ANKARA 18. KAFİLE HACI ALBÜMÜ 2004

 


 

UHUD NOTLAR

İslam ordusunun harp nizamına konulmağa başlanması:

Peygamberimiz, ordusunu, çarpışma düzenine koymağa başladı: Solda bulunan Ayneyn tepesine elli okçu gönderdi. Abdullah b. Cübeyr'i onlara kumandan tayin etti.

Peygamberimizin okçulara emri :

Vazifeniz; Bize yönelecek süvarileri oka tutup püskürtmek, onların, arkamızdan gelmelerine imkan vermemektir .

Haydi kalkınız, şurada yerinizi alınız! Bizi, arkamızdan koruyunuz! Düşmanı yenip ganimet toplamaya koyulduğumuzu görseniz de sakın bize katılmayınız!

Kuşların, bizi kapıştıklarını görseniz de, ben size adam göndermedikçe, sakın yerinizden ayrılmayınız! Düşmanları yendiğimizi görseniz de, ben size haber göndermedikçe, sakın yerinizden ayrılmayınız!

Onların, bizi yendiklerini görseniz de, sakın yerinizden ayrılmayınız ve yardımımıza koşmayınız! Siz, yerinizde durmazsanız, biz, galip olamayız!» dedi.

Okçular, İslam ordusunun arkasından hiç kimsenin gelmesine meydan ve imkan vermeyecekler, onları oka tutacaklardı.

Peygamberimizin okçulara verdiği emri tekrarlaması ve Allah'ı şahid tutması:

Okçular, yerlerine yerleştikleri zaman, Peygamberimiz, onların yanlarına vardı:

«Bizi, arkamızdan koruyunuz! Biz, düşmanın arkamızdan gelmesinden korkarız!

Yerinizde durunuz ve buradan hiç ayrılmayınız!

Bizim, onları bozup hezimete uğrattığımızı, ordugahlarına daldığımızı görseniz dahi, yerinizden ayrılmayınız!

Bizi, öldüreceklerini, öldürdüklerini görseniz dahi gelip bize yardımcı olmayınız ve onlardan bizi korumaya çalışmayınız!

Size yöneldikçe, düşman süvarilerini oka tutunuz! Çünkü, süvariler, atılan oklara doğru gelemezler!

Allah'ım! Bunları, onlara tebliğ ettiğime Seni şahid tutarım!» dedi.

Okçuların, kazanılan zaferi kaybettirmeleri:

Okçulardan bazıları, birbirlerine:

«Ne duruyorsunuz: Allah, düşmanı, bozguna uğrattı. Şu kardeşleriniz onların ordugahlarında ganîmet toplamağa koyuldular. Siz de müşriklerin ordugahına giriniz. Kardeşlerinizle birlikte ganîmet toplayınız!» dedikleri zaman, bir kısım okçular :

«Siz, Resulullah'ın: “Bizi, arkamızdan koruyunuz! Sakın, yerinizden ayrılmayınız! Bizim, öldürüldüğümüzü görseniz de yardımımıza koşmayınız! Ganimet topladığınızı görseniz de bize katılmayınız! Bizi, arkamızdan koruyunuz!” buyurduğunu bilmiyor musunuz? Sakın, yerinizden ayrılmayınız!» dediler.

Diğer okçular ise: Resulullah'ın muradı bu değildir. Allah, müşrikleri zillete ve hezîmete uğrattı. Siz de onların ordugahına giriniz ve kardeşlerinizle birlikte ganîmet toplayınız!» dediler.


 

Okçuların, böyle, anlaşmazlıklara düştüklerini görünce, Kumandanları Abdullah b. Cübeyr, Allah'a ve Resulüne itaat etmelerini onlara emir ve tavsiye etti. Dinlemediler.

"Resulullah'ın, size söylediği şeyi unuttunuz mu?" dedi.

Okçular, gemi, azıya almışlardı:

"Biz, vallahi, gideceğiz. Ganîmetten nasibimizi alacağız!" dediler ve gittiler".

Okçular tepesinde Abdullah b. Cübeyr ile vefalı on arkadaşından başka kimse kalmadı.

Haris b. Enes : «Ey cemaat! Peygamberimizin size söylediği sözü hatırlayınız! Kumandanınıza itaat ediniz!» diyerek uyarmada bulundu ise de onları geri çeviremedi. Okçular, tepe geçidini açık bırakarak müşriklerin ordugahına daldılar, ganimet toplamaya koyuldular.

Halid b. Velîd, okçuların azaldığını, dağın tenhalaştığını, Müslümanların ganimet toplamakla uğraştıklarını,  arkalarının açıldığını görünce, müşriklerin süvarilerine seslendi ve hücuma geçti. İkrime ve diğerleri de onu takip ettiler Tepede kalan okçuları şehid ettikten sonra Müslümanların arkalarından saldırdılar,

Kureyş süvarileri, okçuları, son neferine kadar şehid ettikten sonra arkadan hücuma geçtiler. Süvarilerinin çarpıştığını görünce, bozulmuş, dağılmış olan Kureyş askerleri de birbirlerine seslenerek toplanıp Müslümanların üzerine yürüdüler.

Okçuların, verilen kesin emri umursamayarak ganîmet toplamak için yerlerinden ayrılmaları, gerçekleşen bir zaferi, mağlubiyete çevirmiş, Müslümanları feci duruma düşürmüştü.

Sonradan, daha başkaları da Medine'ye gelip evlerine sokulmağa başladılar.

Haris b. Hatıb, Salebe b. Hatıb, Sevad b. Gaziyye, Sa'd b. Osman, Ukbe b. Osman, Harice b. Amir Melel'e; Evs b. Kayzî ile Harise oğullarından bazıları Şukra'ya erişmişlerdi.


 

Hanzala'nın evlenişi ve Uhud'e gelişi:

Ebu Amir'in oğlu Hanzala, hayırlı bir Müslüman’dı. Abdullah b. Übeyy b. Selül'ün kızı Cemîle ile nikahlanmış bulunuyordu.

Ertesi cumartesi günü zifaf olacaklar, sabahleyin de Uhud'de çarpışılacaktı. Hanzala, geceyi Medine'de ailesinin yanında geçirmek için Peygamberimizden müsaade istedi, kendisine müsaade edildi.

Cumartesi günü sabahleyin Uhud'e yetişmek için yıkanmadan yola çıktı. Yola çıkacağı sırada karısı Cemîle, kavminden dört kişi çağırdı. Hanzala ile o gece zifaf olduklarını söyleyip doğacak çocuğun da Hanzala'ya aid bulunacağına onları şahid tuttu.

Şahidler: «Buna neden lüzum gördün?» diye sordular. O da: “Rü'yada semanın açıldığını ve Hanzala'nın içeri girdikten sonra kapandığım gördüm!» dedi.

Peygamberimiz, safları düzeltirken, Hanzala Uhud'a gelip mücahidler arasına katıldı.

Savaş esnasında müşrikler bozulup dağıldıkları sırada, Hanzala, Ebu Süfyan'ın önünü kesti. Atını yaralayarak onu kaçamayacak hale getirdi. Ebu Sufyan yere düşüp :

«Ey Kureyşliler! Yetişin, Ben Ebu Süfyan'ım! Hanzala kılıçla beni boğazlamak istiyor.» dediğinde sesini işitmelerine rağmen herkes kendi can derdinde gelemezken Şeddad b. Esved gelip Hanzala'yı arkasından mızrakladı ve şehid etti. Ebu Süfyan kalkarak kaçtı.

Hanzala şehid düşünce, Peygamberimiz onun cünüplüğünden dolayı Melekler tarafından yıkandığını gördü ve Sahabilere haber verdi.

Ebu Üseyd der ki, gidip ona baktık . Başında ıslaklık vardı. Döndüm bunu Resulullah'a haber verdim. O da Medine'de bunu hanımına sordurdu. Hanımı, Uhud'a çıktığında cünüp olduğunu ve Hanzala'nın, Uhud'a yetişmek için acele ettiğinden, gusletmeyi unuttuğunu, söyledi..

Evsîler, Hazrecîlere karşı »Melekler tarafından yıkanan Hanzala, bizdendir!» diyerek iftihar ederlerdi. (İbn-i Esîr — Üsdülgabe, c. 2, s. 68)

Hanzala'nın cesedi, Hz. Hamza ile Abdullah b. Cahş'ın cesedleri yanında idi. Babası, Ebü Amir, onun cesedine işkence yaptırtmadı.


 

Uhud'dan kaçanları İbn-i Ümmü Mektum'un ve Ümmü Eymen'in kınamaları:

İbn-i Ümmü Mektum, Medine'ye gelenlere :

«Demek, siz, Resulullah'ın yanından kaçıyorsunuz ha?!» dedi. Gözleri görmediği için:

«Beni, Uhud yoluna doğrultunuz, yöneltiniz!» demekte, her rastladığı yolcudan, haber sormakta idi.

En sonunda, Uhud'den dönenlerden rastladığı birisinden Peygamberimizin selamet haberini alınca, evine döndü.

Ümmü Eymen de Şukra'ya gelenlere kavuşup yüzlerine toprak saçtı. İçlerinden bazısına da:

“Burada öreke var! Bari, onu al da iplik bük! Getir, yer kılıcını bana! Kadınlarla Uhud'e gidip ben çarpışayım!» dedi.

Uhud'de bozulan Müslümanların umumiyetle, Uhud dağından ileri geçmedikleri, dağın eteğinde durdukları ve oradan ayrılmadıkları da rivayet edilir.

Bozulan ve dağılan Müslümanlardan bir kısmı A'vas yanındaki Münakka'ya kadar çekilmişler, Hz. Osman ile Ukbe b. Osman ve Sa'd b. Osman ise Medine civarındaki Cel'ab dağına erişmişlerdi. Orada üç gün kaldıktan sonra dönmüşler, Peygamberimiz, onlara:

“Siz, dağın enine doğru uzakça gittiniz!:” demekle iktifa etmiştir.


 

Mus'ab b. Umeyr'in şehid edilişi:

Müslümanlar, oraya buraya dağıldıkları halde Mus'ab b. Umeyr, Peygamberimizin yanından hiç ayrılmadı.

Bir ara, İbn-i Kamia, atlı olarak, Peygamberimizin yakınına gelmişti.

"Gösteriniz bana Muhammed'i! O, kurtulursa, ben, kurtulmayayım!» diyerek haykırıyordu.

Mus'ab b. Umeyr, yanında erkek Müslümanlardan bazılarıyla Nüseybe hatun olduğu halde, İbn-i Kamia'nın önünü kesti.

İbn-i Kamia, Nüseybe hatunun omzuna bir kılıç darbesi indirdi. 0 da İbn-i Kamia'ya müteaddid darbeler indirdi ise de, üzerinde iki kat zırh bulunduğundan, te'sir ettiremedi.

İbn-i Kamia vurup Mus'ab'ın sağ elini kesti.

Mus'ab, sancağı, sol eline aldı.

İbn-i Kamia, onun sol elini de kesti.

Mus'ab, sancağı, kollarıyla tutup göğsüne bastırdı:

İbn-i Kamia, mızraklayıp vücudunu delince, Mus'ab, yıkıldı.  Sancak da yere düştü.

Mus'ab, şehid olunca, Peygamberimiz, sancağı Hz. Ali'ye verdi. Hz. Ali, çarpışmağa gidince de onu, sonuna kadar Ebu’r-Rum taşıdı, elinden bırakmadı.

Sancağın, bir müddet, Numan b. Ruhayla'nın yanında bulunduğu da rivayet edilir

Mus'ab'ın suretine giren Sancaktar Melek:

Rivayete göre: Mus'ab, şehid düşünce, sancağı, Mus'ab'ın suretinde bir Melek almıştı. (İbn'i Sa'd — Tabakat, c. 2, s. 42)

Peygamberimiz: «Gel ey Mus'ab!» diye ona seslendiği zaman, Melek, Peygamberimize dönüp: «Ben, Mus'ab değilim!» demişti.

Peygamberimiz, onun bir Melek olduğunu, kendisine yardım için geldiğini anladı. (Vakıdî — Megazi, s. 182)

Peygamberimizin, İbn-i Kamia'ya İlenmesi:

İbn-i Kamia: «Al bunu benden! Ben, İbn-i Kamia'dan!» diyerek vurup Mus'ab'ı şehid edince, Peygamberimiz:

«Allah, seni zelîl ve perîşan etsin» dedi.

İbn-î Kamia'nın, Peygamberimizi öldürdüğünü sanması ve yayması:

İbn-i Kamia, Mus'ab'ı, Peygamberimiz sanıyordu. Onu, vurup yere düşürünce, müşriklerin yanına dönmüş :

«Muhammed'i öldürdüm!» demişti.

Peygamberimiz, Hazrecîlerin sancağını Sa'd b. Ubade'ye vermiş, onların sancağı altında durmuştu.


 

Habeşli köle Ebu Desme Vahşî b. Harb'e yapılan teklif ve va'd:

Habeşli köle Vahşî der ki:

«Haris b. Amir'in kızı bana: babam Bedir günü öldürüldü. Eğer, sen, üç kişiden birini: Muhammed'i veya Hamza b. Abdu’l-Muttalib'i, yahut Ali b. Ebî Talib'i öldürürsen, hürsün, azadsın! Çünki, ben, Kureyş kavmi içinde bunlardan başkasını babama denk görmüyorum! dedi,

Ben: Peygamberin üzerine varmaya güç yettiremeyeceğimi biliyorum. Çünkü, Ashabı, O'nu yalnız bırakmaz, kimseye teslim etmezler. Hamza'yı ise, vallahi, uyurken bulsam, heybetinden uyandırmağa cesaret edemem. Amma Ali'ye gelince, onu öldürmek için bir fırsat kollayayım bakayım, dedim.

Halk arasında Ali'yi aradım. Derken, Ali, göründü, Kendisi, çok uyanık, girişken, çevik, çekingen ve etrafına çok bakınan bir adamdı. Kendi kendime .  benim aradığım, hakkından gelebileceğim adamım bu değil! dedim.

O sırada Hamza'yı gördüm : Halkı, kasıp kavuruyor, kesip biçiyordu . Ona fırsat kollamak için, bir kayanın arkasına gizlendim.

Hz. Hamza'nın Vahşî tarafından şehid edilişi:

Bir ara, Siba' b. Ümmü Enmar: (Var mı benimle çarpışacak bir yiğit?) diyerek meydan okuyordu.

Hamza, ona: (Gel yanıma ey kadın sünnetçisi olan kadının oğlu!)

(Allah'a ve Resulüne sen misin meydan okuyan?!) dedi ve onu, göz açtırmadan, bacaklarından vurup yere serdi. Üzerine çöküp koyun boğazlar gibi boğazladıktan sonra sür'atle bana doğru gelirken, beni gördü.

Sel suları arklarına eriştiği sırada, ayağı kayıp yıkılınca  mızrağımı, onun istediğim yerinden vurmak için, fırlatıp attın . Böğründen vurdum. Hatta, mızrağımın ucu, mesanesinden dışarı çıktı!

Arkadaşlarından bazıları koşup yanına geldiler.

Ona: (Ebu Umare!) diye seslendiklerini işittim.

Cevap vermeyince : (Vallahi, adam, öldü!) dedim.

Arkadaşları, onun öldüğüne kanaat getirerek yanından dağıldılar.   Beni göremediler.

Hz. Hamza'nın ciğerinin çıkarılması,  burun ve kulaklarından gerdanlık yapılması:

Onlar, uzaklaştıktan sonra, Hamza'nın yanına varıp karnını yardım. Ciğerini çıkarıp Utbe'nin kızı Hind'e götürdüm.

“Babanı, öldüreni öldürürsem, bana ne var?” dedim.

“Üzerimdeki elbise ve eşyam var!” dedi.

“Işte, sana, Hamza'nın ciğeri!” dedim.

Hind, ciğeri alıp ağzında çiğnedi!  Yutamayınca, ağzından dışarı attı.

Suyunu mu, yoksa posasını mı atmıştı bilmiyorum.

Üzerindeki elbisesini ve takıntılarını çıkarıp bana verdi. Sonra da: “Mekke'ye vardığım zaman, sana on tane de Dînar (altun) var! Bana, onun vurulup düştüğü yeri de göster!” dedi.

Gidip gösterdim. Hamza'nın erkeklik uzvunu, burnunu ve kulaklarını kesti. Onlardan, iki bilezik, iki pazvand, iki tane ayak halhalı yaptı. Bunlan takınmış olarak Mekke'ye girdi. Hamza'nın ciğeri de yanında idi.»

Hind, Uhud günü, Hz. Hamza'nın cesedini ele geçirebilirse, ciğerini yemeyi adamıştı.

Hz. Hamza'nın etinden tadana Cehennem'in haram olduğu:

Hz. Hamza'nın ciğerinin Hind tarafından çiğnendiği haber verilince, Peygamberimiz : «Ondan birşey yedi mi?» diye sordu.

«Hayır!» dediler.

Bunun üzerine: «Hamza'nın etinden birşey tadana, Allah, temelli olarak cehenneme haram kılmıştır, yaktırmayacaktır!» buyurdu .

Hind'in kaya üzerinde yaptığı hitabe:

Hind, Hz. Hamza'nın ve diğer şehitlerin kulak ve burunlarını keserek yaptığı gerdanlık ve halhalları Vahşî'ye verip bir kayanın üzerine çıktı.

Bağıra bağıra söylediği dört beyitte:

Babasının, kardeşinin, amcasının Bedir'deki öcünü aldığım, kalp yarasının soğuyup iyileştiğini, adağını yerine getirdiğini, ömrü boyunca ve hatta kabrinde kemikleri çürüyünceye kadar Vahşî'ye minnet ve teşekküre borçlu bulunduğunu ifade etti.

Hind'in Vahşî'yi gördükçe Hz. Hamza'yı şehid etmeye kışkırttığı:

Hind, nerede ve ne zaman Vahşî ile rastlaşsa, ona:

«Ey Ebü Desme! Haydi göreyim seni! Şifa ver, şifa bul!» diyerek, Hz. Hamza'yı şehid etmeye onu kışkırtırdı.

Hz. Hamza'nın hayat ve fazileti, şemaili hakkında bazı bilgiler :

Hz. Hamza, müşriklerle çarpıştığı gün, oruçlu idi. Orucunu açmadan şehid düştü.

Hz. Hamza, Peygamberimizin amcasıdır. Peygamberimizden iki yaş büyüktü. Süveybe hatun, ikisini de emdirdiği için, Peygamberimizle Hz. Hamza süt kardeşi olmuşlardı. (İbn-i Abdulber — İstiab, c. 1, s. 370, îbn-i Esîr — Üsdülgabe. c. 2, s. 46, 49)


 

Nüseybe Hatunun Yararlık Ve Kahramanlıkları:

Ümmü Umare Nüseybe bint-i Ka'b, kocası ve üç oğlu ile birlikte gelmişti.

Kocasıyla oğulları, müşriklerle çarpışacaklar, kendisi de yaralanan Müslümanlara su yetiştirecekti.

Nüseybe hatun der ki:

“Gündüzün başlangıcında Uhud'e vardım. Halk, ne yapıyor bir bakayım? dedim. Yanımda da kırba ve içinde su vardı. Resulullah'ın yanına kadar gittim. Kendisi, o sırada Ashabı arasında bulunuyordu.

Zafer ve galebe, Müslümanlarda idi.

Müslümanlar, bozulmağa başlayınca, Resulullah'ın yanına vardım. Çarpışmaya koyuldum. Kılıçla, okla, müşrikleri, Resulullah'tan uzaklaştırmaya çalıştım. Yaralandım.

Resulullah'ın yanında on kişi kalmamıştı.

Ben, oğullarım ve kocam, Resulullah'ın önünde çarpışıyor, müşrikleri O'ndan uzaklaştırıyorduk.

Resulullah, benim yanımda kalkan bulunmadığım gördü. Yanında kalkan bulunan birisine: “Ey kalkan sahibi! Kalkanını, çarpışana bırak!” dedi. Bırakınca, onu, Resulullah aldı. Ben de Resulullah'dan alıp onunla korundum.

Bize, ancak, süvariler, yapacaklarını yaptılar. At üzerinde bir adam gelip bana vurdu. Kalkanımla korundum.

Ben de onun atının ayaklarını kılıçla çaldım. At, arkasının üzerine yıkılınca, Peygamber Aleyhisselam:

“Ey Ümmü Umare'nin oğlu! Annene, annene yardım et!” diyerek oğluma seslendi.

Nüseybe hatunun oğlu Abdullah der ki:

«Uhud günü sol kolumdan yaralanmıştım. Beni, hurma ağacı gibi up uzun bir adam vurmuştu. Resulullah:

«Yaranı sar!» dedi. Annem, yanıma geldi. Yanında, yaraları sarmak için hazır bezler vardı. Yaramı sardı.

Resulullah, durup bana bakıyordu.

Annem, yaramı sardıktan sonra, bana:  (Kalk yavrucuğum! Müşriklerle çarpış!) dedi.

Peygamber Aleyhisselam: “Ey Ümmü Umare! Senin katlandığın, dayanabildiğin şeye, herkes katlanabilir, dayanabilir mi?” dedi.

Beni yaralayan müşrik, o sırada oradan geçiyordu.

Resulullah: “İşte oğluna vuran şu adam!” dedi.

Annem, hemen onun önünü kesip bacağına vurdu ve çökertti. Resulullah'ın, azı dişleri görünecek kadar gülümsediğini gördüm.

“Hamd olsun Allah'a ki, seni düşmanına muzaffer kılıp gözünü aydın etti. . Öcünü almayı sana gözünle gösterdi!”» dedi.

Peygamberimiz: “Uhud günü, sağıma, soluma döndükçe, hep Ümmü Umare'nin, yanı başımda çarpıştığım görürdüm!” buyurmuştur.


 

Peygamberimiz, Ümmü Umare'nin oğlu Abdullah'a: “Ey Ümmü Umare'nin oğlu!” diye seslendi.

Abdullah: «Buyur!» deyince, ona: «At!» dedi.

Abdullah, önünde gitmekte olan atlı bir müşrike bir taş attı.  Taş, atın gözüne değdi. At, kıvrandı. At da, atlı da yere yıkıldı.

Abdullah, taşa tutup müşriki yaraladı.

Nüseybe hanım ve ev halkı için yapılan dua:

Nüseybe hatunun oniki, onüç yerinde yarası vardı. En büyüğü ve ağırı, İbn-i Kamia'dan aldığı omuz yarası olup bir yıl onun tedavisiyle uğraşmıştır.

Peygamberimiz, Nüseybe hatunun omuzundan aldığı yarayı görünce, oğlu Abdullah'a:

«Annenin, annenin yarasını sar! Ev halkınıza Allah mübarek kılsın: Senin annenin makamı, filan ve filancaların makamından hayırlıdır!

Annenin kocasının makamı da filan ve filanların makamından hayırlıdır.

Senin makamın da filan ve filanların makamından hayırlıdır.

Allah, sizin ev halkınıza rahmet etsin!» dedi.

Nüseybe hatun: «Allah'a dua et de cennette Sana komşu olalım!» dedi,

Peygamberimiz: “Allah'ım! Bunları, cennette bana komşu ve arkadaş et!” diye dua etti.

Bunun üzerine, Nüseybe hatun :

•Eh, bu, yeter! Bana, artık ne musîbet gelirse, gelsin dünyada!» dedi.


 

Peygamberimizin Yaralanması:

Müslümanlar dağıldıkları zaman, müşrikler, Peygamberimizin yanına kadar sokulmuşlardı.

Peygamberimizin hayatına son vermek için and içen müşriklerden Utbe b. Ebî Vakkas'ın attığı taşlar, Peygamberimizin yüzüne isabet etti.

Alt dudağı yaralandı.  Alt çenesinin sağ yanındaki Rebaiye (kesici) dişi kırıldı.

İbn-i Şihap da Peygamberimizin yüzüne taş vurdu.

Utbe, o gün, Peygamberimize dört taş atmıştı. (VakıdîMegazi. s. 190)

Ebö Saîd-i Hudrî der ki: «(Resulullah'ın şakaklarına kim vurdu?) diye sormuştum.

“İbn-i Kamia!” denildi.

“Alnını kim yardı?” diye sordum. (İbn-i Şihap!) denildi.

“Dudağına kim vurdu?” diye sordum.

(Utbe!) denildi.» (Vakıdi — Megazi. s. 194)

İbn-i Kamia: «Gösteriniz bana Muhammed'i! Onun hakkında benim andım var: Onu, görürsem, öldüreceğim!» diyerek Peygamberimizin yanına gelmişti.

Peygamberimizin üzerinde ild zırh vardı. önünde, Müslümanları düşürmek için, Ebü Amir tarafından kazılmış derince bir çukur bulunuyordu.

Bu çukur, Peygamberiınizi, Ibn-i Kamia'dan uzakça bulundurduğu, üzerindeki zırh da iki kat olduğu için, İbn-i Kamia'mn kılıç darbesi Peygamberimize pek o kadar te'sir etmedi.

Kendisinin çukura düşmesi de orada korunmasına ayrıca yaradı.

Ebü Beşîr-i Mazinî: «Uhud günü, Ibn-i Kamia'nın, kılıcını kaldırınca, Resulullah'ın önündeki çukura, yam üzerine düştüğünü ve gözden gayb olduğunu görüp feryad ettim. Müslümanların hemen Ona doğru koşuştuklarını gördüm.» der.

İbn-i Kamia'nın kılıç darbesiyle Peygamberimizin sağ omuzu yaralandı.

Ibn-i Kamia: «Al bunu benden! Ben, Ibn-i Kamia'yım!» diyerek vurup yüzünü yaraladığı zaman, Peygamberimiz: «Allah, seni zelil ve perişan etsin!» dedi. (İbn-i Seyyid — Uyünül'eser, c. 2, s. 13)

Yine İbn-i Kamia'nın kılıç darbesinden Peygamberimizin başındaki miğfer de parçalandı.

Miğferin halkalarından ikisi, Peygamberimizin yanağının yukarısına (şakaklarına) battı.


 

Hz. Safiyye'nin Bir Yahudî'yi Öldürüşü Ve Uhud'e Gelişi:

Uhud seferine çıkılırken, Peygamberimiz, zevcelerini ve akraba kadınlarını Medine köşklerinin en sağlamı ve yükseği olan ve Hassan b. Sabit'e aid bulunan köşke yerleştirmişti.

Hassan b. Sabit, Uhud seferine katılamamıştı.

Uhud'de çarpışma başladığı sırada bir Yahudî gelip köşke yanaştı. İçeride konuşulanları dinlemeğe yeltendi.

Peygamberimizin Halası Hz. Safiyye, Hassan b. Sabit'e :

«Şu Yahudînin yanına in! Öldür onu!» dedi486.

Hassan: «Allah, Sana rahmet etsin ey Abdulmuttalib'in kızı! Ben,onun yanına inecek kadar cesaretli kişilerden olsaydım, Resulullah ile birlikte Uhud'e gider, müşriklerle çarpışırdım!» dedi. (Yakubî — Tarih, c. 2, s. 48)

Hz. Safiyye, Hassan'ın korktuğunu görünce, eline bir sırık geçirip aşağı indi. Yahudîyi kaçırmamak için, kapıyı yavaş yavaş araladı. Birden, sırığı onun tepesine indirdi ve işini bitirdi.

Hz. Safiyye, köşkün en yüksek tepesine çıkıp uzaklardan savaşın sonucunu öğrenmeye çalışmış, günün sonuna doğru da kılıcını eline alarak Uhud yolunu tutmuştu.


 

Hz. Safiyye, Hz. Hamza'nın Cesedi Başında:

Hz. Safiyye, Hz. Hamza'nın cesedini görmek istiyor, fakat, ona ne yapıldığını henüz bilmiyordu. Hz. Ali ile Zübeyr b. Avvam'a rastladı.

Hz. Ali, Zübeyr b. Avvam'a: «Annene anlat!» dedi.

Zübeyr b. Avvam : «Ben, anlatmam. Senin Halan olur. Sen, anlat!» dedi.

Hz. Safiyye: «Hamza'ya ne yapıldı? Haydi, onu bana gösteriniz?» dedi.

Hz. Ali: » Ey Hala! Geri dön. Halk, bozguna uğradı!» dedi.

Hz. Safiyye: «Resulullah, nasıl, ne halde?» diye sordu.

Hz. Ali: «Hamd olsun iyidir!» dedi.

Hz. Safiyye : «Bana, Onu göster!» dedi.

Hz. Ali, Peygamberimizi, işaretle gösterdi. Peygamberimiz, yaralı idi.

Hz. Safiyye, baba anne bir kardeşi olan Hz. Hamza'ya yapılanı, muhakkak görmek istiyordu.

Peygamberimiz, onun gelmekte olduğunu görünce,  Zübeyr b. Avvam'a «Anneni geri çevir! Kardeşinin cesedini görmesin!» dedi. Zübeyr b. Avvam:

«Anneciğim! Resülullah, Sana, geri dönmeni emrediyor!» dedi. Hz. Safiyye:

 «Eğer, Ona yapılanı bana göstermemek için geri döneceksem, zaten, ben, kardeşimin cesedinin kesilip biçildiğini öğrenmiş bulunuyorum. O, bu musîbete, Allah yolunda uğramış bulunuyor. Biz, Allah yolunda bundan daha beter olanlarına da razıyız! Sevabını AIlah'dan bekleyeceğiz. inşallah sabredip katlanacağız!» dedi.

Zübeyr b. Avvam, gelip bunu bildirince, Peygamberimiz:

«Öyle ise, bırak, görsün!» dedi.

Zübeyr b. Avvam der ki: «Uhud günü bozguna uğrayınca, dokuz kadın Uhud'e koşup gelmişlerdi. Şehidlerle karşılaşacakları sırada Peygamber Aleyhisselam, onların şehidleri görmelerini istemedi. “Kadınlara göstermeyiniz! Kadınlara göstermeyiniz!” dedi.

Onlardan birisinin annem Safiyye olduğunu söyledim ve Ona doğru koştum. Şehidlerin yanına varmadan kendisine kavuştum. Annem, güçlü, kuvvetli bir kadındı. Göğsüme vurup beni geriletti ve: “Senin bana engel olmana razı değilim!” dedi. “Şehidlerden geri durman için beni Sana Resülullah Aleyhisselam gönderdi!” dedim, durakladı. (Ahmed b. Hanbel — Müsned, c. 1, s. 165)

Hz. Safiyye, Peygamberimizi görünce : «Ya Resulallah! Anamın oğlu Hamza, nerede?» diye sordu.

Peygamberimiz : «O, şehid düşen Müslümanların arasındadır!» dedi491.

«Safiyye'nin aklına bir zarar gelmesinden korkuyorum!» diyerek elini, Onun göğsüne koydu ve dua etti.

Hz. Safiyye, Hz. Hamza'nın cesedinin yanına oturup sessizce ağlamağa başladı. Onunla Peygamberimiz de ağladı. Hz. Safiyye, sesini yükseltince, Peygamberimiz de yükseltti. 0 sırada Hz. Fatıma da gelip ağlamağa başladı. Peygamberimiz Onunla da ağladı.

Hz. Safiyye: = înna lillahi ve inna ileyhi raciün =: Bizler, Allah'ın kuluyuz ve Ona döneceğiz!» ayetini okudu.

Hz. Hamza için Allah'dan rahmet ve mağfiret dileğinde bulundu.

 

 

18.10.2007

 
 


Mekke
Medine
Hac Rehberi
Acı Kaybımız

Ziyaret Yerleri

 
 

Hac Araştırmaları

Hacı Uğurlama

Teklif ve Öneriler

Örf ve Adetler

 
 
 
 
 

Ana Sayfa | Hac Seminerleri | Amaç | Kafile Başkanı | Grup Başkanları
1.Grup | 2.Grup | 3.Grup | 4.Grup | 5.Grup | 6.Grup
E-Posta
| Ziyaretçi Defteri | Sizden Gelenler

Hazırlayan Vehbi AKŞİT

Kütahya-10.06.2004