis olarak,
trilyonlarca mal varlığına sahip oldu.
Hayatta yanında kalan bir annesi vardı. Onun
büyük ideali, arzusu, Balıkesir’in en güzel
kızıyla evlenmekti. O da ne yaptı etti, 2
trilyon harcadı. İstediği en güzel kızla
evlendi. Ankara’da 10 odalı muhteşem bir
konak yaptırdı. Oraya yerleşti. Kendisi, eşi
ve annesi..
Ancak yeni evlendiği, güzel bayan dedi ki Erol
Bey’e… Bu annen buradan gidecek. Aynı çatı altında
beraber kalamayız.
Erol Bey dedi, ki, “Nasıl olur, hayatım, o benim
annem, atamam, satamam, hem sana ne zararı var ki,
evin 10 tane odası var, birinde de o kalsın” dedi
ama dinletemedi sözünü. Erol bey, eşinin annesini
görmesine tahammül etmediğini düşünerek, yaptırdığı
villanın alt katında bir oda hazırlattı, döşetti,
kapısını dışarıdan açtırdı ki eşiyle görüşmesinler
diye. Ama nafile, eşi tutturmuş bu ev ikimize dar
geliyor, ya o gider ya ben…
Eşini de çok seviyor annesini de. Ne yapsındı Erol
Bey. Zengin bir iş adamıydı. Huzurevine yatırayım
diye düşündü. Ama olmazdı. Ya duyulursa basından,
televizyondan… Hemen aklına yeni bir fikir geldi.
Tanıdığı hastane sahibi bir doktor arkadaşı vardı.
Ona anlattı planını.. Dedi ki, Annemi hastanenizin
doktorları muayene etsin, yani baştan ayağa bir
muayene olsun. Öyle bir hastalık bulun ki, annem
devamlı hastanede yatmak zorunda kalsın.. Masraf ne
ise ben karşılarım, siz orayı düşünmeyin diyor.
Hastaneden doktorlar geliyor, Erol Bey’in annesini
muayene ediyorlar. Devamlı hastanede kalacak bir
bahane buluyorlar. Diyorlar ki, hastada böbrek
yetmezliği var. Hemen hastaneye kaldırılması
gerekir. Erol Bey’in annesi de hastaneye
götürülüyor.
Hastanede yatma işlemi gerçekleştikten sonra Erol
Bey’in annesi diyor ki, oğluna:
-
Erolum, bitanem, ben seni çok
seviyorum. Allah senden razı olsun. Ama bu
yaptıklarından dolayı korkarım ki Allah’ın azabı
sana uğrar. Ondan korkuyorum oğlum, diyor.
Erol Bey ve eşi, annesi evde olmadığı için çok
zamandan beri planladığı bir Antalya gezisine
çıkmaya karar veriyorlar. Erol Bey hem yeni aldığı
Jeep’ini deneyecek hem de eşiyle uzak bir yerlerde
başbaşa kalacaktır.
Büyük bir heyacan ve arzuyla arabaya biniliyor. Ama
o ne:
Erol bey, arabası 50 metre gider gitmez aniden
sancılanıyor, arabanın içinde kıvranıyor. Zor
yetişiyor hastaneye… Doktor arkadaşı onu karşılıyor.
Muayene bittikten sonra, teşhis konuluyor. Konulan
teşhisi açıklamak için Erol Bey’in yanına gelen
doktor arkadaşı geliyor. Erol Bey, bir diyaliz
makinasına bağlanmış, ızdırap çekiyor. Diyor ki;
-
Dostum, çok üzgünüm, ama
senin böbreklerinin ikisi de bitmiş, tükenmiş, iyi
ki hastaneye yetiştirmişler. Yoksa ölürdün.
Allah’tan seni seven birilerini dualarıyla ayakta
kalmışsın, diyor.
Erol Bey ile annesi aynı odada kalıyor. Annesi bu
duruma dayanamıyor, üç gün sonra rahmeti rahmana
kavuşuyor.
Erol Bey, iyileşmek için neredeyse malını mülkünü
servetini harcıyor, ama bir türlü kendisine uygun
böbrek bulunamıyor.
Sonunda parası bitiyor. Şimdi Erol Bey nerede
biliyor musunuz?
İstanbul’da acizler yurdu olarak bilinen Darül
Aceze’de…. Devletin vereceği bir lokma ekmeğe muhtaç
halde yaşamaya çalışıyor.
Evlerinizde bulunan beli bükülmüş ihtiyarların
sebebi ile belki şu an ayaktayız. Ne olur,
büyüklerimize ne olursa olsun, ne adla olursa olsun,
sevdalarımızdan, aşklarımızdan vazgeçilim. Onların
hayır duası olmadan, cennete ulaşamayacağımızı asla
unutmayalım.
Burnumuzun yere sürtülmesini istemiyor, Hz.
Peygamber (SAV)’in lanetine, bedduasına uğramak
istemiyorsak büyüklerimize saygıda, küçüklerimize
sevgide kusur etmeyelim. Çünkü dünya bize
kalmayacaktır. Ne götürürsek buradan götüreceğiz.
Nuru da narı da hoş Allah’ım bizlere cennete girmeyi
nasip eylesin. Kendi götüreceği ateşle imtihan
olanlardan eylemesin.
Selam ve saygılarımla….
|