ANKARA 18. KAFİLE HACI ALBÜMÜ 2004

 


 

UHUD SAVAŞI

UHUD SAVAŞI NİÇİN VE NASIL HAZIRLANDI?

Kureyş müşriklerinden bir kısmı, Bedir günü öldürülüp kör kuyuya atılmışlar, bir kısmı da kaçarak Mekke'ye ulaşmışlardı.

Tîcaret kervanındaki malların Darünnedve'ye konulması:

Ebu Süfyan b. Harp de Şam'dan Kureyş'in ticaret kervanıyla Mekke'ye dönmüş, getirdiği bütün ticaret mallarım — öteden beri olduğu gibi — el sürmeden Dârünnedve'ye koymuştu.

Savaşmak için yapılan teşebbüsler:

Kureyş eşrafından Esved b. Muttalip, Cübeyr b. Mut'im, Safvan b. Ümeyye, İkrime b. Ebî Cehl, Haris b. Hişam, Abdullah b. Ebî Rebîa, Huveytıp b. Abdul'uzza ve Huceyr b. Ebî Ihap..., Ebü Süfyan b. Harb'in yanma vardılar:

"Ey Ebü Süfyan! Getirdiğin ve tuttuğun şu ticaret malları, iyi bilirsin ki, Mekkelilerin mallarıdır ve Kureyş'in ticaret kervanına aittir.

Mekkeliler, bu ticaret mallarıyla Muhammed'e karşı büyük bir ordunun hazırlanmasını can-u gönülden temenni ederler.

Babalarımızdan, oğullarımızdan, kabîlelerimizden nice kimselerin öldürülmüş olduğunu gördün!» dediler.

Başka bir rivayete göre: bunlar, Ebu Süfyan'a ve ticaret kervanında hissesi bulunan Kureyşîlerden bazılarına:

«Ey Kureyş topluluğu! Muhammed, sizi mahvetti: En hayırlı kişilerinizi öldürdü.

Muhammed'le çarpışmak üzere, şu malla bize yardımcı olunuz. Belki, öldürülenlerinizin öcünü ondan, böylece almağa muvaffak oluruz!" dediler.

Ebu Süfyan "Kureyşîler, bu fedakarlığı göze alıyorlar mı? Buna gönüllü ve istekliler mi?” dedi.

“Evet!” dediler.

Ebu Süfyan: "Zaten, ben, bunu özleyen ve kabul edenlerin ilkiyim. Abd-i Menaf oğulları da benimledirler.”

Peygamberimizin görüşü:

Peygamberimiz, Sahabîlerine: «Eğer, Medine’de müdafaada kalmayı uygun görürseniz, müşrikleri, oldukları yerde kendi hallerine bırakırsınız. Onlar, üzerinize gelmeyip kondukları yerde bekler, dururlarsa, kötü, güç bir durumda bulunmuş olurlar. Eğer, Medine'ye girip bize saldıracak olurlarsa, Medine'de kendileriyle çarpışırız."

«Siz de bu yoldaki görüşünüzü bana açıklayınız!» dedi.

Peygamberimiz, çarpışmak için Medine'den dışarı çıkmayı hoş görünüyordu.

Abdullah b. Übey b. Selül de aynı kanaatte idi.

Müslümanlardan bazılarının görüşü:

Yüce Allah'ın Uhud'de ve başka yerlerde şehidlikle şereflendirdiği Müslümanlardan ve daha önce Bedir gazasına katılmak fırsatını kaçırmış olanlardan bazıları :

«Ya Resulallah! Sen, bizi, düşmanlarımıza karşı çıkar ki onlar, bizim, kendilerinden korkuya düşmediğimizi, sinmediğimizi görsünler!» dediler.

Abdullah b. Übeyy'in görüşü:

Abdullah b. Übeyy b. Selül:

"Ya Resulallah! Medine'de dur. Sakın, onlara karşı çıkma!

Çünkü, vallahi, biz, ne zaman, Medine'den, düşmanımıza karşı çıkmışsak, muhakkak, musîbet ve mağlubiyete uğramışızdır.

Aksine olarak, ne zaman, düşmanımız, Medine'ye girip bizimle çarpışmışsa, muhakkak, musîbet ve mağlubiyete uğramıştır.

Ya Resulallah! Sen, onları, buyurduğun gibi, kendi hallerine bırak.

Onlar, oldukları yerde kalır, üzerimize gelmezlerse, kendileri için çok kötü ve zararlı olan bir yerde tutulup kalmış olurlar.

Eğer, üzerimize gelecek olurlarsa, erkekler, onlarla yüz yüze çarpışırlar. Kadınlar ve çocuklar da damlardan onların üzerine taş yağdırırlar.

Eğer, Medine'ye saldırmadan dönüp giderlerse, umduklarına erişmeden, bir şey elde edemeden, geldikleri gibi, dönüp geri gitmiş olurlar!» dedi.

Muhacirlerle Ensar'ın büyüklerinden çoğunun kanaati de böyle idi.

Peygamberimizin görüşünü tekrar açıklaması:

Peygamberimiz:

"O halde, Kureyş müşriklerini, Medine'de bekleyiniz. Kadınlarla çocukları kalelerde, yüksek evlerde bulundurunuz!

Ticaret kervanı kazancının orduya bağışlanması:

Ticaret kervanındaki malların bedelleriyle Peygamberimizin üzerine asker göndermeye, Kureyşileri, Ebu Süfyan'ın davet ve teşvik ettiği, malların altun karşılığında satışları yapılarak ordunun bununla hazırlandığı da rivayet edilir. Kureyşîler: "Ey Ebu Süfyan! Sen, bu ticaret malını sat. Bu işe, ondan sağlanacak kazancı ayır!" dediler 6.

Ticaret malı, bin deve yükü idi ve sermayesi elli bin dinar (altın) idi.

Kureyşiler, her dinarda bir dinar kazanç sağlamışlardı".

Bin deve yükü malın altın mukabilinde satışı yapıldı. Hissedarlara yalnız sermayeleri verildi. Elli bin dinarlık kazanç da hazırlanacak orduya bağışlandı.

Mallarını boş yere harcamalarının müşriklere bir pişmanlık ve yürek acısı olacağı:

Mekkeliler, böylece, ticaret kervanının bütün kazancını hazırlanacak orduya bırakınca, inen ayette şöyle buyuruldu:

36 Gerçek şu ki, küfre sapanlar, (insanları) Allah'ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır. Küfredenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır.Enfal 36

Ordu ve techizat miktarı:

Kureyş ordusu üç bin kişi idi ve daha da çoktu. Bunlardan yüzü Sakif'tendi.

Orduda iki yüz at, üç bin deve vardı.

Askerin yedi yüzü zırhlı idi.

Pek çok silah ve askerî malzeme vardı.

Hz. Abbas'ın İslam davasına hizmeti:

Peygamberimizin Amcası Hz. Abbas, Peygamberimizin emriyle Mekke'de oturmakta, oradaki Müslümanlara kuvvet ve destek olmakta, bütün olan bitenleri Peygamberimize yazı ile bildirmekte idi.

Medine'ye gelmek istediği zaman, Peygamberimiz, ona:

«Sen, bulunduğun yerde daha güzel cihad etmektesin!

Senin Mekke'de oturman, daha hayırlıdır!» diye cevap yazdırmıştı.

Hz. Abbas'ın durumu Peygamberimize bildirmesi:

Hz. Abbas, Kureyş müşriklerinin maksat ve hazırlıklarını yazılı olarak Peygamberimize bildirdi.

Hz. Abbas, yazıp mühürlediği ve üç gün içinde Peygamberimize ulaştırılmak şartıyle, Gıfar oğullarından kiraladığı bir adama teslim ettiği yazısında şöyle dedi:

«Kureyşliler, üzerine yürümek üzere derlenmiş, toplanmıştır!

Üzerine yürüyüp geldikleri zaman, yapageldiğini, yapacağını yap!36

Hazırlanmakta onlardan öne geç, onlardan önce davran!

Sana doğru yöneldiler, geliyorlar.

Üç bin kişidirler.

İki yüz atlıları, yedi yüz zırhlıları, üç bin de develeri var. Bütün silahlarını yanlarına aldılar!»

Yahudîlerle Münafıkların telaşları:

Hz. Abbas'ın gönderdiği adam, Peygamberimizi Medine'de bulamadı. Kuba'da, Kuba mescidinin kapısından çıktığı ve merkebinin üzerinde bulunduğu sırada bulup yazıyı Peygamberimize verdi. Medineli Eshab-ı Kiram'dan Übeyy b. Ka'b, yazıyı Peygamberimize okudu.

Müşriklerin, Hz. Amine'nin kabrini açmağa yeltenmeleri:

Kureyş ordusunun konakladığı her yerde kadınlar, Bedir'de öldürülenleri anmakta, yanlarındaki deflerle erkekleri çarpışmağa kışkırtmakta idiler. Her indikleri yerde develer boğazlanıyor, yeyip içiyorlardı. Ebva köyüne uğradıkları zaman, Kureyşîler, birbirlerine :

«Siz, kadınlarınızı yanınıza alarak çarpışmağa çıkmış bulunuyorsunuz. Biz, kadınlarımızın, hasımlarımıza esir düşmelerinden korkuyoruz. Geliniz, Muhammed'in annesinin kabrini açıp kemiğini çıkaralım. Çünkü, kadın, en nazik, en esirgenilen bir varlıktır.

Eğer, kadınlarınızdan herhangi birisi, Muhammed'in eline düşerse, dersiniz ki “Bu, senin annenin çürümüş kemiğidir!”

Eğer, dediğiniz gibi: o, annesi için yararlı ise, size annesinin kemiği karşılığında kadınlarınızı geri verir.

Sizlerden birini kadınını esir etmeğe muvaffak olamadığı takdirde, annesine yararlı ise, annesinin kemiğini kurtarmak için size pek çok mal öder!» dediler42.

Ebu Süfyan'ın karısı Hind de :

«Eğer, siz, Muhammed'in annesinin kabrini araştırır, onun kemiklerinden birer parça elde edecek olursanız, bunlar, sizlerden esir düşecek her insan için birer fidye (kurtulmalık) olur!" dedi.

Ebü Süfyan, bu hususta Kureyşîlerin ileri gelen görüş sahipleriyle görüşüp konuştu. Onlar :

“Sakın, bu hususta hiç bir şey anma! Eğer, biz, bu işi yapacak olursak, Bekir oğullariyle Huzaalılar da bizim ölülerimizin kemiklerini kabirlerinden çıkarırlar!” dediler.

Peygamberimiz: «Onlar, Bedir'de öldürülenleri anarak Kureyşîleri çarpışmaya kışkırtmak istiyorlardır; Bana da bu şekilde haber geldi.

Sen, bütün bunlar hakkında hiç bir kimseye, hiç bir şey söyleme! Allah, bize yeter. Ne güzel Vekildir O!» dedi.

Müşriklerin Uhud'e geldiklerini Evs'in Peygamberimize bildirilmesi:

Müşrikler, Uhud'e geldikleri sırada, Evs b. Abdullah-ı Eslemî de durumu Peygamberimize bildirmek üzere, kölesi Mes'ud b. Hüneyde'yi Arc'den Medine'-ye kadar yaya olarak göndermişti.

Müşriklerin Uhud'deki karargahı:

Kureyşîler, Uhud’un Kanat vadisinde,  Sebha ovasındaki Ayneyn (iki su kaynağı) tepesine kadar ilerleyip vadinin Medine yamacındaki bir köşesine kondular.

Medine'de tedbir alınması;

Evs ve Hazreç kabîlelerinin ulularından Sa'd b. Muaz, Üseyd b. Hüdayr, Sa'd b. Ubade ve daha başkaları, müşriklerin Medine'ye bir baskın yapmalarından korkarak silahlandılar. Cuma gecesini, Mescid'de Peygamberimizin kapısı önünde geçirdiler.

Medine, o gece, sabaha kadar nöbet tutulup beklendi

Peygamberimizin görüşü:

Peygamberimiz, Sahabîlerine : «Eğer, Medine’de müdafaada kalmayı uygun görürseniz, müşrikleri, oldukları yerde kendi hallerine bırakırsınız. Onlar, üzerinize gelmeyip kondukları yerde bekler, dururlarsa, kötü, güç bir durumda bulunmuş olurlar. Eğer, Medine'ye girip bize saldıracak olurlarsa, Medine'de kendileriyle çarpışırı»

«Siz de bu yoldaki görüşünüzü bana açıklayıız» dedi.

Peygamberimiz, çarpışmak için Medine'den dışarı çıkmayı hoş görmüyordu.

Abdullah b. Übey b. Selül da aynı kanaatte idi.

Müslümanlardan bazılarının görüşü:

Yüce Allah'ın Uhud'da ve başka yerlerde şehidlikle şereflendirdiği Müslümanlardan ve daha önce Bedir gazasına katılmak fırsatını kaçırmış olanlardan bazıları:

«Ya Resülallah' Sen, bizi, düşmanlarımıza karşı çıkar ki onlar, bizim, kendilerinden korkuya düşmediğimizi, sinmediğimizi görsünler!» dediler.

Abdullah b. Übeyy'in görüşü:

Abdullah b. Übeyy b. Selül:

«Ya Resulallah! Medine'de dur. Sakın, onlara karşı çıkma!

Çünkü, vallahi, biz, ne zaman, Medine'den, düşmanımıza karşı çıkmışsak, muhakkak, musîbet ve mağlubiyete uğramışızdır.

Aksine olarak, ne zaman, düşmanımız, Medine'ye girip bizimle çarpışmışsa, muhakkak, musîbet ve mağlubiyete uğramıştır.

Ya Resulallah! Sen, onları, buyurduğun gibi, kendi hallerine bırak.

Onlar, oldukları yerde kalır, üzerimize gelmezlerse, kendileri için çok kötü ve zararlı olan bir yerde tutulup kalmış olurlar.

Eğer, üzerimize gelecek olurlarsa, erkekler, onlarla yüz yüze çarpışırlar. Kadınlar ve çocuklar da damlardan onların üzerine taş yağdırırlar.

Eğer, Medine'ye saldırmadan dönüp giderlerse, umduklarına eremeden, bir şey elde edemeden, geldikleri gibi, dönüp geri gitmiş olurlar!» dedi.

Muhacirlerle Ensar'ın büyüklerinden çoğunun kanaatı da böyle idi.

Peygamberimizin görüşünü tekrar açıklaması:

Peygamberimiz :

«O halde, Kureyş müşriklerini, Medine'de bekleyiniz. Kadınlarla çocukları kalelerde, yüksek evlerde bulundurunuz!

Kureyşîler, Medine'ye girip bize saldırırlarsa, biz de dar yerlerde sıkıştırarak onlarla çarpışırız. Çünkü, dar yerlerde çarpışma usulünü, biz, onlardan daha iyi biliriz.

Onları, kalelerin, yüksek köşklerin üzerinden de oka, taşa tutarsınız!» dedi. Medine'nin her köşesi, birbirine girmiş, sık evlerle birer kale gibi idi.

Bazı Müslümanların Uhud'e çıkmayı. dilemeleri ve bunda direnmeleri:

Bedir'de bulunamayan, düşmanla karşılaşmayı ve şehid düşmeyi arzulayan bazı gençler ise, Peygamberimizin Medine dışına çıkmasını dilediler ve dileklerinde direndiler. (Vakıdî — Megazî, s. 165, Ebülfida — Sîre, c. 3, s. 24)

Cabir b. Abdullah'ın rivayetine göre: Peygamberimiz : "Eğer, biz, Medine'de kalır ve onlar, bizim üzerimize yürürlerse, Medine'de onlarla çarpışırız." deyince, «Ya Resulallah! Vallahi, onların cahiliye devrinde bile Medine'ye, üzerimize yürümelerine meydan ve imkan verilmemiştir.

İslamiyet devrinde onların Medine'ye, üzerimize yürümelerine nasıl müsaade buyrulur?" dediler. (Ahmed b. Hanbel — Müsned, c. 3, s. 351, İbn-i Sa'd — Tabakat, c. 2, s. 45, Dâremî, c. 2, s. 55)

Yaşlılardan Hz. Hamza, Sa'd b. Ubade, Numan b. Malik'le Evs ve Hazreç'ten bazı kişiler de gençlerin, düşmanı Medine dışında karşılamaları hakkındaki isteklerini desteklediler.

Bedir'de çok dar ve zor bir durumda iken üç yüz kişi ile onlara galebe çaldıklarını ileri sürdüler.

Malik b. Sinan'ın konuşması:

Ebu Saîd-i Hudrî'nin babası Malik b. Sinan:

«Ya Resülallah! Biz, vallahi, iki iyiliğin arasında bulunuyoruz. Bu iyiliklerden birisi: Allah, bizi onlara galip ve muzaffer kılarsa — ki dileğimiz budur — onları rezil ve rüsvay etmiş olur. Hem bu, bizim için bir genişlik de olur. Onların ürküp kaçanlarından başkasını bırakmayız!

Ya Resulallah! Bu iyiliklerden ikincisi de yüce Allah'ın bize şehidlik nasip etmesidir.

Vallahi, Ya Resulallah! Bence, bu ikisinden hangisi olursa, olsun, onda hayır vardır!..» dedi.

Hz. Hamza'nın konuşması:

Hz. Hamza: «Sana, Kitab'ı indirmiş olan Allah'a yemin eder, and içerim ki, bu kılıcımla Medine dışında Kureyş müşrikleriyle çarpışmadıkça, yemek yemeyeceğim!» dedi.

Hz. Hamza, Cuma günü oruçlu idi. Cumartesi günü Uhud'da müşriklerle karşılaştığı zaman da oruçlu bulunuyordu. (Vakıdî — Megazî, s. 165)

İslam ordusunun sancak ve sancaktarları:

Peygamberimiz, üç mızrak getirtip onlarla üç sancak bağladı. Evsîlerin sancağını Üseyd b. Hudayr'a, Hazrecîlerin sancağını Hubap b. Münzir'e veya Sa'd b. Ubade'ye, Muhacirlerin sancağını da Hz. Aliye veya Mus'ab b. Umeyr'e verdi.

İbn-i Ümmü Mektum'un Mescid-i Nebevîde İmam Vekilliği:

Peygamberimiz, halka, namaz kıldırmak üzere, Abdullah b. Ümmü Mektum'u Medine'de yerine bıraktı.

İslam ordusunun mevcudu ve hareket nizamı:

Peygamberimiz, atını getirtti. Üzerine bindi. Yayım, omzuna astı. Mızrağım eline aldı.

Rafi' b. Hadiç'le Semüre b. Cündüb'ün orduya katılmaları;

Zuheyr b. Rafi':

«Ya Resulallah! Rafi' b, Hadic, iyi ok atıcıdır.» diyerek onun ordudan ayrılmamasını istedi.

Rafi' b. Hadic der ki: «Ayaklarımda mestlerim vardı. Ayağının ucuna basarak uzun görünmeğe çalıştım. Resülullah da benim orduya katılmama müsaade etti.

Bana müsaade edilince, Semüre b. Cündüb, üvey babası Mürey b. Sinan'a:

(Babacığım! Resulullah, Rafi' b. Hadic'e müsaade etti. Beni geri çevirdi. Halbuki, ben, güreşte onu yıkabilirim, yenebilirim!) dedi.

Mürey b. Sinan, “Ya Resulallah! Sen, benim oğlumu geri çevirdin. Rafi' b. Hadic'e müsaade ettin. Oğlum, onu yener, yıkar!” dedi.

Bunun üzerine güreştiler. Semüre, Rafi'yi yıktı.

Peygamberimiz, onun da orduya katılmasına müsaade etti.

0 zaman Semure ile Rafi, on beşer yaşında idiler.

Ebu Saîd-i Hudrî ile İbn-i Ömer'in Medine'ye döndürülmeleri:

Ebü Saîd-i Hudrî der ki; «Uhud günü Peygamber Aleyhisselam'a arz olunduğum zaman, on üç yaşında idim.

Babam, elimden tutup: “Ya Resulallah! Bu, burnunun suyu akar olsa da, iri kemiklidir. Müsaade edersen, bizimle gelsin!” dedi.

Peygamber Aleyhisselam, beni tepeden tırnağa kadar süzdükten sonra:

“Geri çevir onu!” dedi.

Babam da beni, Medine'ye geri çevirdi»

Abdullah b. Ömer de Uhud günü, Peygamberimize arz edildiği zaman, on dört yaşında idi. Kendisine müsaade edilmedi.

Ordudan geri çevrilenlerin, Medine'de vazifelendirilmeleri:

Yaşları küçük görülüp geri çevrilenler, Medine'de çocukları ve kadınları beklemek ve korumakla vazifelendirildiler.

Munafıkların bozgunculuğa başlamaları:

Abdullah b. Übeyy, münafıklar ve müttefikleriyle birlikte gelip İslam ordusunun bir yanında yer aldı.

Abdullah b. Übeyy'e adamları: «Sen, ona (Peygamberimizle) bu husustaki görüşünü açıkladın, öğüt verdin. Bunun, atalarından gelip geçmiş olanların görüşü olduğunu bildirdin. Onun bu yoldaki görüşü de Senin görüşün gibi idi. Nedense, o, bu görüşten vazgeçip yanında bulunan şu gençlerin görüşlerine uydu!» dediler.

Şeyheyn'de geceleyiş:

Şeyheyn'de teftiş bittiği zaman, güneş batmıştı. Bilal-i Habeşî, akşam Ezanını okudu. Peygamberimiz, Ashabına akşam namazım kıldırdı.

Yatsı vakti girince de Bilal-i Habeşî, yatsı Ezanım okudu. Peygamberimiz, Ashabına yatsı namazını da kıldırdı.

0 gece, Şeyheyn'de kalındı.

Muhammed b. Mesleme'nin kumandası altında elli kişilik bir Devriye kolu, bütün gece ordunun çevresinde dönüp dolaşmakla vazifelendirildi.

Müşriklerin tedbir almaları;

Müşrikler de, Peygamberimizin Şeyheyn'e gelip konduğunu görünce, süvarilerini topladılar. İkrime b. Ebî Cehl'i, süvarilerin başına geçirdiler. Keşif ve devriye kolu olmak üzere vazifelendirdiler. Müşrik süvarileri, geceyi durup dinlenmeksizin geçirdiler. Harre'ye kadar sokuldular, fakat, oraya çıkamadılar. Harre mevkiinin sarplığından ve Muhammed b. Mesleme'den korkup geri döndüler.

Uhud'de toplanış:

Peygamberimiz, Şeyheyn'den derlenip toplandığı sırada müşrikler de Ebu Amir'in arazisinin bulunduğu yere kadar; harp düzeni halinde yavaş yavaş uzandılar.

Peygamberimiz, Uhud'a doğru ilerleyip köprünün bulunduğu yere kadar geldi.

Müslümanlar da, müşrikler de artık, birbirlerini iyice görüyorlardı.

Düşman karşısında sabah namazının kılınması:

Peygamberimiz, Bilal-i Habeşî'ye emretti. Ezan okuttu. Kamet getirtti. Saflar bağlandı. Müslümanlara sabah namazını kıldırdı.

Peygamberimiz de, Müslümanlar da üzerlerindeki silahlarını çıkarmadılar. Namazlarını silahlı olarak kıldılar.

Peygamberimiz, zırhının üzerine bir zırh daha, takyesinin üzerine de miğfer (tulga) giydi,

Ebu Süfyan'ın Ensarı ayartmağa yeltenmesi:

Kureyş ordusunun Başkumandanı Ebu Süfyan, Medineli Müslümanlara haber gönderdi:

«Ey Evs ve Hazreç topluluğu! Siz, bizimle amcamızın oğlunun arasından çıkınız. Bizi, onunla başbaşa bırakınız! Böyle yaparsanız, sizden ayrılacak, dönüp geri gideceğiz. Sizinle çarpışmak, bize gerekmez!» dedi.

Medineli Müslümanlar, Ebu Süfyan'ın bu teklifini, sert ve ağır bir cevapla reddettiler.

Baş münafık Abdullah b. Übeyy'in geri dönüşü:

İslam ordusu ile Uhud'e (İbn-i Ishak'a göre Medine ile Uhud arasındaki Şavt'a) kadar deve kuşu gibi boynunu uzata uzata gelmiş olan Abdullah b. Übeyy b. Selul :

«O, rey ve görüş sahibi olmayan gençlerin sözünü dinledi de beni dinlemedi.

Ey Ahali! Şuracıkta biz ne diye kendimizi öldüreceğimizi bir türlü anlayamadık!» diyerek kavminden ve münafıklarla kuşku içinde bulunanlardan kendisine uyan adamlarla birlikte oradan geri döndü.

Geri dönenler, İslam ordusunun üçte birini teşkil ediyordu ve üç yüz kişi idiler.

Müslümanlardan bazıları arasında hasıl olan gevşeme:

Abdullah b. Übeyy, kendisine uyanları Medine'ye döndürmekle kalmamış, kendisine uymayan Müslümanları da ayartmağa çalışmıştı.

Musa b. Ukbe'nin nakline göre: Abdullah b. Übeyy, Uhud'den geri döndüğü zaman, Müslümanlardan iki zümrenin, Harise oğullarıyla Selime oğullarının elleri yanlarına düşmüştü.

Selime oğullan Hazrec, Harise oğullan da Evs kabîlesine mensup idiler.

Abdullah b. Übeyy, bunların liderleri mevkiinde idi.

Abdullah b. Übeyy'in geri döndüğünü görünce, bunlar da geri dönmeğe niyetlendiler. Fakat, Allah, onları korudu da geri döndürmedi.

Kur'an-ı Kerîm'de bu hususta şöyle buyrulur:

«O zaman, içinizden iki birlik (ordunun iki kanadını teşkil eden Selime b. Cüşem oğullarıyle Harise b. Nabıt oğulları da savaş korkusundan) geri durmak (Abdullah b. Übeyy'le geri dönmek) istemişlerdi. (Bunların dinlerinde şüpheleri yoktu. Fakat, kendilerine za'f gelmiş, ölmekten ürkmüşlerdi.) Halbuki, onların yardımcısı Allah idi. (Allah, rahmetiyle, onlardan bu gevşekliği giderdi.)

O halde, mü'minler, yalnız Allah'a güvenip dayanmalıdır. (Gevşekliğe düşenler, Allah'a dayanmalı,yardım da O'ndan beklemelidir. Çünkü, yardım edecek, koruyacak, azimlerini berkitecek ancak Odur.) (Al-i İmran: 122)

«And olsun ki siz, ölümle karşılaşmadan önce, onu arzulamıştınız. İşte, onu gördünüz. Fakat, siz seyirciler gibi bakıyordunuz. (Al-i İmran: 143)”

«Siz, sayı ve kuvvetçe zayıf ve daha aşağı iken, Allah, size Bedir'de kat'î bir zafer vermişti. Allah'dan, Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınınız ki, nîmetlerine şükretmiş olasınız. (Al-i İmran: 123).etmeyecektir!» diyerek dönüp Müslümanların saflarım düzeltirken, Peygamberimizin yanına geldi.

Mümin ve münafıkların ayırd edilmesi:

Münafıkların harp meydanından böyle dönmeleri üzerine inen ayetlerde şöyle buyruldu:

"İki ordu karşılaştığı gün, size gelen musîbet, Allah'ın emriyle idi. Mü'minleri, ayırd etmesi, münafık olanları da açığa vurması içindi.

Onlara: (Geliniz, Allah yolunda çarpışma yaparız!  Yahut, hiç olmazsa, düşmana saldırmasını önleyiniz!) denilince,

(Biz, çarpışma olacağım bilseydik, elbette, size tabi olurduk!) dediler.

Onlar, o gün, imandan ziyade küfre yakındılar. Kalplerinde olmayanı, ağızlarıyla söylüyorlardı.

Allah, onların içlerinde gizledikleri şeyleri çok iyi bilendir. (Al-i İmran: 166-167)

Müslümanlar arasında çıkan anlaşmazlık:

Zeyd b. Sabit der ki: «Resulullah, Uhud'e vardığı ve kendisiyle birlikte oraya kadar gelmiş olanlardan bir kısım halk geri döndüğü zaman, Resulullah'ın

Ashabı ikiye ayrıldı.

Bir kısmı (müşriklerle çarpışalım!), bir kısmı da (çarpışmayalım!) diyordu.

Bunun üzerine:

(0 halde, siz, niçin münafıkların kafir oldukları hakkında söz birliği etmiyor da, iki taraf oluyorsunuz?

Allah, onları, kazandıkları günah yüzünden, terslerine döndürdüğü halde, Allah'ın saptırdığını, yola getirmek mi istiyorsunuz?

Allah, kimi saptırırsa, artık, sen, ona, onu doğrultmağa asla yol bulamazsın'. (Nisa: 88) ayeti indi.»

Rssulullah da (ateş, gümüşün kirini, pisliğini giderdiği gibi, Taybe (Medine) de muhakkak, bütün kötülükleri temizleyecek, giderecektir!) buyurmuştur.

Mü'minlerden başkasından fayda yok:

Ensar: «Ya Resulallah! Yahudî müttefiklerimizden yardım istemeyecek miyiz?» dediler.

Peygamberimiz : «Bizim, onlara ihtiyacımız yok!» dedi

Yahudî müttefiklerinden maksad, Sa'd b. Muaz'm müttefiki olan Benî Kureyza Yahudîleri idi.

Uhud'deki İslam karargahı :

Peygamberimiz, Uhud'de Şi'b vadisine inince, orada, arkalan Uhud dağına dayalı, yüzleri Medine'ye karşı olmak üzere, karargahını kurdu.

Emir vermeden çarpışma yok:

O sırada Kureyş müşrikleri, bütün develerini ve atlarını, yakınlarındaki Samga mevkiinde bulunan Müslüman ekinliklerine salmış bulunuyorlardı.

Ensardan birısi:

«Kayle (Evs ve Hazreç) oğullarının ekinlerini hep yaydıracak mıyız?! Daha ne zaman çarpışacağız?» dedi.

Peygamberimiz : «Biz, emir vermeden, hiç biriniz çarpışmasın!» buyurdu.

İslam ordusunun harp nizamına konulmağa başlanması:

Peygamberimiz, ordusunu, çarpışma düzenine koymağa başladı:

Solda bulunan Ayneyn tepesine elli okçu gönderdi. Abdullah b. Cübeyr'i onlara kumandan tayin etti.

Peygamberimizin okçulara emri :

Vazifeniz: Bize yönelecek süvarileri oka tutup püskürtmek, onların, arkamızdan gelmelerine meydan ve imkan vermemektir .

Haydi kalkınız, şurada yerinizi alınız! Bizi, arkamızdan koruyunuz!

Düşmanı yenip ganimet toplamağa koyulduğumuzu görseniz de sakın bize katılmayınız!

Kuşların, bizi kapıştıklarını görseniz de, ben size adam göndermedikçe, sakın yerinizden ayrılmayınız!

Düşmanları yendiğimizi görseniz de, ben size haber göndermedikçe, sakın yerinizden ayrılmayınız!

Onların, bizi yendiklerini görseniz de, sakın yerinizden ayrılmayınız ve yardımımıza koşmayınız!

Siz, yerinizde durmazsanız, biz, galip olamayız!» dedi.

Okçular, İslam ordusunun arkasından hiç kimsenin gelmesine meydan ve imkan vermeyecekler, onları oka tutacaklardı.

Okçuların kumandanı Abdullah b. Cübeyr, belli olmak için beyaz bir elbise giymişti.

Peygamberimizin okçulara verdiği emri tekrarlaması ve Allah'ı şahid tutması:

Okçular, yerlerine yerleştikleri zaman, Peygamberimiz, onların yanlarına vardı:

«Bizi, arkamızdan koruyunuz! Biz, düşmanın arkamızdan gelmesinden korkarız!

Yerinizde durunuz ve buradan hiç ayrılmayınız!

Bizim, onları bozup hezimete uğrattığımızı, ordugahlarına daldığımızı görseniz dahi, yerinizden ayrılmayınız!

Bizi, öldüreceklerini, öldürdüklerini görseniz dahi gelip bize yardımcı olmayınız ve onlardan bizi korumaya çalışmayınız!

Size yöneldikçe, düşman süvarilerini oka tutunuz! Çünkü, süvariler, atılan oklara doğru gelemezler!

Allah'ım! Bunları, onlara tebliğ ettiğime Seni şahid tutarım!» dedi.

Peygamberimizin, mücahidleri harp nizamına koyması:

Peygamberimiz, ordusunu saf nizamına koydu. "Beri gel! Geri git!" diyerek safları düzeltti. Omuzları, bir hizaya getirdi. Müslümanları, oklar gibi dizdi.

Ükkaşe b. Mıhsan'ı, sağ kanada,

Ebü Seleme b. Abdu’l-Esed'i sol kanada,

Ebu Ubeyde b. Cerrah ve Sa'd b. Ebî Vakkas'ı öne,

Mıkdad b. Amr'ı gerideki askerierin başına koydu.

İslam ordusunda biri Peygamberimize, diğeri Ebu Bürde b. Niyar'a ait olmak üzere iki at vardı.

İbn-i Haldun ve İbn-i Kayyun'a göre: İslam ordusunda elli süvari vardı. İbn-i Haldun — Tarih, c. 2. s. 204, îbn-i Kayyım — Zadülmaad, c. 1, s. 349)

Peygamberimiz, Zübeyr b. Avvam'ı baş süvari tayin edip Halid b. Velid'in karşısına koydu. Emir verinceye kadar, yerinden ayrılmamasını tembih etti.

Mıkdad b. Esved'i de başka yanda vazifelendirdi.

Hz. Hamza'yı, en öne, zırhsız askerlerin başına dikti . Peygamberimiz, Muhacirlerin sancağım, ilk önce Hz. Ali'ye vermişti. «Müşriklerin sancağını kim taşıyor?» diye sordu. «Abduddar oğulları taşıyor!» dediler.

Peygamberimiz: «Biz, ahde, onlardan daha çok bağlıyız. Mus'ab b. Umeyr nerededir?» diye sordu.

Mus'ab b. Umeyr: «Ben, buradayım!» dedi.

Peygamberimiz: »Al sancağı!» dedi.

.Mus'ab, sancağı alıp Peygamberimizin önüne geldi.

Peygamberimizin Uhud'e gelişi ve askerini yerleştirişinin Kur'an-ı Kerîm'de açıklanışı:

Peygamberimizin Uhud'e gelişi ve askerini yerleştirişi Kur'an-ı Kerîm'de şöyle anılır:

«Hani, Sen, Müminleri (Uhud'de) çarpışmaya elverişli yerlere yerleştirmek üzere erkenden ailenin yanından ayrılmıştın.

Allah, (münafıkların söyledikleri her sözü) işitir(gönüllerinde gizli tuttukları niyetlerini) bilir (Al-i İmran: 121)(Sh.74)

 

Hanzala'nın evlenişi ve Uhud'e gelişi:

Ebu Amir'in oğlu Hanzala, hayırlı bir Müslüman’dı. Abdullah b. Übeyy b. Selül'ün kızı Cemîle ile nikahlanmış bulunuyordu.

Ertesi cumartesi günü zifaf olacaklar, sabahleyin de Uhud'de çarpışılacaktı. Hanzala, geceyi Medine'de ailesinin yanında geçirmek için Peygamberimizden müsaade istedi, kendisine müsaade edildi.

Cumartesi günü sabahleyin Uhud'e yetişmek için yıkanmadan yola çıktı. Yola çıkacağı sırada karısı Cemîle, kavminden dört kişi çağırdı. Hanzala ile o gece zifaf olduklarını söyleyip doğacak çocuğun da Hanzala'ya aid bulunacağına onları şahid tuttu.

Şahidler: «Buna neden lüzum gördün?» diye sordular. 0 da: “Rü'yada semanın açıldığını ve Hanzala'nın içeri girdikten sonra kapandığım gördüm!» dedi.

Peygamberimiz, safları düzeltirken, Hanzala Uhud'e gelip mücahidler arasına katıldı.

KUREYŞ KADINLARININ MÜŞRİKLERİ KIŞKIRTMALARI

İki taraf birbirine yaklaştıkları, birbiriyle karşılaştıkları sırada Bedir savaşında babasını kaybeden Utbe b. Rebia'nın kızı ve Ebu Süfyan'ın karısı Hind kadınlar arasında bulunuyordu.

Kadınlar, erkekler arasında defler ve trampetler çalıyorlar, Bedir'de öldürülenleri anarak Kureyş erkeklerini çarpışmaya kışkırtıyorlardı; Hind de:

"Biz, Tank'ın kızlarıyız!

İlerlerseniz, yastıklar, döşekler döşeriz size!

Gerilerseniz, nefret ederiz. ayrılırız sizden!

Haydi göreyim sizi, Abdüddar Oğulları!

Haydi göreyim sizi, arkayı kollayanlar!

recezlerini okuyorlardı.

UHUD SAVAŞI BAŞINDA CENGAVERLERİN ÇARPIŞMALARI

Müşriklerden meydan okuyup, savaşı kızıştırmak için; ortaya çıkanlara Müslümanlardan karşılık olarak Hz. Hamza, Zübeyr b. Avam, Hz. Ali, Hz. Hamza, Hz.Asım çıktı. Hatta Hz.Ebubekir''in oğlu Abdurrahman zırhlar içinde meydan okuyup er dilediğinde; Hz. Ebubekir, onunla çarpışmak için davranınca, Peygamberimiz;

«Sok kılıcını kınına, dön yerine! Biz senin vücudundan faydalanmaktayız!» buyurdu.

Müşriklerin sancaktar cengaverleri teker teker öldürülünce çok sarsıldılar.

Kadınlar da artık def çalmayı bırakmışlar:

«Eyvahlar olsun sizlere!» diyerek yırtınıyorlardı.

Halid b. Velid, Peygamberimizin sağ yanından hücuma kalktı. Yüzgeri edildi. Onun dağın eteğinden tekrar yaptığı hücumlarda okçular tarafından püskürtüldü. (95)

HZ. HAMZA'NIN KAHRAMANLIKLARI (97)

Hz. Hamza elinde iki kılıç tutuyor: «Ben Allah'ın arslanıyım!» diyerek. önüne arkasına döne döne kılıç sallıyordu,

Hz. Hamza o sırada kendisine kartal kanadından bir tuğ yapmıştı. Safvan b. Ümeyye, Hz. Hamza'nın etrafını dağıtarak gittiğini görünce; «Kimdir bu?» diye sormuş ve «Hamza''dır.» dediklerinde: «Ben bugüne kadar kavmini öldürmeye onun kadar hırslı bir kimse daha görmemişimdir!» dedi.

Uhud günü birara, düşmanları ile Peygamberimizin arasında kimse kalmamıştı.

Hz. Hamza, şehid düşene kadar çarpışmaktan geri durmamış, o gün müşriklerden 31 kişi öldürmüştü.

İslam mücahidleri, müşrikleri önlerine katmışlar yetiştiklerini yaralıyor veya öldürüyorlardı.

Yüce Allah Müslümanlara yardım etmiş, yaptığı va'dini yerine getirmişti. Sayıca kuvvetçe Müslümanlardan kat kat fazla olan müşrikler korkuya tutulmuşlar,bozulmaya ve dağılmaya başlamışlardı.

HURMA DALININ KILIÇ oluşu

Uhud günü çarpışırken Abdullah b. Cahş'ın kılıcı kırılmıştı. Peygamberimiz, ona bir Urcun (hurma dalı) verdi. Dal, Abdullah'ın elinde bir kılıç oluverdi. Kendisi şehid düşünceye kadar bu kılıcı kullandı.

Urcün diye anılan bu kılıç, Abdullah b. Cahş'ın varislerinde iken onu Türk Beylerinden birisi satın aldı. 

Hanzala'nın Evlenip Uhud’a Gelişi

Hanzala, hayırlı bir Müslüman’dı. Abdullah b. Übeyy b. Selül'ün kızı ile evlenmişti. Ertesi Cumartesi günü zıfaf olacaklar, sabahleyin de Uhud'da çarpışacaktı. Hanzala, geceyi eşi ile birlikte geçirmek için Peygamberimizden müsaade istedi, kendisine müsaade edildi.

Cumartesi günü sabahleyin Uhud'a yetişmek için aceleden unutarak, yıkanmadan yola çıktı. Yola çıkacağı sırada karısı yeni gelin Cemile, kavminden dört kişiyi çağırdı ve Hanzala ile o gece zifaf yaptıklarını söyleyip, doğacak olursa çocuğunun Hanzala'ya ait olacağına onları şahid tuttu. şahidler: «Buna neden lüzum gördün?» dediklerinde. O da:

«Rü'yada semanın açıldığını ve Hanzala'nın içeriye girdikten sonra kapandığını gördüm! dedi.

Peygamberimiz safları düzeltirken, Hanzala Uhud'a gelip mücahidler arasına katılmıştı.

Savaş esnasında müşrikler bozulup dağıldıkları sırada, Hanzala, Ebu Süfyan'ın önünü kesti. Atını yaralayarak onu kaçamayacak hale getirdi. Ebu Sufyan yere düşüp : «Ey Kureyşliler! Yetişin, Ben Ebu Süfyan'ım! Hanzala kılıçla beni boğazlamak istiyor.» dediğinde sesini işitmelerine rağmen herkes kendi can derdinde gelemezken Şeddad b. Esved gelip Hanzala'yı arkasından mızrakladı ve şehid etti. Ebu Süfyan kalkarak kaçtı.

Hanzala şehid düşünce, Peygamberimiz onun cünüplüğünden dolayı Melekler tarafından yıkandığını gördü ve Sahabilere haber verdi.

Ebu Üseyd der ki, gidip ona baktık . Başında ıslaklık vardı. Döndüm bunu Resulullah'a haber verdim. O da Medine'de bunu hanımına sordurdu. Hanımı, Uhud'a çıktığında cünüp olduğunu ve Hanzala'nın, Uhud'a yetişmek için acele ettiğinden, gusletmeyi unuttuğunu, söyledi..

Evsîler, Hazrecîlere karşı »Melekler tarafından yıkanan Hanzala, bizdendir!» diyerek iftihar ederlerdi. (İbn-i Esîr — Üsdülgabe, c. 2, s. 68)

Hanzala'nın cesedi, Hz. Hamza ile Abdullah b. Cahş'ın cesedleri yanında idi. Babası, Ebü Amir, onun cesedine işkence yaptırtmadı.

Okçuların, kazanılan zaferi gayb ettirmeleri:

Okçulardan bazıları, birbirlerine: «Ne duruyorsunuz: Allah, düşmanı, bozguna uğrattı. Şu kardeşleriniz onların ordugahlarında ganîmet toplamağa koyuldular. Siz de müşriklerin ordugahına giriniz. Kardeşlerinizle birlikte ganîmet toplayınız!» dedikleri zaman, bir kısım okçular :

«Siz, Resulullah'ın: “Bizi, arkamızdan koruyunuz! Sakın, yerinizden ayrılmayınız! Bizim, öldürüldüğümüzü görseniz de yardımımıza koşmayınız! Ganimet topladığınızı görseniz de bize katılmayınız! Bizi, arkamızdan koruyunuz!” buyurduğunu bilmiyor musunuz? Sakın, yerinizden ayrılmayınız!» dediler.

Diğer okçular ise: Resulullah'ın muradı bu değildir. Allah, müşrikleri zillete ve hezîmete uğrattı. Siz de onların ordugahına giriniz ve kardeşlerinizle birlikte ganîmet toplayınız!» dediler.

Okçuların, böyle, anlaşmazlıklara düştüklerini görünce, Kumandanları Abdullah b. Cübeyr, Allah'a ve Resulüne itaat etmelerini onlara emir ve tavsiye etti. Dinlemediler.

"Resulullah'ın, size söylediği şeyi unuttunuz mu?" dedi.

Okçular, gemi, azıya almışlardı:

"Biz, vallahi, gideceğiz. Ganîmetten nasibimizi alacağız!" dediler ve gittiler".

Okçular tepesinde Abdullah b. Cübeyr ile vefalı on arkadaşından başka kimse kalmadı.

Haris b. Enes : «Ey cemaat! Peygamberimizin size söylediği sözü hatırlayınız! Kumandanınıza itaat ediniz!» diyerek uyarmada bulundu ise de onları geri çeviremedi. Okçular, tepe geçidini açık bırakarak müşriklerin ordugahına daldılar, ganimet toplamaya koyuldular.

Halid b. Velîd, okçuların azaldığını, dağın tenhalaştığını, Müslümanların ganimet toplamakla uğraştıklarını,  arkalarının açıldığını görünce, müşriklerin süvarilerine seslendi ve hücuma geçti. İkrime ve diğerleri de onu takip ettiler Tepede kalan okçuları şehid ettikten sonra Müslümanların arkalarından saldırdılar,

Kureyş süvarileri, okçuları, son neferine kadar şehid ettikten sonra arkadan hücuma geçtiler. Süvarilerinin çarpıştığını görünce, bozulmuş, dağılmış olan Kureyş askerleri de birbirlerine seslenerek toplanıp Müslümanların üzerine yürüdüler.

Okçuların, verilen kesin emri umursamayarak ganîmet toplamak için yerlerinden ayrılmaları, gerçekleşen bir zaferi, mağlubiyete çevirmiş, Müslümanları feci duruma düşürmüştü.

Sonradan, daha başkaları da Medine'ye gelip evlerine sokulmağa başladılar.

Haris b. Hatıb, Salebe b. Hatıb, Sevad b. Gaziyye, Sa'd b. Osman, Ukbe b. Osman, Harice b. Amir Melel'e; Evs b. Kayzî ile Harise oğullarından bazıları Şukra'ya erişmişlerdi.

Uhud'dan kaçanları İbn-i Ümmü Mektum'un ve Ümmü Eymen'in kınamaları:

İbn-i Ümmü Mektum, Medine'ye gelenlere :

«Demek, siz, Resulullah'ın yanından kaçıyorsunuz ha?!» dedi.   Gözleri görmediği için:

«Beni, Uhud yoluna doğrultunuz, yöneltiniz!» demekte, her rastladığı yolcudan, haber sormakta idi.

En sonunda, Uhud'den dönenlerden rastladığı birisinden Peygamberimizin selamet haberini alınca, evine döndü.

Ümmü Eymen de Şukra'ya gelenlere kavuşup yüzlerine toprak saçtı. İçlerinden bazısına da:

“Burada öreke var! Bari, onu al da iplik bük! Getir, yer kılıcını bana! Kadınlarla Uhud'e gidip ben çarpışayım!» dedi.

Uhud'de bozulan Müslümanların umumiyetle, Uhud dağından ileri geçmedikleri, dağın eteğinde durdukları ve oradan ayrılmadıkları da rivayet edilir.

Bozulan ve dağılan Müslümanlardan bir kısmı A'vas yanındaki Münakka'ya kadar çekilmişler, Hz. Osman ile Ukbe b. Osman ve Sa'd b. Osman ise Medine civarındaki Cel'ab dağına erişmişlerdi. Orada üç gün kaldıktan sonra dönmüşler, Peygamberimiz, onlara:

“Siz, dağın enine doğru uzakça gittiniz!:” demekle iktifa etmiştir.

Uhud vak'asının Kur'an-ı Kerîm'de açıklanması:

Uhud vak'ası münasebetiyle inen ayetlerde şöyle buyrulmuştur:

(Al-i İmran : 151-153)

«Hakkında, Allah'ın hiç bir hüccet indirmediği şeyleri Ona eş tanıdıklarından dolayı kafirlerin kalbine şiddetli bir korku salacağız!  Onların yurtları, ateştir. Zalimlerin dönüp varacağı yer, ne kötüdür!

And olsun ki, Allah'ın size olan va'di — O'nun izniyle onları (müşrikleri) kolayca öldüre geldiğiniz, hatta pek hoşlandığınız zaferi de size gösterdiği zamana kadar— yerine gelmişti.

Sonra, siz, isyan ettiniz : Verilen emir hakkında çekiştiniz (Peygamberimizin verdiği emre aykırı hareket ettiniz.) Yılgınlık gösterdiniz.

İçinizden, kimi dünyayı (ganîmeti) istiyor, kimisi de ahireti (şehidliği) diliyordu.

Sonra, Allah, size ibtila vermek için onları (müşrikleri) geri çevirdi.

Bununla beraber, sizi, muhakkak bağışladı da.

Zaten, Allah, Mü'minlere bol lutuf ve inayet sahibidir.