ANKARA 18. KAFİLE HACI ALBÜMÜ 2004

 


 

SUFFA VE EHL-İ SUFFA


Suffa :

Kıble, Kabe tarafına çevrilmeden önce, Mescidin şimal duvarında, hurma''dalları ile bir gölgelik ve sundurma yapılmıştı ki buna Suffa denilirdi (1).

Suffalılar, Sayıları ve Meşgaleleri:

/ Ehl-i Suffa; Medine'de kavim ve kabileleri, evleri barkları bulun­mayan, Mescidin Suf f asında'yatıp kalkan Sahâbîler (2) olup şu zatlar, Ehl-i Suffa'dan idiler :

1    - - Yaiş b. Tahfe (3),

2    - - Ebû Kırsâf e (Cendere),
3, — Nubeyt b. Şurayt,

4    — Talha b. Amr Leysî (veya Talha b. Ubeydullâh)  (4),

5    — Esma b. Harise,

6    — Agarrül Müzeni,

7    — Berâ' b. Mâlik (Enes b. Mâlik'in kardeşidir),

8    -— Sabit b. Dahhâk (Eşhelî),

9    — Sabit b. Vedia,

10       — Sakîf b. Amr (Esedî),

11 — Cerhed b. Huveylid,

12       — Cuayl b. Sürâka (Damrî),

13       — Câriye b. Humeyl,

14 — Huzeyfe b. Esîd (Gıfârî),

15       — Habib b. Zeyd (Ezdî),     ,

16       — Harise b. Nûman,

17       — Hâzim b. Harmele (Eşlemi),

18       — Hanzala b. Ebî Âmir,

19       — Haccac b. Amr,

20       — Hakem b. Umeyr,

21 — Harmele b. İyas,

22       — Huneys b. Huzâfe,

 

(1)        Semhûdî - Vef â, c. l, s. 321, Diyar Bekri - Hamîs, c. l, s. 391.

(2)        İbn-i Sa'd - Tabakat. c.  l, s. 255.

(3)        Ahmed b. Hanbel - Müsned, c!: 5, s. 426-427.

(4)        Belâzüri-Ensab.  c.  l, s.  272-273.


 

23 - - Hâlid b. Yezîd,

24           - - Hureym b. Fâtik (Esedî),

25           -- Hureym b. Evs (Tâî),

26           - - Hubeyb b. Yesaf,

27           — Dükeyn b. Saîd  (Müzeni),

28           — Ebû Lübâtae Rifâa b. Abdülmünzir (Ensârî),

29           — Ebû  Rezîn,

30           - - Zeyd b. Hattab,

31  - - Sefine (Peygamberimizin âzadlısı),

32           — Sa'd b. Mâlik (Ebû Saîdülhudrî),

33           - - Salim b. Ubeyd (Eşcaî),

34           - - Salim b. Umeyr,

35           — Sâib b. Hallâd,

36           -- Şükran Salih (Peygamberimizin âzadlısı),

37           -- Şeddâd b. Esîd,

38           - - Safvan b. Beyzâ,

 

39           - - Tıhfe b. Kays,

40           - - Tafâvî  (Devsî),
41.— Ebû Hüreyre,

 

42           — Abdullah b. Abdul'esed (Mahzunu)',

43           — Abdullah b. Havale (Ezdî),

44           — Abdullah b. Ümmû Mektûm,

45           - - Abdullah b. Amr b. Haram (Ensârî),

46           - - Abdullah b. Üneys,

47           — Abdullah b. Zeyd  (Cühenî),

48           -- Abdullah b. Haris (Zebîdî),

49           — Âbdurrahman b. Kurt,

50           — Âbdurrahman b. Cebr,

51           — Ukbe b. Âmir (Cühenî),

52           -- Abbâd b. Hâlid (Gıfârî),

 

53           — Amr b. Avf (Müzeni),

54           — Amr b. Tağlib,

55           — Uveym b. Sâide (Ensârî),

56           — Ubeyd  (Peygamberimizin âzadlısı),

57           - - ükkâşe b. Mıhsan (Esedî),

58           — Irbaz b. Sâriye,

59           — Abdullah b. Habeşi,

60           — utbe b. Abd (Sülemî), «Bunların aynı şahıs olduklarına ti

tiâb'da işaret edilir.»

61  — Utbe b. Nüddür  (Sülemî),

62           — Amr b. Abese  (Sülemî),

63   — Ubâde b. Kurs veya Kurt,


 

64 - - I yaz b. Hımar,

65    - Fadâle b. Ubeyd (Ensârî),

66 —Ferat  (veya Fural)  b. Hayyan  (İçli),   .

67 -- Ebû Firas  (Eşlemi),

68 - - Kın re b. İyas (Müzeni),

69 -- Kennaz b. Husayn  (Ebû Mersed Ganevî), 70 - - Kâ'b b. Amr (Ebülyeser Ensâri), 71 - - Ebû Kebşe (Peygamberimizin âzadlısı), 72 - - Mıstah b. Üsâse (Ebû Abbâd), 73 - - Mes'ud b. Rebi' (veya Rebîa Kari), 74 - - Muaz (Ebû Halime Kari), 75 - - Vasile b. Eska', 76 - - Vâbısa b. Mâbed  (Cühenî). 77 - - Hilâl (Mugîre b. Şûbe'nin âzadlısı), 78 - - Yesar  (Ebû Fükeyhe), 79 - - Besir b. Hasâsiyye (Beşir b. Mâbed), 80 - - Ebû Müve'yhibc (Peygamberimizin âzadlısı), 81 - - Ebû Asîb (Peygamberimizin âzadlısı), 82 - - Ebû Reyhâne Şem'un  (Ezdi), 83 -- Ebû Salebe (Huşeni),

84 - - Rebia b. Kâ'b (Eşlemi), (Peygamberimizin hazerde ve seferde hâdimlerindendi), 85 - - Ebû Berze (Eşlemi), 86 — Muaviye b. Hakem (Şulemi)  (5), 87 - - Kind b. Harise (İbn-i Abdulber - İstiâb, c. 1. s. 86-87).

88 -- Kâ'b b. Mâlik,  (Zehebi - Âlamünnübeiâ, c. 2. s. 375).

89        -- Cual   (Cuayl)  b. Sürâka   (Ebû Nııaym - Hilye, c.  l, s. 35Î,

İbn-i Esir - Üsd-ül-Gabe, c. 1. s. 283. 284, 290). 90 -- Haris b. Nübeyh   (İbn-i Esir - Üsd-ü'-Gabe, c.  l, s. 349).

Ehl-i Suffa'nın sayılarının azaldığı da, çogaldıL'i da olurdu. İçle­ri evlenen, ölen, sefere çıkan olursa, sayıları azalırdı.

Ehl-i Suffa, Namazlarını, çok zaman Peygamberimizle birlikte kı-rdı. Bazen otuzunun birden, Peygamberimizin arkasında Namaza uğu olurdu.

Ehl-i Suffa, gecelerini Namazla, Kur'ân okumak, ders görmekle irler, gündüzleri de su taşır, odun toplayıp satarlar ve onunla yi- alırlardı (6).

Hilyetü'l-Evliya.  c.   1.   s.   34İ3.   383,   c.   2,  s.   3-3-1


 

Suffa'lılara Kur'ân-ı Kerîm ve Yazı Öğretilmesi :

Ensâr'dan Ubâde b. Sâmit, Ehl-i Suffa'ya fahrî olarak yazı ve Kur'­ân-ı Kerîm öğretirdi. Ubâde b. Sâmit, bu hususta der ki : «Ben, Ehl-i Suffa'dan bir çoklarına yazı ve Kur'ân öğretirdim. Onlardan birisi, bana bir yay hediye etmişti. Kendi kendime : (Bu, kıymetli bir mal değil­dir Ben, bununla, Alıâh yolunda ok atarım!) dedim. Bununla berâ^ ber, Resûlullâh'a gidip : (Yâ Resûlallâh! Yazı ve Kur'âri öğrettiğim kimselerden birisi, bana bir yay hediye etti. Bu, kıymetli bir mal de­ğildir. Ben, onunla Allah yolunda ok atarım. Ne buyrulur?) dedim. (Eğer, boynuna ateşten bir çember takınmayı arzu edersen, kabul et!) dedi.» (7). Peygamberimiz, Kur.'ân öğretmeni Übey b. Kâ'b'ın sorusu­nu da aynı şekilde cevaplamıştır. (İbn-i Mâce - Sünen, c. 2, s. 730).

Peygamberimiz, güzel, yazı yazan Muhacirlerden Abdullah b. Saîd'i de Medine'de yazı öğretmeni tâyin etmişti (8).

Peygamberimiz, ayrıca Abdullah b. Mes'ud, Salim, Muâz b. Cebel ve Übey b. Kâ'b gibi âlim Sahâbîlerini de Kur'ân-ı Kerîm öğretmekle vazifelendirmişti (9). Übey b. Kâ'b'ın vefatına kadar ilim tâlibleri Mes-cidde çevresinde toplanmaktan ve ondan faydalanmaktan geri kal­mamışlardır. Hattâ, son günlerini yaşadığı sıralarda, Iraklı bir ilim talibinin, onun, öğretmekten kaçındığını sanarak, sitemlenmesine da­yanamayıp ağlamış, sonra da : «Yâ Rab! Sana söz veriyorum : Eğer beni, Cuma gününe kadar sağ bırakır, yaşatırsan, Resûlullâh'dan işitiklerimi - - hiç bir tenkidcinin tenkidinden çekinmeksizin - - onlara söyleyeceğim!» demiş, Cuma günü de Hak'kın rahmetine kavuşmuştur (10).

Ehl-i Suffa'dan bâzan 70'inin birden geceleri bir öğreticinin başın­da toplanıp sabaha kadar ders gördükleri olurdu (11).

Abdullah b. Mes'ud'un Mescid civarında bulunan ve Velîd b. Abdül Melik devrinde Mescide katılan evi, Dâru'l-Kurrâ' diye anılırdı (12).

Peygamberimizin : »Benim bu Mescidime gelen kişi, başka bir şey için değil, hayr için, hayrı öğrenmek veya öğretmek için gelir. O, Allah yolunda çarpışan kimse mevkiindedir...»   (13)  Hadîs-i şerifi, en kısa bir zamanda Öğreticiler üzerinde de, öğrenciler üzerinde de te'sirini

7 Ahmed b, Hanbel - Müsned, c.  5, s. 315, Ebû Dâvûd - Sünen, c. 2, s. 237, Ibn-i Mâce - Sünen. c. 2, s. 729, 730.

8 İbn-i  Abdül  Ber - İstiâb, c.  3, s. 930, İbn-i Esir - Üsdülgabe, c. 3. s.  175. 9 Ibn-i Sa'd - Tabakat, c. 2, s. 352, Buharı - Sahih, c. 6, s. 102. 10 İbn-i Sa'd - Tabakat, c. 3, s. 500. 501. 502. 11 Ahmed b. Hanbel - Müsned, c. 3, s. 137. 12  Semhûdi - Vefa.  c.   l,  s.  366.

13 İbn-i Mâce - Sünen, c. l, s. 82, 83.


 

rini göstermiş, Peygamberimizin Mescidi ve Suffa, bir İlim Ocağı hâline gelmişti.

Zâten, Kur'ân-ı Kerîm'e göre de Müslümanlardan bir kısmının savaşlardan muaf tutulup halkı irşâd edecek din adamı olmak üzere ye­tiştirilmeleri gerekiyordu (14).

Kur'ân ve Sünnet Öğreticilerinin Suffa Arasından Seçilmesi :

Ehl-i Suffa'ya kurrâ denilir, kabilelere gönderilecek Kur ân ve Sünnet öğreticileri de bunlar arasından seçilirdi. Nitekim, bu yolda vazi­felendirilen ve Bi'r-i Maune denilen yerde müşrikler tarafından önleri kesilerek şehid edilen 70 kişi, Ehl-i Suffa'dandı (15).

Peygamberimizin Suffa'lılarla Yakından İlgilenmesi :

Peygamberimiz, dâima Ehl-i Suffa ile oturur, sohbet ederdi. Onlara «Eğer, sizin için, Allah katında hazırlanan şeyi bilseydiniz, yoksulluğunuzun ve ihtiyâcınızın daha da artmasını isterdiniz!» derdi (16).

Ehl-i Suffa, gerçekten yoksul insanlardı. Üzerlerinde tam bir giyecekleri bulunmazdı (17). Elbise olarak kısa bir peştemal tutunurlardı, fîdeb yerlerinin açılmaması için, peştemallarını dâima elleri ile sıkı sıkı tutarlardı (18).

Ehl-i Suffa, fakir ve muhtaç oldukları hâlde, hiç dilenmezlerdi. Karınları çok zaman aç, fakat, onların gözleri, gönülleri toktu.

Kur'ân-ı Kerîm'in tarif ettiği gibi (19) onlar, kimseden bir şey istiyemezler, istemekten çekinir ve sıkılırlardı. İç hâllerini bilmeyenler, kendilerini, zengin, hiç bir şeye ihtiyaçları yok zannederlsrdi. Suffa ve İhtiyaç Eshâbından oldukları, ancak, bedenlerinin zayıflığından, benizlerinin solukluğu ve uçukluğundan, elbiselerinin eskiliği ve yamalılığından anlaşılırdı.

Peygamberimiz, geceleri, onların bir kısmını çağırıp kendisi doyurur, bir kısmım da hâli vakti yerinde olan Sahâbîlerine gönderip do-

(14)        Tevbe:   132.

(15)        îbn-i Sa'd - Tabakat, c. 3, ş, 514, 515, Buharı - Sahih, c. 5, s. 41-42, Müslim-
Sahih, c. 2, s. '136, Ahmed b. Hanbel - Müsned. c. 3. s. 109.

(16)   ,Semhûdî- Vefa,  c.   1.  s.  322,  Diyar  Bekri - Hamiş.  c.   l,  s.   391,   Halebi-

insan,  c.  2,^ s.  87.

(17)        Belâzürî - Ensab, c. l, s. 272, Buharı - Sahih, s. !, s. 114.

(18)        Buhârî - Sahih, c. l, s. 114, Semhüdî - Vefâ, c. l, s. 322.

(19)        Bakare: 274.


 

yurtur (20) : «Bir kişinin yiyeceği, iki kişiye; iki kişinin yiyeceği, dört kişiye; dört kişinin yiyeceği, sekiz kişiye yeter!» (21) derdi.

Peygamberimiz, başka bir gün de : «İki kişilik yiyeceği olan, Ehl-i Suffa'dan üçüncüyü; dört kişilik yiyeceği olan, onlardan beşinciyi, ya­hut altıncıyı götürsün!» demiş, Hz. Ebû Bekir, onlardan üçünü, Pey­gamberimiz de 10'unu alıp götürmüştü (22).

Zengin Ensâr'dan Sa'd b. Ubâde'nin, bazen Ehl-i Suffa'dan 80'ini birden yemeğe çağırdığı olurdu (23).

Peygamberimizin, Ziyafetlere Suf f alılan da Götürmesi :

Peygamberimiz, çağrıldığı ziyafetlere Ehl-i Suffa'yı da götürürdü. Enes b. Mâlik der ki: «Anam Ümm-ü Süleym, Peygamber Aleyhisselâm için biraz ekmek yapmış, içine de biraz ham yağ hazırlamıştı. (Git, Re-sûlullâh'ı çağır!) dedi. Gittim: (Anam, Seni çağırıyor!) dedim. Ayağa kalktı, yanındakilere de : (Kalkınız!) dedi. Peygamberimiz, gitti. Ana­ma : (Haydi, yaptığını getir!) dedi. Anam : (Ben, ancak, Sana yetecek kadar bir şey yapmıştım!) dedi.

Peygamberimiz: (Haydi, sen onu getir!) dedi ve : (Ey Enes! Sen, onları, yanıma onar onar bırak!) dedi. Ben de 10'ar, 10'ar yanına bı­raktım. Doyuncaya kadar yediler ki onlar, 80 kişi idiler!» (24).

/ Peygamberimizin, Suffalıları Herkesten Önce Düşünmesi :

Peygamberimiz, Ehl-i Suffa'nın ihtiyâcını herkesin ihtiyâcından ön­ce düşünürdü.

Hz. Ali ve Hz. Fâtıma, kendilerine esirlerden bir hizmetçi ve yar­dımcı verilmesini rica ettikleri zaman, Peygamberimiz, onlara : «Valla­hi, size hizmetçi veremem! Ben, daha Ehl-i Suffa'yı çağırıp da karın­larına sokacak bir durum, kendilerini geçindirecek bir nesne bula­madım. Ben, o esirleri satıp da bedelleri ile Ehl-i Suffa'yı geçindirmeyi düşünüyorum!» dedi (25).

Peygamberimizin Sadakaları Suf falılara Ulaştırması :

Peygamberimize bir şey getirilince : «Sadaka mı, yoksa, hediye mi?» diye sorardı. «Sadakadır!» derlerse, onu, el sürmeden Ehl-i Suf-

(20)                 îbn-i Sa'd - Tabakat, c.  l, s.  255.

(21)                 Ahmed b. Hanbel - Müsned, c. 3. s. 301, İbn-i Mâce - Sünen, c. 2, s.  1084.

(22)                 Bühârî - Sahih. c.  l, s.  149, Ahmed b. Hanbel - Müsned.  1704 üncü Hadis.

(23)                 îbn-i Hacer - Tehzib, c. 3. s. '475, Zehebî - Ş. Alâm-el-Nübelâ, c., ,1, s. 200.

(24)                 îbn-i Mâce - Sünen, 'c.  2, s.  119.

(25)                 îbn-i Sa'd - Tabakat, c. 8, s. 25.


 

fa'ya ulaştırırdı. «Hediyedir!» derlerse, ondan yer, sonra da Ehl-i Suffa'yı çağırıp ondan onları da faydalandırırdı.

Bir gün, bir adam, tabakla hurma getirmişti. Peygamberimiz : «Bu, sadaka mıdır, yoksa hediye midir?» diye sordu. «Sadakadır!» deyince, Peygamberimiz onu, hemen Suffa halkına gönderdi. O sırada, Kz. Hasan, Peygamberimizin önünde bulunuyordu. Peygamberimiz, H. Ha-san'ın bir tane hurma alıp, ağzına götürdüğünü görünce, parmağım ağzına sokup onu, geri çıkarttndı ve : «Biz, Muhammed ve Ev halkı, sadaka yemeyiz, bize Sadaka helâl değildir!» dedi (26).

Suffalılara Mucizeli Bir Süt Ziyafeti :

Eshâb-ı Suffa'dan Ebû Hüreyre der ki : «Kendisinden başka Mâbûd olmayan Allah'a yemîn ederim ki, ben, kâh açlıktan karnımı yere dayardım, kâh da karnıma taş bağlardım. Bir gün, Resûlullâh ile Eshâbının Mescidden çıkıp gittikleri yol üzerine aç ve mecalsiz oturdum... Bu sırada Ebül Kasım Aleyhisselâm uğradı. Beni görünce, yüzümden hâlimi anladı ve gülümsedi. Sonra, bana : (Yâ Ebâhir!) diye seslendi. Ben de: (Buyur Yâ Resûlallâh!) dedim. (Ardım sıra gel!) dedi, yürüdü. Ben de kendisini takip ettim. Evine girdi. Ben de girmek için izin istedim, izin verildi, girdim. Resûlullâh, girince, bir bardak içinde süt buldu. (Bu süt, nereden geldi?) diye sordu. (Sana filân kişi veya filânca kadın hediye etti!) dediler. Resûlullâh : (Yâ Ebâhir!) dedi. (Buyur Yâ Resûlallâh!) dedim. (Haydi, Ehl-i Suffa'ya git. Onları.bana çağır!) dedi.

Ehl-i Suffa, İslâm konukları idiler. Onların, ne sığınacak aileleri, ne bir kimseleri, ne de malları vardı! Resûlullâh.a bir sadaka gelince, onu, hemen onlara gönderirdi. Kendisi, ondan bir şey yemezdi. Bir hediye gelince de, Ehl-i Suffa'yı ona ortak yapar, ondan da onlara gönderirdi.

O kadar Ehl-i Suffa'yı süte çağırmak, doğrusu, benim çok ağırıma gitti. Kendi kendime : (Bütün Suffa halkına şu bir barsak süt, ne olur?! Onlar içinde buna en çok müstahak olan da benim. Bari, bana bir yudum süt düşse de onunla biraz dermanlansam. Çağrılmalarını bana buyurulanlar, geldiğinde ve onlara dağıttığımda bu bir barsak sütten, bana ne düşecek sanki?! Fakat, Allah'a ve Resulüne itaatsizlik da olmaz!) diyerek gidip halkı çağırdım, geldiler. İçeri girmek için, izin istediler. İzin verilince, evde yerlerini aldılar. Bunun üzerine, Peygamgamberimiz : (Yâ Ebâhir!) dedi. (Buyur, Yâ Resûlallâh!) dedib. (Şu süt bardağını al, onlara ver!) dedi. Ben de bardağı alıp, vermeğe baş­ladım : Birine veriyordum, o, kanıncaya kadar içiyor, sonra, bardağı

(26)    lbn-i Sa'd - Tabakat, c. l, s. 388, 389. Müslim - Sahih. c. 3. s. 117.


 

bana geri veriyordu. Ben de, alıp başka birine veriyordum. O da kanıncaya kadar içiyor, sonra, bardağı bana geri veriyordu. Tâ Resûlullâh'a gelinceye kadar, kana kana içip bardağı bana geri verdiler. Gelenlerin hepsi de süte kanmışlardı.

Resûlullâh, süt bardağını eline aldı, bana bakıp gülümsedi;

(Yâ Ebâhiı!) dedi. (Buyur Yâ Resûlallâh!) dedim. (Sut içmeyen, bir ben kaldım, bir de sen kaldın!) dedi. Ben de : (Doğru söyledin Yâ Resûlallâh!) dedim. (Haydi, seri de otur, iç!) dedi. Oturup içtim.( Yine iç!) dedi, içtim. O, tekrar tekrar (iç!) diyor, ben de içiyordum. En sonunda : (Artık içemiyeceğim! Seni, hak ve gerçek dînle gönderen Allah'a yemin ederim ki süte, akıp gideceği bir yol bulamıyorum!) dedim. (Öyle ise, ver bardağı bana!) dedi. Ben de bardağı kendisine verdim. Allah'a hamd-ü sena etti, Besmele çekip geri kalan sütü içti!» (27).

Suffalılara Mucizeli İki Ziyafet Daha :

Ehl-i Suffa'dan Vasile der ki: «Ben, Ehl-i Suffa'nm yaşça en küçüğü idim. Beni, Resûlullâh'a gönderdiler, açlıklarını arz ve şikâyet et­tim. Peygamberimiz, başını çevirip evine baktı: «Yiyecek bir şey var mı?» diye sordu. (Şurada bir parça ekmekle biraz süt var!) dediler. (Getirin bana onları!) dedi. Ekmeği, küçük küçük parçaladıktan sonra üzerine sütü döktü. Sonra, onu eli ile yumuşatıp tirid gibi yaptı. (Ey Vasile! Arkadaşlarından 10'unu çağır!) dedi. Çağırdım. Onlara : (Besmele ile oturunuz!) dedi. Oturdular. (Besmele çekip kıyısından yemeğe başlayınız. Ortasına dokunmayınız. Çünki ona, bereket, ortasın­dan, tepesinden gelir!) dedi. Onların, doyuncaya kadar yediklerini gözlerimle gördüm. Sonra, (Siz, yerlerinize dönünüz, arkadaşlarınızı da gönderiniz!) dedi. Gelince, onlara da, öncekilere söyledikleri gibi, söyledi. Onlar da doyasıya yediler. Yemeğin bir kısmı arta kaldı. Ben, gör­düğüm şeyden şaşırmış bir hâlde ayağa kalktım.» (28).

Peygamberimiz, bir gece, evinden çıkıp Ebû Hüreyre'ye : «Bana Eshâbımı çağır!» dedi. Ebû Hüreyre de Eshâb-ı Suffa'yı birer birer uyandırdı. Peygamberimizin kapısında toplandılar. İzin istediler. İzin ve­rilince, içeri girdiler. Peygamberimiz, onların önlerine, içinde arpadan yapılmış yemek bulunan küçük bir çanak koydu. «Muhammed'in varlığı, kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in ev halkında bu gece, gördüğünüz yemekten başka bir şey yoktur!» dedikten sonra : «(Bismillah) diyerek alınız!» dedi.

(27)                 Buhârî - Sahih, c. 7, s.  179,  180, Tirmizî - Sünen, c. 4, s. 648-649.

(28)                 Belâzüri - Ensab, c.  l, s. 272, 273.

 


 

Eshâb-ı Suffa, ondan istedikleri kadar yedikten sonra ellerini çek­tiler. Ebû Hüreyre'ye ; «Siz, yemekten ayrıldığınız zaman, o yemek, ne kadar kalmıştı?» diye sordular. Ebû Hüreyre : «Önümüze konulduğu zamandaki kadar kalmıştı. Onda yalnız parmakların izi vardı!» dedi (29).

Kendileri Aç Yatıp Bir Suffalıyı Doyuran Aile :

Medineli Müslümanların Ehl-i Suffa'ya karşı olan davranışları da akıllara durgunluk verecek derecede idi.

Açlıktan dermanı kesilen Suffâ Eshâbından birisi, bir gün, Peygamberimize gelip hâlini arzetti. Peygamberimiz de onu, zevcelerine gönderdi.

Zevceleri : «Yanımızda sudan başka bir şey yok!» dediler. Bunun üzerine, Peygamberimiz, yanındakilere : «Kim, şu acı yemeğine ortak yapar, yahut konuklar?» dedi-. Ensâr'dan bir kişi, ayağa kalkıp : «Ben!» dedi. Misafirle birlikte zevcesinin yanına gitti ve zevcesine : «Haydi, Resûlullâh'm misafirini ağırla!» dedi. Kadın: «Çocukların yiyeceğinden başka evimizde bir şey yok!» dedi. Kocası: «O yemeği getir, kandilini yak, çocuklarını da uyut!» dedi. Kadın, akşam yemeği vaktinde yemeğini hazırladı, ışığını yaktı, çocuklarını da uyuttu. Sonra, halktı, kandili düzeltir gibi yapıp söndürdü. Bu suretle, karı koca misafirlerine sanki kendileri de yemek yiyormuş gibi göstermek istediler. İkisi de aç olarak gecelediler. Ertesi günü, sabaha çıkınca, ev sahibi Peygamberimizin yanına gitti. Peygamberimiz onu görünce : «Bu gece, Allah, sana güldü : Karı koca ikinizin hareketinizden hoşnûd oldu!» dedi.

Bunun üzerine, Yüce Allah «...Onlar (Ensâr), kendilerinde yoksulluk ve muhtaçlık olsa bile (Muhacirleri) öz canlarından üstün tutarlar... (Haşr: 9)» âyetini indirdi (30).

Hurma Zekâtının Suffalılar İçin Mescide Getirtilip Astırılması :

Peygamberimiz, hurmalık sahiplerine, hurmalarını ağaçlarından topladıkları zaman, hurmalarının sadakalarını Ehl-i Suffa için Mescide salkım hâlinde getirip asmalarını emrederdi (31).

Çünki, Ehl-i Suffa, Müslümanların, yıldan yıla mallarının zekât ve sadakalarını verecekleri gerçek yoksullar zümresinden idiler (32).

Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmuşlardır :

(29)        İbn-i Sa'd - Tabakat, c.   1. s. 255-256.

(30)        Buharı - Sahih, c. 2, s. 226, Müslim - Sahih, c. 6, s.  127-128.

(31)        Ahmed b. Hanbel - Müsned, c. 3, s. 359, 360, Ebû Dâvûd - Sünen, c. l, s. 386.

(32)        Tevbe : 60.

«Kapı kapı dolaşmayı âdet edinip verilen bir iki lokma veya hur­ma ileri geri dönen, -gerçekten yoksul değildir. Gerçekten yoksul, zaru­retini giderecek kadar malı olmayan, buna rağmen, dilenmekten sıkı­lan ve kendisine sadaka verilmesi için muhtaçlığı bilinmeyendir.» (33).

Peygamberimizin Yaiş'e Süt Sağdırması:

Ehl-i Suffa'dan Yaiş b. Tıhfetülgıfârî d.er ki : «Peygamber (A.S.) bir gün, dişi bir deve ile geldi. (Bunu, kim sağar?) dedi. Bir adam kalktı. (Ben!) dedi. Peygamberimiz, ona: (İsmin nedir?) diye sordu. (Mür-re = acı şey!) dedi. Peygamberimiz, ona: (Otur!) dedi. Sonra, başka bir adam kalktı. Peygamberimiz, ona : (İsmin nedir?) diye sordu. (Cem­re =ateş kor'u!) dedi. Peygamberimiz, ona da: (Otur!) dedi. Sonra, ben kalktım. Peygamberimiz, bana (İsmin nedir?) dedi. (Yaiş=geçi-nir!) dedim. (Sen sağ!) dedi.» (34).

(33)               Hemmâra b. Münebbih - Sahife, 74 üncü Hadis.

(34)               îbn-i Abdul Ber - îstiâb, c. 4. s.  1588.

 

                                                   

18.10.2007

 
 


Mekke
Medine
Hac Rehberi
Acı Kaybımız

Ziyaret Yerleri

 
 

Hac Araştırmaları

Hacı Uğurlama

Teklif ve Öneriler

Örf ve Adetler

 
 
 
 
 

Ana Sayfa | Hac Seminerleri | Amaç | Kafile Başkanı | Grup Başkanları
1.Grup |