ANKARA 18. KAFİLE HACI ALBÜMÜ 2004

 


 

HAC YOLCULUĞU

Necati Tayyar TAŞ


 

 BİR sel akıyor, coşkun mu coşkun, heybetli mi heybetli, vakur mu vakur... Bir çağlayan sesidir, köpüklerinde ilahi aşkın kıvılcımları, şakırtılarında vecd ve istiğrakın serinliği, uğultularında ötelerden kopup gelen mananın derinliği var.
Küme küme insanların, kelimelerin izahta zorlandığı başka bir hasretten yanan ve kavrulan yürekleri, binbir türlü sıkıntılara ve zorluklara rağmen tazelenmek, yenilenmek, temizlenmek için, mukaddes ve muazzez mekana, insan neslinin ulu atası ve ilk babası Adem aleyhisselamın, evlatlarının tohumunu saçmak için seçtiği mübarek ve mükerrem vatana ve aslında bütün toprakların kalbgahı, yüzlerin duagahı, namazların kıblegahı Kabe-i Muazzama'ya, Hacc'a, Hacı olmaya gidiyor...
Bu öyle bir yolculuk ki, kalplerde müstesna ayrıcalığı olan bir ürperti, sinelerde kıpır kıpır bir çırpınış, uzuvlarda tam bir teslimiyet, duygularda volkanik bir alev, yollarda seraplar misali ayrılıkların ve vuslatların kutlu ve kutsal heyecanı var. Bu öyle bir yolculuk ki, mahşeri andıran apak tek renklerin ahengi, uğurlayanların ve uğurlananların yanaklarından dökülen şebnem şebnem damlalar, konvoy konvoy akışlar, yürüyüşler, duruşlar, oturuşlar, toplu dualar, niyazlar, helal edilen hak ve hukuklar, sarılmalar, kucaklaşmalar, titrek dudaklardan dökülen vedalaşmalar senelerdir hiç mi hiç eskimiyor eskimeyecek, pörsümüyor pörsümeyecek, bitmiyor bitmeyecektir. Çünkü inançlar, ameller ve emeller hac emrini, 'Gücü yetenlerin hacca gitmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır' mealindeki Mevla'nın fermanından, ilhamını yüce Peygamberin dertlere derman kelamından alırlarsa ne gam, ne gussa...

Ölümde ölümsüzlük solumak

EVET O buyuruyor ki: 'Kim itişip kakışmadan, helal ve meşru imkanlarla Allah rızası için hacca giderse, annesinden doğan bebek gibi günahlarından arınmış olarak evine döner. Ve kim sevabını yalnız Allah'tan umarak Medine'de beni ziyarete gelirse, kıyamet gününde ben onun şahidi ve şefaatçısı olurum.'
İşte çekilen bütün bu serancamlar, Allah'ın emrine mutlak teslimiyetin yanında, Hz.Muhammed'in ümmetine armağan eylediği bu kutsal müjdeye ve muştuya muhatap olabilmenin hatırınadır. Ne ikramdır oralara gitmek, vahyin indiği diyarları temaşa, Kabe'yi tavaf, Safa ve Merve arasında sa'y, Arafat'ta vakfe eylemek, zemzem içmek, Hıra Dağı'nı, Sevr Mağarası'nı ziyaret etmek, Medine'de nurlanmak, Cennet bahçesi olan Ravza-i Mutahhara'da nefeslenmek, pek çok erenin ve kutlunun metfun bulunduğu Cennet'ül Mualla ve Cennet'ül Bak” kabristanlarında karınca kararınca ölümde ölümsüzlüğü solumak, Bedir, Uhud, Hendek savaşlarının hikmetlerini, sebeplerini ve neticelerini derin derin tefekkür ve tezekkür etmek, hem o kadar tefekkür ve tezekkür ki, bunun sarhoşluğuna ermek, kafatasını çatlatırcasına, beyni zonklatırcasına düşünmek, düşünmeyi düşünmek ve düşünebilmek...

        KUR'AN'IN öğrettiği, Hz.Muhammed'in bellettiği şekilde 'Hacı' olmak, manen arınmak, feleklerin ve meleklerin gıptasına muhatap olmak elbet şereflerin en yücesi, keremlerin incisi, hediyelerin birincisidir ama, keşke 'ama'lara inat, haccın bütün güzellikleri çiçek çiçek hayatımızın, nokta nokta duygu ve düşüncelerimizin, zerre zerre amellerimizin ve emellerimizin, hece hece kelamımızın ve söylemimizin İslam'ın iffet ve izzet mengenesinde kristalize edilmesinin dokusu ve kokusu olsa ve ah bir olsa...
'Olsa'lar olsa, olsalarla neler olmaz ki...
Dualarla uğurlayacağımız, yollarını gözleyeceğimiz, döndüklerinde avuçlarının içinde cennet rayihasını buram buram koklayacağımız bütün hacılarımızı tenzihen, Ziya Paşa'yı da dinlemeden geçmek ne mümkün! Ümm”d-i vefa eyleme her şahs-ı degalde / Çok hacıların çıktı haçı z”r-i begalde. Yani vefasız, hilekar adama ümit edip bel bağlama, güvenme. Çünkü çok hacıların bile koltuklarının altından haç çıktı. 'Hacı' değil 'Acı' oldular, sıfatlarına nail ve layık olmadılar, olamadılar...
Hac, İslam'ın beş temel farzından biri, sağlık ve mal” durumu yerinde olan müminlerin ömürlerinde bir kez yapmak mecburiyetinde oldukları bir ibadet, evrensel senelik bir kongre... Kongre üyesi olan dilleri, ülkeleri, kültürleri, gelenekleri, renkleri apayrı olan milyonlarca insan tarafından, d”n” ve dünyev” görüşülmeye değer her meseleyi müzakere etmelerinin gerektiği ve bütün beşer” 'boyut'ları kucaklayan ve kurcalayan, çözen, çözüme alternatif teklifler getirmelerinin elzem olduğu bir dünya toplantısı...
Haccın özü bu...Ve böyle olması icap eder... Heyhat ki, ne heyhat... Garip bir garibin, 'dil bilmezem, yol bilmezem, bilmezi bilmezem' dediği gibi, gibinin heyhatı... Büyük allame, İslam aleminin yüz akı, Pakistan'ın fikir babası Dr. Muhammet İkbal diyor ki: 'Dünyada en çok sevdiğim şey hacıları ve umrecileri ziyaret etmektir. Çünkü ben onları ziyaret ettiğim de, o an Mekke'yi, Kabe'yi, Arafat'ı, Müzdelife'yi, Mina'yı, Safa ve Merve'yi, Medine'yi, Peygamber Mescidini, Ravza-i Mutahhara'yı velhasıl mukaddes ve muazzez mekanları ve makamları görürüm. Bu temaşanın zevkini ve lezzetini hiç mi hiç anlatamam ve hiçbir şeye değişemem... Velakin hacıları ve umrecileri her ziyaretimde, onların değişmeyen müşterek bir özelliği dikkatimi çeker. Ne mi derseniz, derim ki, onların hepsi de oralardan misvak, hurma, zemzem gibi aynı hediyeyi getiriyorlar, aynı hediyelerle dönüyorlar. Ne olaydı, keşke hacılarımız Ebu Bekir'in sadakatını, Ömer'in adaletini, Osman'ın sehavetini, Ali'nin şecaatini getirselerdi de, bu sıfatlarla muttasıf ve mevsuf olarak geri dönselerdi de, onlara baka baka kurtulsaydık, bakarken kurtulsaydık, kurtulabilseydik...'

MEVLA'mızın, inanan kullarına olan merhametinin ve şefkatinin hac ibadetinde doruk noktasında olduğunu, O'nun muazzez Peygamberinden öğreniyoruz: 'Sabah ile öğle namazı arasında işlenen günahlar öğle, öğle ile ikindi arasında işlenen günahlar ikindi, ikindi ile akşam arasında işlenen günahlar akşam, akşam ile yatsı arasında yapılan günahlar yatsı, yatsı ile sabah arasında irtikap edilen günahlar sabah namazı kılınınca affedilir. Vakit namazı ile affedilmeyen günahlar Cuma, Cuma ile affedilmeyen günahlar Kadir gecesi, bu gecede de affedilmeyen günahlar Hac ile affedilir.'
Yine kainatın Efendisi yüce Peygamberimiz buyururlar ki:
'Kim itişip kakışmadan, gönül kırmadan, helal parasıyla, Allah için hacc ederse, annesinden doğan bebekler gibi günahlarından arınarak yuvasına dönmüş olur. Günahlar arasında öyleleri vardır ki, onları ancak Arafat'ta vakfede bulunmak ortadan kaldırır. İnsanların en büyük günahkarı, Arafat vakfesinde bulunup da Allah'ın kendisini mağfiret etmediğini zannedendir.'
Haccı, şekillerden ibaret sanmak veya yalnız geçmişlerin hatıralarının yad edilmesi olarak kabul etmek elbet mümkün değil. Zaten ibadetleri fiz”k” kaidelerin dar kalıplarına hapsederek, o ibadetlerin ruhlarıyla, maksatlarıyla, hikmetleriyle, insanı çepeçevre kuşatan disiplinleriyle, duygu ve düşünceleri güzelleştiren, hal ve hareketleri billurlaştıran dinamikleriyle buluşmamak, kucaklaşmamak, tanışmamak hamakattır ve de gaflettir. Öyle ise haccı şu 'olmazsa olmaz' temel ve tavan 'boyut' larıyla yerine getirmek esastır:

Lahut” boyutu

HACCI eda etmenin Kur'andaki günlerine ve hacca tahsis edilen bu günlerin hikmetine akıl erdiremeyen, ilkler ve sonlar olmayacak olan zavallılar ve gafiller bulunsa bile, mükerrem bu günlerde, mukaddes bu mekanlarda nefes nefes mahşer teneffüs edilir. Bu atmosferin mutlak özelliği; tek statü uygulanacak, sıfatlar zikredilmeyecek, kimlikler ve kişilikler kesinlikle öne çıkmayacak ve çıkarılmayacaktır.
Bakınız şu mahşer” topluluğun ağızlarından aynı makamla çıkan 'Lebbeyk allahümme lebbeyk: Buyur Allah'ım buyur, emrine amadeyim' teslimiyetlerini ifade eden ve semayı çınlatan ve çatlatan sedalarına... Bakınız şu bembeyaz havlulara bürünen bedenlerin desen desen renklerine, müteferrik dillerine, çiçek çiçek kültürlerine, taşıdıkları alemlere, amblemlere, bayraklara, üstlendikleri vizyonlara, misyonlara, mefkurelere...

Ortak şuur boyutu

DÜNYANIN her yerinden, her bir temsilci ve gözlemci sıfatıyla hacca gelen 'Elçiler' ve 'Delegeler', müşterek evrensel dertlere, problemlere, sıkıntılara çare ararlar, makro ve mikro planlara, projelere, hedeflere, kararlara imza atarlar. Atılmıyor bu gün, atarlar bir gün inşallah...

Nostaljik boyutu

İNANANLAR, inanç kökleriyle bağlantılarını tazelerler. Geçmiş bir film gibi seyredilir. Belirli mekanlarda ve makamlarda sembolize edilen ibadetlerin hikmetleri tefekkür edilir. Secdelere konan başlar, Kabe'ye, Kabe de tavaf edenlere, Safa Merve'ye ve ikisi arasında gidip gelenlere, Mina'ya, Müzdelife'ye, Kur'anın 'Bugün dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Din olarak sizlere İslam'ı seçtim ve bundan da razı oldum' mealindeki en son ayetinin geldiği yer olan ve 'Hac Arafat'tır' Peygamber hitabına mazhar bulunan Arafat'a, ilk inen 'Ikra' ayetinin mekanı muhteşem Nur Dağı'na ve nice Nebiler'in, Sahabeler'in, Veliler'in, ålimler'in ve birbirinden uğurlu ayakların bastığı kumlara, dağlara, ovalara, vadilere bakan gözler mazinin derinliklerinde uluların ruhlarıyla buluşurlar, takatleri nispetinde konuşurlar, koklaşırlar, kucaklaşırlar...
İşte makbul ve de mebrur olan hac budur... Bu hacılarımıza selam olsun...

Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi, (19.12.2003-26.12.2003-02.01.2004)

                                                                                                              

18.10.2007

 
 


Mekke
Medine
Hac Rehberi
Acı Kaybımız

Ziyaret Yerleri

 
 

Hac Araştırmaları

Hacı Uğurlama

Teklif ve Öneriler

Örf ve Adetler

 
 
 
 
 

Ana Sayfa | Hac Seminerleri | Amaç | Kafile Başkanı | Grup Başkanları
1.Grup | 2.Grup | 3.Grup | 4.Grup | 5.Grup | 6.Grup
E-Posta
| Ziyaretçi Defteri | Sizden Gelenler

Hazırlayan Vehbi AKŞİT

Kütahya-10.06.2004