|
MESLEK
HATIRALARIM |
|
BALABANCIK KÖYÜ CAMİ İMAM-HATİPLİĞİ |
|
MİNAREDEN TERS DÖNME HADİSESİ |
Bursa'nın
Mudanya ilçesine bağlı Balabancık Köyü benim ilk
defa memuriyet başladığım ye olduğu için hayatımın,
tecrübemin ilk başladığı yerdir.
İlahiyat Fakültesi 3. sınıfa devam ederken, aynı
zamanda bu köyde de İmam-Hatiplik görevini ifa
ediyordum. Fakültedeki derslerde zaman zaman
hocalarımız İmam-Hatip olarak görev yapan
arkadaşlardan bazı istekleri oluyordu. Toplum
tarafından yanlış bilinen veya hep öyle yapıldığı
için, aksi yapıldığında cemaatin tepkisinin ne
olacağı merak ediliyordu. İşte bunlardan birisi de
namazı kıldırırken çorapsız olarak kıldırın denemesi
idi.
İmam-Hatip Lisesinde öğrenciyken Meslek Dersleri
Öğretmenlerinden Mehmet ÖZTÜRK Hocamız bize bir
camiye din görevlisi olarak atandığımız zaman neler
yapacağımız konusunda nasihatlerde bulunmuştu. Bu
nasihatlerden biri, camide giymek üzere temiz iç
çamaşırları, gömlek, pantolon ve çoraplarınız hazır
olsun derdi. Çünkü köyde gezerken üzerinize pislik
bulaşabilir, namaza mani bir durum olabilir diyordu.
Ben de camide imama ait bir oda olmadığı için, bu
tavsiyenin sadece çorap bulundurma bölümünü yerine
getirebiliyordum.
Bir yaz günü caminin bahçesinde öğle namazına
hazırlık yapmak için abdest aldım. Hava güneşli idi.
Abdest aldıktan sonra abdest azalarının kuruması
için güneşte bekledim. Namaz vakti gelince ezanı
okudum. Öğle namazının sünnetini kıldıktan sonra
sarık ve cübbemi giydim. Mihraba doğru yönelirken
çoraplarımın giymediğimi fark ettim. Geriye dönmeden
çorapsız olarak namazımı kıldırayım dedim. Hem
böylece İlahiyat fakültesindeki hocamın isteğini de
yerine getirmiş olacaktım.
Öğle namazını kıldıktan sonra, caminin bahçesinde
cemaatimizle 5-10 dakika oturur ondan sonra evlere
dağılırdık. İşte bu esnada benim beklediğim soru
geldi. Cemaatten biri bana dedi ki:
- Hocam, size bir soru sormak istiyorum.
- Ben de buyur, sor dedim.
- Bizim köye Hasan hoca geldi, böyle bir şey
görmedik. Hüseyin Hoca geldi, böyle bir şey
görmedik. Selim hoca geldi, böyle bir şey görmedik.
Ben de:
- Hayırdır, ne görmediniz? dedim.
- Ya hocam, bugün sen bizim önümüze geçtin, namaz
kıldırdın. Daha önce çoraplı kıldırıyordun. Bugün
ise çorapsız kıldırdın. Yani şimdi bizim namazımız
oldu mu? Ben onu sormak istiyorum. dedi. Ben de:
- Tamam sen bana bir soru sordun. Ben de sana
şimdi bazı sorular soracağım. Bu sorular neticesinde
sen namazımızın olup olmadığına karar vereceksin,
dedim.
- Sen namazın farzlarını biliyor musun?
- Evet, namazın farzları 12 dir. 6'sı içinde, 6'
sı dışındadır. deyince ben de peki o zaman bana
dışındakileri sayar mısın? dedim.
- Tabi sayarım hocam, Hadesten taharet, necasetten
taharet, setr-i avret...
- Peki setr-i avret nedir? Onu biliyor musun?
- Setr-i avret, kadınların el, yüz ve ayaklar
dışındaki bütün azalarının kapalı olması, erkekler
için de göbek ile dizlerinin arasının kapalı
olmasıdır, dedi.
- Peki benim göbek ile dizlerim arası kapalı
mıydı? dedim.
- Kapalıydı, dedi.
- Peki namazım oldu mu? dedim.
- Oldu, dedi.
- Peki cemaatle kıldığımız namaz oldu mu? dedim.
- Oldu, dedi.
- Sorduğun sorunun cevabını aldın mı? dedim.
- Aldım, dedi.
Ondan sonra namazın diğer farzları hakkında ben
ayrıntılı bilgi verdim. Sonundu şu sonuca vardık:
Bizlerin yıllar boyu bir gelenek olarak
sürdürdüğümüz bazı kuralların aslında kendiliğinden
oluştuğunu, imamın namaz kıldırırken bütün azaları
ile elbisesi ile cemaatten üstün olması gerektiğini,
bundan hareketle çoraplı olarak namaz kılındığını,
Kabe'de namaz kıldıran imamların da çorapsız olarak
namaz kıldırdıklarını ifade ettim.
Dolayısıyla çorapsız olarak da namaz kılmanın caiz
olduğu konusunda yerinde bir eğitimle cemaatimizi
aydınlatmış oldum.
Daha sonra bu tecrübemi İlahiyat Fakültesindeki
derste hocama ve öğrencilere anlatmış oldum.
Bu hatıramı da, bu konuda sorusu olanlara cevap
olmak üzere bu bölüme alıyorum.