ANKARA 18. KAFİLE HACI ALBÜMÜ 2004

 


 

ECYAD KALESİ

 

Ecyad Kalesi'nin Tarihi

 

Suud yönetiminin gadrine uğrayarak yerle bir edilen Ecyad Kalesi, mukaddes topraklarda Osmanlı'dan geriye kalan ender eserlerden biriydi. Kabe-i Muazzama'nın hemen güneydoğusunda yer alan Ecyadsıratepelerinin ilk ve en görkemlisi üzerine kurulu bulunan Ecyad Kalesi 1781 yılında Osmanlı tarafından eski bir kalıntı üzerine güvenlik amaçlı inşa edilmişti. Zamanla aldığı ağır tahribat yüzünden 1884 yılında Osmanlı tarafından tümden yenilenmiş ve Arap yarımadasının elimizden çıktığı Birinci Dünya Savaşı'na kadar Türk garnizonu olarak kullanılmıştı.

23 dönümlük bir alana kurulu Ecyad Kalesi'nin biraz uzağında 80 metre yüksekliğindeki "Bülbül Dağı"nı da düzleme kararı alan Suud yönetimi düzlenen dağla birlikte Ecyad Kalesi arazisini birleştirerek buraya 25-3 0 katlı dev bir otel yapılmasını öngören projeye onay verdi.

Daha önce verdiği sözü tutmayarak Ecyad Kalesi'ni yıktıran Suud yönetimi, hacıları rahat ettirmek amacıyla böyle bir karar almak zorunda kaldıklarını ileri sürerek kendilerini savunurken kalenin bir benzerini başka bir yerde yeniden ikame edeceklerini ifade etmekteler.

Ecyad Kalesi'nin yıkılması sonrası özellikle Türk medyasında, Suud yönetiminin Osmanlı eserlerine yönelik "kültür soykırımı" yapmakla suçlanmasına, Suud medyası ise tepkisiz kalmadı. Okaz Gazetesi "Tarih konusunda konuşacak son ülke Türkiye'dir" başlıklı başyazıda Türkiye hakkında oldukça sert ifadeler kullanılarak "Geçmişini ve tarihini inkar eden Türkiye, doğulu kimliğini de reddetti" diyerek Türkiye'nin bu konuda kendilerini eleştirmesinin anlamsız olduğuna dikkat çekti...

Ecyad Kalesi'nin yıkılmasından onra, Mekke'de Kabe-i Muazzama'daki Sultan Abdülaziz ve Abdülhamid tarafından inşa ettirilen revaklar dışında başka tek bir Türk eseri kalmadı. Suud yönetimi, Kabe'deki diğer Türk keserlerinin tamamını daha önce çeşitli gerekçelerle yıktırmıştı. Aynı şekilde Medine-i Münevvere'deki pek çok Türk yapıları maalesef aynı akibete maruz kalmıştı.

Yazar: Altınoluk
Dergi Yıl: 2002 Ay: Şubat
Sayı: 192 Sayfa: 48


Suudiler, Cumhuriyet, Osmanlı

Aslında hadise Ecyad Kalesi'nin yıkılmasından daha derin, daha geniş bir konu. Bir yanıyla Vehhabiliğin İslam toplumlarıyla ilişkisindeki problemleri, bir yanıyla Arap-Osmanlı ilişkilerini, bir yanıyla bizzat bizim kendi iç hesaplaşmamızı gündeme getiren bir konu.

- Bir kere Vehhabi çizgi, tüm İslam dünyasında "geçmişe saygı" konusunda problemli bir alan oluşturmuş durumda. Suudi Arabistan'da okuyup ülkelerine dönen gençler, orada aldıkları kültürün etkisiyle, ilk planda toplumda saygı duyulan müesseselerle (düşünce, davranış ve eserler planında) çatışmaya giriyor ve ipler kopuyor. İpler kopuyor, bunun sonucu bir yandan islami bilgileri son derece sınırlı insanlar, kendilerini din alanında kıran kırana tartışmanın içinde buluyorlar, diğer yandan bu gençler, islami bilgilenme alanında faydalı olabilecekken yaşanan gerginlik onları toplumdan tecrid ediyor. Bunu bir çok yerde bizzat gözlemleme imkanım oldu. Bu arada bu tavrın,yapılan maddi yardımları da kuşkulu hale getirdiğini ifade etmeliyim. Bu yol sağlıklı değil. Çoğu geçen fetretin ardından, üstelik bunca suçlamalar arasındaİslam'la yeniden iletişim sağlayan insanlara sade, kalblere ulaşan, tartışmalardan uzak bir din tanıtımı lazım. Aksine kuru, içi boş tartışmalarla geride darmadağın zihinler bırakan söylemler değil.

- Olayın bir boyutunun da Arap-Osmanlı ilişkilerinin yansıması olduğu görülüyor. Arap dünyasında özellikle aydınlar ve yönetici kesimde bir Osmanlı karşıtlığının varlığı biliniyor. Bu kesimlerde hep bir hesaplaşma duygusu saklı tutuluyor. Osmanlı'nın Arap alemi ile münasebetlerinin bir "sömürge ilişkisi" olduğu yolunda yaygın bir kanaat var. Batı'nın sömürge siyaseti içinde oluşmuş ve sonu Osmanlı'ya karşı vuruşmaya kadar uzanmış bu düşüncenin, gerçekler tarafından doğrulanmadığı, insaf sahibi olanlarca da, Arap dünyasının geniş halk kesimlerince de teslim edilmektedir. Evet, Osmanlı bu dünyaya "Hakimü' - Harameyn - Mekke ve Medine'nin hakimi" zihniyetiyle değil, tamamen Yavuz Sultan Selim'in ifadesiyle "Hadimü'l- Harameyn - Mekke ve Medine'nin hizmetkarı" anlayışı ile bakmıştır. İlişkilerde hep "Mukaddes belde" hassasiyeti hakim olmuştur. Nabi'nin "Sakın terk-i edebden" seslenişini sanki tüm Osmanlı ricali dinlemiş, ve buna ittiba etmiştir. Türk milletinin İslam'ın mukaddeslerine yönelik bu duygu derinliğini anlamak lazımdır. Bu, asgari bir iyi niyetin halledeceği meseledir. Sonra Osmanlı karşıtlığı ne sağladı bölgeye, onun da muhasebesi yapılmalı. Bu, nihai planda bölgeye yönelik politikalarında Batı hegemonyası ile elele tutuşmaktan öte bir tercih değildir ki, orada da mutlak bir sömürü vardır. Belki bir şey daha söylemek gerekir burada: Türkiye'yi ve Türk insanını kırmamak. Değil mi ki her yıl onbinlerce insanımız engin bir aşkla o topraklara yüz sürmeye geliyor, asgari bir ticari zihniyet bile bu insanların duygularını yaralamamayı, daha ötede bir kere daha, bir kere daha gelmeleri

için onlarla bir sıcak iletişim kurmayı gerektirir. Kaldı ki bu insanlar oraya "Duyuf'u- Rahman- Rahman'ın konukları" olarak varıyorlar ve orada o misafirliğin izzetini paylaşmak istiyorlar. Demek isterim ki Suudi Yönetimi, bu alanda köklü bir zihniyet muhasebesi yapma ihtiyacı içindedir. Çünkü o beldelerin siyasal sınırları, öyle herhangi bir kavmin malikiyyet hisleri içinde değerlendirilecek sınırlar değildir. O topraklar, tüm İslam dünyasının yüreğinin bir parçasıdır ve böyle olması, Suudiler için belki de en değerli hazinedir. Öyleyse bu hazineye onun gerektirdiği hassasiyet içinde itina etmek gerekiyor.

- Tabii Osmanlı deyince işin bizzat bize yönelik bir sancı boyutu bulunduğunu da görmezden gelemeyiz. Evet, Suud topraklarında olsun, Mısır'da, Suriye'de veya Balkanlar'da olsun, bir Osmanlı eseri üzerinde titizlik göstermek, Türkiye'nin boynunun borcudur. Her ülkeyi titizliğe çağırmak da hakkıdır. Hemen belirtmek isterim ki bunu, söz konusu ülke veya ülkelerle ilişkileri germek için kullanmamak da asgari bir hassasiyetin gereğidir. Araplara Osmanlı karşıtlığını telkin edenlerin bizde de bir "Arap-sevmezlik sendromu" oluşturduğunu söylemek bilmem yanlış olur mu? Böyle ön yargıları aşarak, tarihi-kültürel varlıklarımıza sahip çıkmakla yükümlüyüz.

Ancak... Kendi içimize dönüp şöyle bir "Osmanlı" ile ilgili duygularımızı tahlil edersek... En azından manevi hatıra olarak ne saklıyoruz Osmanlı'dan? Biz Cumhuriyet'i nasıl algıladık, Osmanlı'yı nasıl algıladık? Bunların birbiri ile ilişkisi nasıl bir yargı bıraktı içimizde? Soralım kendimize: Acaba biz, bugün bile kimilerimizin içinde yer ettiği şekliyle Cumhuriyet'i Osmanlı'yı yıkarak kurduğumuzu düşünmedik mi? Zaman zaman resmi söylemler böyle kotarılmadı mı? "Yıkmak!..." diyoruz. Suudiler'i bir Osmanlı kalesini yıktığı için haklı olarak suçluyoruz. Soralım kendimize, içimizde kaç Osmanlı kalesi yıktık bugüne kadar? Daha birkaç gün önce "tarihi yeniden yazmak" ve "tarih öğretiminde Osmanlı ağırlığını azaltmak"tan söz etmiyor muyduk? Ondan birkaç gün önce çocuklarımızı "Failatün Failatün Failün" ün yükünden kurtarmak gerekçesi arkasında Divan Edebiyatını didiklememiş miydik? "Fuzuli"yi fuzuli görenlerimiz az mıdır? "Osmanlıca" diye kaç Türkçe kelimeyi gömdük mezara?

Sonuç olarak hem onun mirası üzerinde yurt tutmuş bizler, hem de onun hükümranlık alanına girmiş özellikle Müslüman kavimler Osmanlı'yı sağlıklı çözümleyememek gibi bir dertten mustaribiz. Ondan günümüze zenginlikler taşımak yerine onunla hesaplaşmayı tercih ediyoruz. Bunun neticesi de, her yerde sadece yıkım oluyor. Orda Ecyad Kalesi yıkımı, bizde ise manevi miras tahribatı... Al birini vur ötekine...

Bu yazı Ahmet Taşgetiren'in 19 Ocak 2002 Yenişafak Gazetesinde yayınlanan yazısıdır.

 Yazar: Ahmed Taşgetiren
Dergi Yıl: 2002 Ay: Şubat
Sayı: 192 Sayfa: 47


Yıkılan Ecyad kalesinin yerine yapılan otel inşaatından bir görüntü

 

 

18.10.2007

 
 


Mekke
Medine
Hac Rehberi
Acı Kaybımız

Ziyaret Yerleri

 
 

Hac Araştırmaları

Hacı Uğurlama

Teklif ve Öneriler

Örf ve Adetler

 
 
 
 
 

Ana Sayfa | Hac Seminerleri | Amaç | Kafile Başkanı | Grup Başkanları
1.Grup | 2.Grup | 3.Grup | 4.Grup | 5.Grup | 6.Grup
E-Posta
| Ziyaretçi Defteri | Sizden Gelenler

Hazırlayan Vehbi AKŞİT

Kütahya-10.06.2004