ANKARA 18. KAFİLE HACI ALBÜMÜ 2004

 


 

Ravza-i Saadette

Canım Arzular Seni

Prof. Dr. M. Yaşar KANDEMİR


Peygamber-i Zişan Efendimizin dua ve niyazına, talep ve istirhamına Cenab-ı Mevla’nın ne büyük değer verdiğini, onu gerçekten de alemlere rahmet kıldığını gösteren ayet-i kerimelerden biri şudur:

Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı” [Nisa suresi (4), 64].

Bu ayette, ayetin baş ve son tarafında Cenab-ı Mevla, Peygamber Aleyhisselam’a itaatin öneminden ve zaruretinden bahsetmekte, esasen onun insanlar için bulunmaz bir nimet, ele geçmez bir devlet olduğunu belirtmekte, buna misal olmak üzere, o devr-i saadette yaşayıp da günah, hata, isyan batağına düşen ve böylece kendilerine yazık eden kullarına şöyle bir kurtuluş yolu göstermektedir. Günah kirine bulandıkları zaman Resul-i Ekrem’in yanına gelmelerini, orada Allah’a el açıp Bizi bağışla!” diye yalvarmalarını ve yine orada Allah’ın Habibine, ne olur bizim bağışlanmamız icin Allah’a dua et, diye istirhamda bulunmalarını tavsiye etmekte, işte o zaman Cenab-ı Hakk’ın onların tövbesini kabul edeceğini müjdelemektedir.

İslamiyet’in gelişip yayılması uğrunda canlarını ortaya koyan Ashab-ı Kiram efendilerimiz, Allah’ın dini güçlenip varlığını ispat edinceye kadar dayanılması zor sıkıntılar çekmişlerdir. Bunun yanında Allah’ın Resulü’nü her zaman görmek, onu dinlemek, onun feyzi ve bereketiyle mana ikliminde erişilmez yollar almak gibi bulunmaz imkan ve imtiyazlara sahip idiler. Bu imtiyazlardan biri de, ayet-i kerimede belirtildiği üzere, bir sıkıntıya düşünce Resulullah Efendimiz’e koşmak, onun kendileri için dua ve istiğfar etmesini niyaz edebilmekti.

Gelmiş geçmiş insanların en güzelini görememiş olsak da, onun getirdiği haberleri mübarek ağzından dinleme bahtiyarlığına eremesek de çok şükür bir başka imkana ve güzelliğe her zaman sahibiz. Onun mübarek vücudunu kucaklayan topraklara, ravza-i pakine varmak, orada gözyaşı dökerek Şefaat ya Resulallah!” diye lutf u keremine sığınmak her zaman mümkündür. İbnu’s-Sabbag diye bilinen ve Nizamiye Medresesi’nin ilk hocalarından olan Bağdatlı Şafii fakihi Ebu Nasr Abdusselam İbni Muhammed’in (o. 477G1084) eş-Şamil adlı fıkıh kitabında Utbi’den (muhtemelen hicri 228’de vefat eden Basralı edib ve şair Muhammed Ibni Ubeydullah el-Utbi) naklettiği şu olay İbni Kesir Tefsiri’nde de bulunmaktadır (II, 329):

Utbi Peygamber-i Zişan Efendimizdin kabr-i saadetlerinin yanında otururken bir bedevi çıkageldi ve Resulullah Efendimiz’e hitaben:

es-Selamu aleyke Ya Resulallah! Ben Allah Teala’nın Eger onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı” buyurduğunu işittim. İşte ben de günahlarımın bağışlanması için Rabbimin huzurunda bana şefaatçi olmanı niyaz etmeye geldim” dedi. Sonra da şu beyitleri okudu:

Ey bedeni toprağa gömülen hayru’l-enam
Burcu burcu kokutmuş bedenin dağı taşı
Senin sakin olduğun kabre canım fedadır
Ordadır şeref, seha, sensin kerimler başı

Utbi diyor ki, daha sonra bedevi dönüp gitti. Gözlerim ağırlaştı, uyuya kalmışım. Rüyada Nebiy-yi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem’i gördüm. Bana Utbi! Bedeviye yetiş! Allah Teala’nın onu bağışladığını müjdele!” buyurdu.

Keşke Toprak Olsaydım

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ravza-i Mutahhara diye dilimize tespih ettiğimiz Kabr-i Saadeti, yüzyıllar boyunca Kabe-i Muazzama’dan sonra Müslümanların en fazla ziyaret ettiği mübarek bir mahal olmuştur. Çünkü İslam tarihi boyunca bütün İslam uleması Kabr-i Saadeti ziyaret etmeyi en faziletli amellerden, manevi dereceler kazanma şekillerinden, Cenab-ı Hakk’ın rızasını elde etme yollarından biri kabul etmişlerdir. Bunun böyle olduğunu Peygamber Aleyhisselam da belirtmiş, sadece Kabe-i Muazzama’yı, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’yı ve Medine’deki Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etmek için seyahate çıkılabileceğini söylemiştir (Buhari, Savm 67; Muslim, Hac 415). İşte bu sebeple mü’min gönüller yüzyıllar boyu Ravza-i Mutahhara’nın hasretiyle kavrulmuş, orayı bir defacık olsun görebilmek, eşiğine yuz sürebilmek arzusuyla yanıp tutuşmuştur. Daha önceki yıllarda okuduğunuz muhtelif sohbetlerde, bilhassa Vuslat Arzusu” (Canim Arzular Seni, s. 53-58) adlı yazıda, Peygamber aşıklarının Ravza-i Pak-i Resule duydukları hasreti dile getirmeye çalışmıştık, Bu sohbetimizde de ayni hasretle tutuşan bazı aşıkların iniltisine kulak verelim. Şairi bilinmeyen şu beyitte aşık, kendi gönlünde Ravza-i Resul’un engin ve müstesna bir yeri bulunduğunu, onun kainatta eşi menendil bulunamaz bir hazine olduğunu söyle ifade etmektedir: Gökyüzü İki Cihan Sultanı’nın Ravza’sını yeryüzünde görünce büyük bir kıskançlığa kapıldı ve Ah! Keşke ben de toprak olsaydım” dedi:

Ravza-i Sultan-i kevneyni zemin üzre görüp
Dedi reskinden felek ya leyteni kuntu turab

 

Neccarzade Seyh Rıza Efendi (o. 1159G1746) na’tının bir beytinde, cennet bahçelerinden bir bahçe olan Ravza-i Nebi’yi ziyaret eden aşıkların bütün muradlarına ermiş olacaklarını, artık cennete, oradaki hurilere ve köşklere ihtiyaç duymayacaklarını belirterek diyor ki:

Ziyaret eyler iken Ravza-i rızvanını uşşak
Ne hacet cennet u hur u kusura ya Resulallah

Yozgatlı Muhammed Said Fenni Resulullah’ın Ravza-i pakını görmeden ölecek olursa, vücudundan arta kalan kemiklerin kıyamete kadar eyvah” diye dövüneceğini söylüyor. Bütün arzusunun Ravza’nın eşiğine varıp Hicaz topraklarına yüz sürmek ve böylece şu dünyadan murad almak olduğunu söylüyor ve günahkar Fenni’yi lütufkar kapısından ayırmamasını talep ederek Ey Ebu’l-Kasım, ey Allah’ın Resulü sana sığındım” diyor:

Eğer görmezden evvel can verirsem Ravza-i paki
Mezarımda der ecza-yi izamım haşredek eyvah
 

Felekte olmeden bir kam alaydim asitanindan
Sureydim ruyumu hak-i Hicaz’a ah Efendim ah

Kulun Fenni-i pur-curmu ayirma bab-i lutfundan
Dahilek ya Ebe’l-Kasim, dahilek ya Resulallah

 

Bugün maddi imkanı olan Müslümanlar en seri vasıtalarla birkaç saat içinde Kainatın Efendisi’nin huzuruna varabiliyorlar. Ona duydukları derin özlemi ve şefaat niyazını yüce huzuruna sunabiliyorlar. Bir zamanlar tren ve gemi ile günlerce süren yolculuktan sonra Hicaz topraklarına varanlar, at, eşek ve deve sırtında veya yaya olarak kum çöllerinde aylarca yolculuk yapanlara nispetle daha şanslı idiler. Hac yolculuğu ne kadar zor şartlar altında yapılırsa yapılsın, Peygamber hasretiyle kavrulanlar o gönül çeken mübarek diyarda Resulullah’ın Ravza’sının amber kokulu toprağına yüz sürebilmek için her sıkıntıya seve seve katlanmaya razı olduklarını belirtmişler ve İffet Efendi gibi, Ey Allah’ın Resulü! Yeter ki sen Cenab-ı Mevla’nın senin ziyaretini bize nasip etmesini sağla” diye niyazda bulunmuşlardır:

Riyaz-i Ravza’ni gormek o anber hake yuz surmek
Muyesser kil muyesser kil muyesser ya Resulallah

Huzur-i Saadette

Medine’ye gitme ve Mescid-i Nebevi’de Resul-i Zişan’ı ziyaret etme bahtiyarlığına eren kardeşlerimiz, bu saadetin her kula nasip olmadığını düşünmeli ve ziyaret edeplerine son derece dikkat etmelidir. Allah’ın Resulü’nü hayatta iken görme imkanına sahip olsaydı, onun huzuruna çıkarken giyimine kuşamına, beden temizliğine ve ziyaret edeplerine nasıl riayet edecekse yine öyle yapmalıdır. Salat u Selamı dilinden düşürmemeli, gelmiş geçmiş bütün insanların en hayırlısının huzuruna gitmekte olduğunu hatırından çıkarmamalı, onun büyüklüğüne, şan ve şerefine uygun bir tavır takınmak gerektiğini hiç unutmamalı, gönlünü bu önemli buluşmaya hazırlamalıdır. Mescid-i Nebevi’ye girerken ve çıkarken okunması uygun olan duaları okumaya çalışmalı, Peygamber mescidine her girişte mutlaka iki rekat tahiyyetu’l-mescid namazı kılmaya gayret etmelidir. Resulullah Efendimizin yatmakta olduğu hücre-i saadete varınca yönünü oraya çevirmeli, soldaki yuvarlak pencerenin önünde ve bir iki adim uzakta durmalı, şebeke-i Muhammedi denilen parmaklıklara el sürmemelidir. Zira Resulullah’a saygı bunu gerektirir. Kainatın Efendisi’nin huzurunda bulunduğunu kendisine devamlı surette telkin ederek dünyevi düşünceleri zihninden atmaya çalışmalıdır. Onun sayesinde Müslümanlıkla şereflendiğini, bu devlete onun sayesinde erdiğini hatırlamalıdır.

Medine’de kaldıkları surece Mescid-i Nebevi’de daha çok bulunmaya, orada ibadet edip Kur’an okumaya, Salavat-ı Şerifeyi dilden düşürmemeye gayret etmelidir. Zaruri olan bir iki kelimelik konuşma dışında Mescid-i Nebevi’de kesinlikle sohbet etmemeli, diğer Müslüman kardeşlerinin manevi havasını bozacak, onları rahatsız ve tedirgin edecek davranışlardan uzak durmaya azami surette dikkat etmeli ve Efendim biraz ileride uyuyor” diye düşünmelidir.

Resulullah muhabbetiyle dolu gönüllerinizin onun Ravza-i saadetinde murada ermesini niyaz ederim, sevgili kardeşlerim.

 

                                                                                                              

18.10.2007

 
 


Mekke
Medine
Hac Rehberi
Acı Kaybımız

Ziyaret Yerleri

 
 

Hac Araştırmaları

Hacı Uğurlama

Teklif ve Öneriler

Örf ve Adetler

 
 
 
 
 

Ana Sayfa | Hac Seminerleri | Amaç | Kafile Başkanı | Grup Başkanları
1.Grup | 2.Grup | 3.Grup | 4.Grup | 5.Grup | 6.Grup
E-Posta
| Ziyaretçi Defteri | Sizden Gelenler

Hazırlayan Vehbi AKŞİT

Kütahya-10.06.2004