ANKARA 18. KAFİLE HACI ALBÜMÜ 2004

 


 

ARAFAT

Hac Arafattır

Arefe günü öncesine Terviye günü deniyor. Hacıların büyük çoğunluğu Kabe’yi tavaf ettikten sonra oradan Arafat’a gidiyorlar. Bir gün önce Kabe’den tavaftan dönerken caddelerin ihramlı hacılarla dolduğuna ve fellik fellik araba aradıklarına, bir kısmının ise Kabe avlusunda boylu boyunca yattıklarına şahit olmuştum. Haccın en önemli şartlarından biri olan Vakfe için hazırlıklar tamamlanan Mekke'de, şehir içi trafiğe yeni düzenleme getirildi.

Yaklaşık 3 milyon Müslüman'ın, Cuma günü akşam saatlerinden itibaren ihramlarıyla Vakfe için çıkacağı Arafat,  Mekke’nin 25 km. güney doğusunda bulunan geniş bir alanın adıdır. Arafat vakfesi  bu alanda yapılır. Bu geniş alanın sınırları levhalarla gösterilmiştir. 
Arafat vakfesi, haccın en önemli bölümüdür. 
Haccın geçerli olabilmesi için belirlenen süre içinde bir an bile olsa orada ihramıyla bulunanlar, görevlerini yapmış sayılır. Çünkü süresi içinde  orada bulunamayanlar o sene hacca yetişememiş sayılırlar. Arafat , Efendimiz’in, “Hac Arafat'tır”, buyurarak (Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace) taltif ettiği yerdir. Efendimiz (sav) 632 yılında Ashabıyla birlikte ifa ettiği hac’da 100 bini aşkın Müslüman’ın huzurunda tarihî veda hutbesini de burada irad etmiştir. Yine burası Efendimiz’in (sav) Yüce Yaratıcısı’na, ümmetinin affedilmesi için yakardığı ve Cenab–ı Hakkın kabul ettiği yerdir. Mescid–i Nemire' de ihtişamlı yapısıyla burada arz–ı Endam ediyor.

Bilinenin aksine Arafat dağlarla çevrelenmiş geniş bir düzlük. Burası Hacc Bakanlığınca imkanlar ölçüsünde iyi ağaçlandırılmış denilebilecek kadar yeşile büründürülmüş ancak güneş ışığının engellenmesi için bir kaç yıla daha ihtiyaç var. Buna rağmen rengi, şekli ve akasyaya benzer kokusu insanı mest ediyor ve Arafat’ın manevi havasına ayrı bir güzellik katıyor. Hacıların gelmesi ile birlikte dünyada benzerine rastlanmayacak saygın bir çadırkente dönüşecek.  

Bir zamanlar Alemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.s)’i misafir etmiş ve ünlü Veda Hutbesi’ne beşiklik yapmış olan bu kutlu belde bize dünyada iken haşir meydanının yalnızlığını hatırlatıyor. 

Cebel–i Rahme 
Hz. Adem ve Hz. Havva’nın cennet sonrası ayrılığı burada nihayet bulmuş. Arafat düzlüğünün kuzey bitiminde başlayan yerde, 20–30 m yüksekliğindeki tepenin zirvesinde 2–3 metre boyunda bir dikilitaş bulunuyor. Üzeri batılıların alçılar üzerine yazı yazma adetlerini andıran yazı ve notlarla dolu. Başka bir bolluk ise seyyar satıcılar ve her çeşit takı örnekleri.

Arafat bir yönüyle adeta panayırı andırıyor. Her yere açılan tezgahlarda satılmayan şey yok gibi. Kebaptan ayrana , ekmekten suya hatta dondurmaya kadar her şey mevcut...Zaten Arafat diğer zamanlarda da Mekke sakinleri tarafından piknik yeri olarak kullanılıyormuş.

Hz. Havva ve Hz. Adem (as)’in cennetten atıldıktan sonra buluştukları tepe olan 15–20 m yüksekliğindeki, “Cebel–ür Rahme”, Rahmet dağı Arafat ovasının Kuzey Batısına düşüyor. Her karışı hacılar tarafından işgal edilmiş bu tepenin tam zirvesinde, beyaza boyanmış dikilitaş türü bir yapı var.Efendimiz’in (sav) Arafat vakfesini bu tepenin yakınında yaptığı ve vakfe esnasında İslam’ın kemale erdiğini anlatan ayetin inzal olunduğu söylenir. “Bu gün size dinimizi kemale erdirdim. Üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslamı seçtim”, (Maide 3) buyurularak İslam’ın kemale erişi bildiriliyordu. 

DİKKAT: Arafat'a çıktığınız zaman Cebel'ü Rahme tepesine gitmek isterseniz, çok erken saatte gitmeye çalışın. Çünkü burası Türk hacı adaylarının kaldığı çadırların bulunduğu yere çok uzak. Burası Hz. Adem ile Havva'nın yer yüzünde ilk buluştukları nokta olarak biliniyor. O nedenle özellikle buraya yakın yerde çadırları bulunanlar, çıkıp dua etmeye çalışıyorlar. Ama unutmayın! Günün her saati burası çok kalabalık.

Ancak bu endişelerin yersiz olduğu sonradan anlaşılıyor. “Arafata çıkma”, tabirinden dolayı bir dağmış izlenimi veren Arafat, dağlarla çevrili oldukça geniş bir ova. 

Diyanet İşleri Başkanlığı gidiş-gelişlerde herhangi bir aksaklık olmaması için her türlü tedbiri almış. Türk hacı adayları için Arafat'ta hastane ve sağlık ocağı dahi kurulmuştu.

Diyanet, her ili 300’er kişiden oluşan kafilelere ayırarak numaralamış, her elli kişiye bir grup başkanı, her 300 kişiye ise bir kafile başkanı tayin etmiş, bunların Arafat’da kaldıkları yerlere ise mektep deniliyor.

Basın mensuplarına, fetva ekibine, ayniyat ve protokole birer çadır ayrılmış.  

***
Çantaları yastık yaparak uyumaya çalışıyoruz. Ancak ne mümkün. Hanımlar ise bitişik çadırda. 

Sabaha doğru doğu kesimlerde başlayarak gelen ezan sesleri ile uyandık.. Aslında uyuyanda yoktu. Sesler, uyumayanların konuşmaları, heyecan, koşuşturma ve anonslardan kimse rahat uyumamıştı. Adeta tilki uykusunda gibiydik.  Diyanet İşleri’nin tertiplediği organizasyonla  gelen hacıların bulunduğu bölgede iki müezzin  aynı anda ve münevabeli ezan okuyorlar. Ancak anlayamadığım bir şey vardı ki  sabah ezanını okuyan müezzin 2 şer kere değil dörder kere ezanı okuyordu. Akabinde ise her çadırda topluca namaz kılınarak dualar ediliyor. Bulunduğumuz çadırda sabah namazına durmamız tam bir komedi idi. Aynı  çadırda 2 kafile. Aynı yerde 2 kamet , 2 imam 4-5 müezzin olunca cemaat kime uyacağını şaşırdı. Kimi 2 kimi 4 rekat sabah namazı kılmak zorunda kaldı.

Namazdan sonra kimi uyudu kimi kahvaltı etti. Akşam otelde verilen "arafat yemeği " kutularını açıyoruz. Yemekler, içinde, zeytin, peynir, bal, helva, sandviç ekmeği yoğurt ve meyve suyundan oluşan mendil, çatal–bıçak ve kaşıkların da olduğu 25x25 cm.lik karton kutulara konmuş. Gün ışığınca ortalık biraz daha netleşti. Çadırlarda uyumaya alışık olmayanlar, üşüyenler, kemikleri donanlar hepsi ayrı bir manzara...

Her bölüme mektep deniyordu. Mekteplerde 2 -3  tuvalet yeri vardı. Her çadırın etrafında 2-3 adet su varilleri vardı.

Sabah olup, Saat 8–9’a doğru güneş sıcaklığıyla kendini hissettirmeye başlayınca eşimle birlikte Arafat’ı gezmeye çıkıyoruz. Her çadır görülmeye değer ayrı bir dünya sanki. Kimi çadırlarda zikir alabildiğine sesli yapılırken, bazılarında sessiz sessiz dualar ve gözyaşları, kimisinde hıçkırık sesleri, bazılarında ise uyuma emareleri. Bizi şaşkına çeviren ise dağ taş demeden insanların rast gele yatmalarıydı.

Tüm Arafat her milletten insanlarla doluydu. Hepsinin yeri ayrılmıştı. Bulunduğumuz yerin karşısında seyyar Türk  hastanesi hastalara hizmet etmekteydi. Yüksekçe bir kuleye çıkıp Arafat meydanına baktım. Çevresi yüksek dağlarla çevrili bir vadi. Gecesi soğuk gündüzü sıcak bir Arabistan vadisi. Hocaların Arafat'ta  tuvalet ve su sıkıntısı var,  yiyecek sıkıntısı var demeleri boş çıktı. Çok şükür her şey boldu. Bedava yiyecek dağıtan kamyonlar her bölümün girişinde idi ve önleri ana baba günü gibiydi. 

Allah c.c her şeyi vermişti.

Mina'da yiyeceğimiz yemeklerde, anonslarla çağrılan kafile başkanlarına teslim edilerek, dağıtım hiyerarşiye uygun bir şekilde yapıldı.

Öğlene doğru yapılan anaslarla heyecanlar arttı. Anonstan duyduğumuz kadarıyla
Diyanet İşleri Başkanı açılış konuşmasını yapıyor  (Yapılan konusma için Tıklayınız), görevlendirilen irşad ekibi Kuran-ı Kerim, ilahiler, kasideler ve konuşmalarda bulundu. Uzun bir sohbetten sonra öğle namazı ve ikindi namazı birleştirilerek kılındı. Bunu müteakip kuranı kerim okundu. Ve müthiş saat başladı. Arafat duası. Yaşanması gereken müthiş zamanlar..... 

Arafat Vakfesinin Zamanı 
Arafat vakfesinin zamanı, yani Arefe günü öğlen  vakti, Güneş’in tepe noktasına gelip Batı’ya meyletmeye başladığı andan (Zeval vaktinden) bayramın birinci günü fecr-i sadık dediğimiz tan yerinin ağarmaya başladığı ana kadarki süredir. 
Bu süre içinde her ne halde olursa olsun (uykuda, baygın, vakfenin farkında olsun, ya da olmasın) bir an orada bulunan kimse vakfe farzını yerine getirmiş olur.

Öğle namazı cemaatle kılınıyor. Arafat’a has olarak öğlen ve ikindi, öğlen vaktinde cem edilerek kılınıyor. Yani öğlenin ilk dört sünneti ve öğle–ikindi farzları kılınarak farzlardan sonra teşrik tekbirleri getiriliyor.

Arafat Vakfesinin Yapılışı 
Arafe günü Arafat’ta öğle ve ikindi namazları birleştirilerek kılındıktan sonra, ayağa kalkılarak kıbleye karşı dönülür. Diyanet İşleri Başkanlığı, bütün Türk hacılar için Arafat duasının tek bir çadırdan yönetmektedir. Arafat duası da genelde ayakta yapılmaktadır. Telbiye, tekbir, tehlil ve salavat getirilir. Tevbe, istiğfar ve dua edilir. Esas olan herkesin içinden geldiği gibi dua etmesidir. Ancak isteyenler Dua kitabındaki Arafat Vakfesi duasını okuyabilirler. 

Çadırlarda Dua Sesleri
Ayakta yapılan dua. Duaya iştirak eden milyonlarca kişi. Af olmanın, affedilmenim eşiğinde ... Yüzbinlerce insanın ellerini göğe açtığı, ilâhi rahmetin saçıldığı o değerli vakitte, kalplerimizin duygularına, bütün gönül yangınlarımıza tercüman oldu. Sanki zaman, devrân durmuştu. Canlar, ruhlar cem halinde, “Amin!..” dedik hepsine. Filistinli, Cezayirli ve bütün mağdur müslümanlar da duadan nasibini aldılar. Gözyaşlarından seller gönüllerimizi yıkayıp gözlerimizden yol buldu. Etrafımda hıçkıran, yutkunan kalabalık da benden farklı durumda değillerdi. 

Dua bittikten sonra sonra etrafımızda oturanlarla, tanıdık veya yabancı farkı gözetilmeksizin musafaha yapıldı, tebrikleşildi. İlk kez bayram namazı kılmadan kurban bayramı, arafat vakfemizi, hacı olma şerefini ve tebriklerimizi yapmıştım.

Çadırlarda dua sesleri biraz daha zayıflanmış şekilde devam ediyor. 

Akşam namazı kılınmayacaktı. Akşama doğru saat 6 da Müzdelifeye yola çıkılacağı söylendi. Bu yüzden akşam ve yatsı namazları Müzdelife' de kılınacaktı.Akşam serinliğiyle beraber bir hareketlenme başlıyor. Hazırlıklar yapılıyor, çadırlar  boşaltılıyor ve yolun açılması için polisler tarafından sürekli anonslar yapılıyor. Kafile ve gurup başkanları adeta birliklerini hazırlıyorlar. Hacılar önce çadırlardan dışarı çıkarılıyor. Dışarıda yapılan sayım ve içeride unutulan eşyaların kontrolünden sonra, insanlar birbiriyle karışmayacak şekilde yol kenarındaki turnikelere sevkediliyor ve Müzdelife’ye gitmek üzere otobüslere bindiriliyorlar.


ARAFÂT

Mekke'nin yirmi km. uzaklığında ve doğusunda bulunan bir dağ. Aynı adı taşıyan ova içinde yaklaşık yetmiş metre kadar yükseklikte bir tepe görünümündedir. Tepeye koyu yeşil taş yığınları hakimdir. Arafât'a "Cebelü'r-rahme" (Rahmet Dağı) da denir.

Hac-ibadetinin rükünlerinden biri olan Vakfe'nin* yapıldığı yer olmasından dolayı büyük bir önem taşımaktadır. Bu dağın, ismini nasıl aldığı hakkında çeşitli görüşler vardır:

Rivayetlere göre Hz. Âdem (a.s.) ile eşi Hz. Havva Cennet'ten çıkarıldıktan sonra yeryüzüne indirilmiş ve bir müddet ayrı kalıp nihayet Arafât Dağı'nda buluşmuşlardır. Buluşma anlamına gelen "Ta'arrefe" kelimesinden alınmış ve buraya Arafât denmiştir. Bu ismin ve rivayetin Hz Âdem (a.s.) zamanından beri nesilden nesile aktarılmış olduğu ifade edilmektedir. ismin nereden geldiğine dair diğer bir rivayet de hacıların Arafât dağındaki vakfeleri sırasında Allah'ın yüceliğini, kendilerinin ihtiyaç ve kulluklarını "i'tiraf" ettiklerinden dolayı buraya Arafât adının verildiği söylenmektedir. Bu konu ile ilgili diğer bir üçüncü görüş ise şöyledir: Hac ibadetinin önemli bir rüknü olan vakfeyi tamamlayanlar manevî bir kokuya ("Arf") büründükleri için bu anlamda bu dağa Arafât adı verilmiştir.

Cenâb-ı Hak bu dağın adım Kur'an-ı Kerim'de söyle zikretmiştir: "..Arafât'tan ayrılıp (seller gibi) akın edince Meş'ar-i Harâm'da* Allah'ı zikredin.. " (el-Bakara, 2/198).

Hac ibadetini yerine getirmek üzere orada bulunan müslümanlar Terviye'den (yani Zilhicce'nin sekizinci günü sabah namazını Mekke'de kıldıktan) sonra Mina'ya, sonra Arefe günü sabah namazını kıldıktan sonra Arafât'a çıkarlar. Haccın farzlarından biri olan vakfe Arefe günü zeval vaktinden başlar, nahir günü yani bayramın birinci günü sabah namazı vaktine kadar süren zaman içinde yapılır. Genellikle Arefe günü akşamı Arafât'tan ayrılma işlemleri başlar.

Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bir hadîsine göre Arafât'ın her yeri vakfe yeridir. Buna göre vakfe için belli bir yer söz konusu değildir. Arafât dağında vakfe sırasında Allah'a dua etmek ve isteklerde bulunmak müstehabtır. Arefe günü Arafât'ta vakfe yapmanın önemi ve fazileti hakkında Resulullah şöyle buyururlar: "Cenâb-ı Hakk'ın, Arefe günü (vakfe sırasında) Cehennem'den azad ettiği kulların sayısı diğer günlerde azad edilenlerle kı yaslanmayacak kadar çoktur. Allah, Arefe günü vakfe yapanlara yaklaşır. Sonra onlarla meleklere karşı iftihar ederek 'bunlar ne istiyorlar ki bütün işlerini bırakıp burada toplandılar' der." (Müslim, Hacc, 1348). Ebû Katâde Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ben Allah'dan umuyorum ki Arefe günü tutulan oruç, içinde bulunulan seneden önceki ve sonraki seneye keffâret olur. " (İbn Mâce, Siyam,40; Dârimî, Savm, 54; Ahmed b. Hanbel, V, 296-297). Bu hadis şöyle yorumlanır: Eğer küçük günahlar işlemişse yahut işleyecekse onlar afvedilir, eğer küçük günahı yoksa büyük günahları hafifletilir, büyük günahı da yoksa derecesi yükseltilir (et-Tâc, el-Câmi'u li'l-Usûl, II, 95). Başka bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulur: "Ben şurada kurban kestim, Mina'nın her tarafı bir kurban yeridir. Konakladığınız yerde kurban kesiniz. Ben şurada vakfe yaptım. Arafât'ın her tarafı vakfe yeridir..." (Müslim, Hacc)

(Şamil İslam Ansiklopedisi, Arafat Maddesi)

 

18.10.2007

 
 


Mekke
Medine
Hac Rehberi
Acı Kaybımız

Ziyaret Yerleri

 
 

Hac Araştırmaları

Hacı Uğurlama

Teklif ve Öneriler

Örf ve Adetler

 
 
 
 
 

Ana Sayfa | Hac Seminerleri | Amaç | Kafile Başkanı | Grup Başkanları
1.Grup | 2.Grup | 3.Grup | 4.Grup | 5.Grup | 6.Grup
E-Posta
| Ziyaretçi Defteri | Sizden Gelenler

Hazırlayan Vehbi AKŞİT

Kütahya-10.06.2004