
Furkan,25/ 67.
Muhterem Müslümanlar!
Her yıl eğitim ve öğretime başlayan öğrencilere
birinci ve ikinci dönemin sonunda, aldıkları not
durumlarını, başarılı-başarısız olduklarını gösteren
karne verilmektedir. Öğrenci velileri, anne ve
babaları çocukların aldıkları karnelere bakarak
derslerinde başarılı olup olmadığını anlar.
Dünyada ise amel defteri olarak düşünebileceğimiz
karneler, öğrencilere yılda iki defa verilmektedir.
Karne verilirken sağdan, soldan veya arkadan
verilmemekle beraber, karneyi alanlar, ders
notlarını gördükleri zaman bunun iyiye veya kötüye
işaret olup olmadığı gayet iyi anlamaktadırlar.
Karne verilirken kimi öğrencilerin yüzleri gülmekte,
başarılarını süsleyen teşekkür veya takdir belgesi
ile sevincini yaşarken, zayıfı olan öğrenciler ise
üzüntülü ve mahcup bir halde olmaktadırlar.
Amel defterini sağdan alan “yüzleri parlak zümre”
sevinip umduğuna kavuşacak, soldan alan “bedbaht
zümre” ise başına gelecek felaketi anlayarak yok
olmayı isteyecektir.
Bugün derslerinde zayıf alan bir oğlumuzu, kızımızı
azarlarken, derslerine çalışmadığı, oyuna dalıp
derslerini ihmal ettiği için, ödevlerini yapmadığı
için azarlarken; karneye bakıp da kızarken acaba
aklımıza şunlar gelmiyor mu?
“Bir gün bu karne gibi bana da bir karne, amel
kitabı, defteri verilecek. Yapmış olduğum her şeyin
yazılı olduğu, kayıtlı olduğu bir amel defteri...
Büyük-küçük ne varsa, ne yaptım ise her şeyin, zerre
miktarına kadar iyilik veya kötülüğün yazılı olduğu
bir amel defteri... Ben çocuğumu zayıf aldı diye
azarlarken, derslerine çalışmadı diye kızarken,
Allah Teala da “Kulum! Sana o kadar nimet verdim.
Mal, mülk, evlat, servet verdim. Niçin bana kulluk
etmedin? Ben sana beş vakit kılmayı emrettim. Sen
ise günde beş defa okunan ezanlara kulak vermedin,
derse ben ne cevap veririm? Beni azarlayıp,
cehennemine koyarsa ben ne yaparım?”
Çocuğumuzun karnesine bakarken, biraz da ahireti,
hesabı, mizanı, sırat köprüsünü, mahşeri düşünelim.
Bakın o zaman ruhen ve bedenen kendinizi nasıl daha
rahat hissedeceksiniz? Daha evvel, alelade bir belge
olarak baktığınız, iyi olduğu zaman, teşekkür
aldığı, takdir aldığı zaman sevindiğiniz,
öğündüğünüz o karne size çok şeyler anlatacaktır.
Çocuğunuz kötü bir karne getirdiği zaman bile, Allah
Teala’nın eşsiz merhametini düşünerek, acıyarak
çocuğunuza güzel tavsiyelerde bulunacaksınız.
Halbuki bu tavsiyelerin öncelikle kendinize lazım
olduğunu asla unutmayacaksınız. Böylece daha amel
defteri açılmadan, kendinize gerekli olan dersi
alacak, hayatınıza bir çeki düzen vereceksiniz.
Karneye bakarken, amel defterinizde yazılı olan
şeyleri görecek ve gayr-i ihtiyari olarak “Ben
yapmadım...” diyeceksiniz. Fussilet suresinde;
kulakların, gözlerin ve derilerin,
Yasin suresinde de kıyamet günü ağızların mühürlenip
ellerin ve ayakların insanın işlediği fiiller
şahitlik yapacağını bildirmesi amel defteriyle
ilgili olarak Allah Teala’nın kıyamet sahnelerinden
bizi haberdar ettiğini göstermektedir.
Bizleri bu dünyaya hangimizin daha iyi iş
yapacağını, hangimizin daha iyi bir kul olacağını
tesbit için ölümü ve hayatı yaratan Allah (C.C.),
bizlerin karnesini, amel defterini görevlendirdiği
melekler tarafından yazdırmaktadır.
Kur’an’da zikredilen kitap ve suhufun insan ömrünün
muhasebesinin yazılı bulunduğu defter anlamını ifade
ettiği gibi, bir çok müfessir tarafından da kişinin
hesabının görüldüğünü bildiren bir belge anlamına
gelebileceği belirtilmiştir. Ehl-i sünnet alimleri
amel defterlerinin bilinemeyeceği, bu dünyadaki
defterlere de benzetilemeyeceği görüşündedirler.
Teşbihte hata olmaz, derler. Bir nebze de olsa,
dünyadan misal getirerek, ahireti hatırlayabildiysek
ne mutlu...
Artık karnelere bir başka gözle bakarız inşaallah...
Hakka, 69/18-26; İnşikak, 84/6-12.