ANKARA 18. KAFİLE HACI ALBÜMÜ 2004

 


 

Nasıl Hacı Olunur?

Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK


ELBETTE ki hacca gitmekle.
Yani Kábe’yi İslam’ın istediği usûl ve erkánına uygun biçimde ziyaret etmekle.

Hacı olmak için Kábe’yi ziyaretin, ‘dinin istediği usûl ve erkána uygun’ yapılması gerekir. Her Kábe ziyareti insanı ‘Allah katında hacı’ yapmıyor. Allah katında hacı olmak, öyle gidip gelme işi değildir...

Usûl ve erkándan neyi anlamalıyız? Elbette ki haccın şartlarını...

Acaba bu şartlara uyuluyor mu? Bu şartlar, geleneksel fıkıh kitaplarında, Kur’an’ın istediği şekilde belirlenmiş midir?

Bize göre, hayır!

Şartların tümü üzerinde burada duramayacağız. Çünkü bu, bir köşe yazısının amacını ve çerçevesini aşar. Burada sadece bir şart üzerinde duracağız. Onlarca soru münasebetiyle gündeme gelen bir şarttır bu...

·  İSTİTAAT ŞARTI...

Bu şart, haccı emreden Kur’an’ın ‘istitaat’ dediği şarttır.

‘istitaat’ sözcük anlamıyla kudret ve yeterlilik demek.

Önce ilgili ayeti görelim. Şöyle deniyor:

‘Yoluna gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır...’ (Áli İmran, 97)

Kur’an, Beytullah’ı ziyaret için ‘istitaat’ şartı koyuyor.

İslam fıkhının bir terimi olarak nedir istitaat? Belli ki, Kur’an, evrenselliğine yakışan bir tábir kullanarak değişik zaman ve şartlara göre değişik tespitlere imkán hazırlamıştır. Yani, birçok konuda olduğu gibi, hermenötik (yorum sanatı) denen o vazgeçilmez disiplini devreye girmeye çağırmıştır.

Fıkıh, istitaatı ‘azık ve binek gücü’ olarak tanıtır. Bu doğrudur ama işin tamamı değildir. Tamamı olsa, Mekke’ye gidip dönecek kadar yiyeceği ve örneğin eşeğe veya deveye binecek kadar fizik gücü olan herkesin hacca gitmesi gerekir. Nitekim bu söylediklerimizi kelimesi kelimesine aynen veren ve bunları yerine getirebilenlerin istitaat şartını taşıdığını söyleyen kitaplar çoğunluktadır.

·  BUGÜNE UYGUN MU?

Oysa ki durum hiç de böyle değildir. Geleneksel fıkıh da bunun farkındadır. Bu yüzden de ‘azık’ (zád) deyiminin, hacca gidip gelebilme gücünden daha fazlasına sahip olmayı gerektirdiği, en azından bazılarınca, söylenmiştir. Bunu söyleyenlere göre, kişinin borcu olmayacak, bakmakla yükümlü olduğu insanların en az bir yıllık nafakaları sağlanmış olacak, hac parası hazırlamak için sanat veya mesleğin gereği olan álet-edevat satılmış olmayacak vs.

İlk ve orta zamanların sade dünyası ve yaşam tarzı için bunları söylemek yeterlidir. Ayetteki istitaattan bunları anlamak o günlerin dünyası için hiç de fena değildir, normaldir, hatta ileri bir aşamadır. Ama böyle bir istitaat anlayışı bugünün gelişmiş, karmaşık dünyasında İslam’ı yaşamak isteyenlere cevap verir mi?

Asla vermez!

Kur’an, din bahsinde bütün zamanların kitabıdır, bütün zamanların insanına cevap vermelidir. Ve verecek içeriktedir. Bütün iş, o çok kapsamlı bir kavram olan istitaatı, yaşanan zaman ve toplumun şartlarına, beklentilerine göre yeniden yorumlamaya kalıyor... Bu yorum yapılırken özellikle şu noktayı gözden uzak tutamayız:

Kur’an, bireyin duygu ve çıkarlarını değil, kamunun, bütünün çıkarlarını ve genel ahengi esas alır. O halde, istitaat kavramı, bireyin yeterliliği ile sınırlanamaz, toplumun gücü ve imkánları bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

·  TAM EMNİYET OLMALI

Bu Kur’ansal espriyi unutmadan baktığımızda istitaatın azık ve yol için gerekli kıldığı kudretin, birey için aranan bir ‘kifáyet’ (yeterlilik) olarak değil, toplum için bir güç ve imkán şartı olarak değerlendirilmesi gerekir. O zaman şunları söylememiz kaçınılmaz olur:

Yol için tam emniyet gerekir.

Bu, güvenlik, sağlık, baskıdan uzaklık gibi kalemleri öncelikle içerir. Yol kudretini bu anlayışla ele alan ünlü müfessir-düşünür Muhammed Abduh (ölm.1905) çok ilginç ve ibret verici bir tesbitte bulunmaktadır. Diyor ki:

Haccın şartlarından biri olan istitaat, kişilerin durumuna göre farklılık arz eder. Mesela, sıradan bir insan için var olan ‘yol emniyeti’, tevhide dair yazdığı eseriyle hurafesiz bir din savunan, o arada ‘evliya ile tevessül’ü (evliya adı verilen kişilerin Allah ile kul arasında aracı olduklarını kabul) İslam’a musallat bir putperest duygusallığı olarak gösteren bir bilgin için var olabilir mi?

Abduh, yaşadığı devrin şartlarını dikkate alarak daha da netleşiyor:

Evliyanın kerámeti gibi hurafelere inanmadığı için hurafecilerle başı derde giren ünlü bilgin Ebu İshak İsferánî, (ölm. 418/1027) bugün hacca gitmeye kalksa kendisinin yol emniyeti olacaktır denebilir mi? Ve mesela, Ehlisünnet ülemasının en büyüklerinden biri sayılan, ama ruh hakkındaki görüşü günümüz Avrupa’sının çoğu materyalist bilginleriyle aynı olan Ebu Bekir Bakıllánî (ölm. 403/1012) hac yolunda hurafecilerin tácizlerinden nasıl emin olabilir? Olamayınca da herkes için var sayılan yol güvenliği böyle bir bilgin için var sayılabilir mi? (bk. Reşit Rıza; Tefsîru’l-Menár, 40/10-11)

·  TAKSİTLE HAC OLMAZ

O halde, yol emniyeti şartı, her devir için, hatta her kişi için ayrı ayrı, yeniden değerlendirilmelidir. Kişi, bu değerlendirmeyi öncelikle kendisi yapacaktır. Ama bir duygusallığa kapılır, hac heyecanına tutulursa yanlış yapabilir. Böyle durumlarda değerlendirmeyi onun adına kamu otoritesinin, uzmanların yapması daha iyi olur.

Azık (zád) kavramı için de durum aynıdır: Yeterli maddî imkána sahip bulunma şartı, sadece hacca gidecek birey dikkate alınarak saptanamaz. Saptanırsa bu, Kur’an’ın bütüncül bakış tarzına ters düşer.

Azık gücünü, hacca gidecek kişinin borçlu olmaması, bakmakla yükümlü olduğu insanlara bir yıl süre ile yetecek nafakayı sağlayacak güçte olmasıyla eşitleyip bahsi kapatamayız. Kapatırsak, o zaman ‘taksitle ödeme’ koşuluyla hacca gidenlerin de makbul bir hac yaptıklarını söylemek zorunda kalırız. Böyle bir şey olabilir mi?

·  DİNE İFTİRA EDERLER

‘Taksitle hacca gitmenin geçerli olduğu yolunda bir fetva’ Kur’an’a ve fıkha aykırıdır. Bu yolla yapılan hacların hiçbiri geçerli değildir. Böylesi hac seyahatleri olsa olsa turistik ziyaret olur. Bunun aksini söyleyenler, din adına tutarsızlık yaparak Müslümanları kandırmış olurlar.

‘Taksitle hac’, ‘taksitle kurban...’
öyle mi? Peki, nerede kaldı ‘zenginlik’ şartı. Bunlara olur diyenler, dine iftira ederler.

Bütüncül düşünmek zorundayız. Böyle düşündüğümüzde şunu kabul etmek durumunda kalırız:

Gırtlağına kadar dış borca batmış bir ülkenin, sadece hacca gidecek yurttaşlarının borçsuz olması istitaat şartının varlığı için yeterli olamaz. Böyle bir kabul bencilliktir ve Kur’an’ın ibadet anlayışına taban tabana zıttır. Bu gerçek ortada dururken, bir de ‘taksitle borçlanma yoluyla hac’ süreci başlatmak çok ağır bir din ihlalidir. Kur’an’ın yasakladığı ‘Allah ile aldatma’ günahının ağır şekillerinden biridir.

Tüm bu söylenenleri değerlendirerek Türkiye’ye baktığımızda şunları söylemek zorunda olduğumuz ortaya çıkmaktadır:

Türkiye, iki yüz küsur milyar dolar iç ve dış borcu olan bir ülkedir. Bu borç artmaya devam etmektedir. Peki, bu durumda biz, ‘istitaat’ kavramı açısından ‘borçsuz ve yeterli insan’ nasıl olabiliyoruz?

·  FARZİYET ASKIDADIR

Doğrusu şudur. Bugünkü Türkiye’de haccın temel şartlarından biri olan istitaat şartı gerçekleşmemektedir, askıdadır.

Hiç kimse kalkıp da IMF komiserlerinin ayda bir cellat gibi tepemize üşüşüp iç işlerimize düzen verdiği, devleti yönetenleri azarladığı, onu yap, bunu yapma diye her işimize burun soktuğu bir zamanda, Kur’an’ın anladığı mánáda bir yol ve ekonomi özgürlüğüne sahip bulunduğumuzu söyleyemez.

Hiç kimse, ‘Benim param var, gerisi beni ilgilendirmez’ diyenlerin var olmasını istitaat şartının varlığına kanıt sayamaz.

Sayarsa, kendini günahkár, dininin yüzünü kara eder. Böyle bir durumda, akıl ve ortak insanlık değerleri (máruf) bu dini yargılar.

Dinin verilerini örtbas ederek veya yanlış yorumlayarak dini lekelemeye, yetersiz göstermeye, sorgulamaya açmaya kimsenin hakkı olmamalıdır.

Kısacası, bugün Türkiye’de haccın farzıyeti askıdadır. Çünkü haccın edasının şartları doğmamaktadır. Durum düzelince askı elbette sona erecektir.

Bugün için, Allah’ın istediği ve Kur’an’ın gösterdiği ruh ve iman içinde ‘hacı’ olmak isteyenler, hac için ayırdıkları parayı, deprem felaketinde evsiz-işsiz-aşsız kalanlara, açlık sınırında yaşayanlara vermek durumundadırlar. Bu vicdanı, bu irfanı, bu basireti, bu hassasiyeti Kur’an’ın müminlerinden beklemek bizim insanlık hakkımız ve Müslümanlık görevimizdir. Onların da insanlık ve Müslümanlık borçlarıdır.

·  İSLAM DIŞI GEREKÇE

Burada iki noktaya daha temas etmek istiyorum:

Birileri çıkıp şu İslam dışı gerekçeyi öne sürebilirler: ‘Efendim, adam İtalya’ya maç seyretmeye, Marsilya’ya istakoz yemeye, Londra’ya köpek maması almaya, Cannes’a festival izlemeye, Monte Carlo’ya kumar oynamaya gidiyor bir şey olmuyor da dindarlar hacca gidince mi paralar telef oluyor!?’

Biz burada, şehvet ve lüks sefaletiyle vicdanları kararmış olanlara değil, iç dünyaları vahyin değerleriyle yıkanmış, Allah’a göre yaşamayı esas almış insanlara sesleniyoruz. Onlar, dinlerinin her alanda geçerli olan şu ölümsüz ilkesini asla unutamazlar:

‘Bátıl makîsün aleyh olmaz!’ Yani yanlış ve kötü, yol-yordam belirlemede hareket noktası, kıyaslama ölçüsü olmaz.

Allah hiçbir mümini, Monte Carlo kumarbazlarıyla, Cannes şehvetperestlerini örnek göstererek hesaba çekmeyecektir. Allah bizleri, Kur’an’ı ve Muhammedî vicdanı esas alarak hesaba çekecektir.

Herkesin kulağı, ağzından çıkanı iyi duymalıdır. Allah’ın dini şehvetperestlerin keyiflerine uyarlanarak yaşanamaz. Yaşanırsa ona İslam değil, ‘sözde İslam’ demek gerekir...

Değineceğimiz bir nokta daha var:

·  DİYANET’TEN RİCA

Diyanet İşleri Bakanlığı, hiçbir zorlamaya gitmeden, fıkhın verdiği imkánları kullanarak ortaya getirdiğimiz şu bakış açısına destek vermeli, halkımızı bu minval üzere aydınlatmalıdır. Aksini yaparsa, onu ilim adına da iman adına da hata işlemiş sayarız.

Eski Diyanet İşleri Başkanı’nın, depremin ilk günlerinde ‘Hacca gidebilirsiniz, ama bu deprem felaketinden sonra umreye gitmeyin, umre paralarını felaketzedelere yardım için harcayın’ yolunda yaptığı açıklama yetersizdir. Hakkaniyete tam uygun konuşursak, işin yarısıdır, konuyu ciddiye almamaktır.

Diyanet’ten ricamız, bu eyyamcı açıklamayı düzeltmesi ve ‘öteyi-beriyi dikkate alma’ huyunu bırakarak Kur’an’ın verdiği ruh ve şuurla konuşmasıdır.

Evet, Diyanet’ten Kur’an’ın ruhuna uygun bir tavır bekliyoruz.

Fıkıh uzmanı meslektaşlarımızı da ‘Bátılı makîsün aleyh’ yapmadan konuşmaya, yani sadece gerçeği konuşmaya çağırıyoruz!...

30.01.2004

 

 

18.10.2007

 
 


Mekke
Medine
Hac Rehberi
Acı Kaybımız

Ziyaret Yerleri

 
 

Hac Araştırmaları

Hacı Uğurlama

Teklif ve Öneriler

Örf ve Adetler

 
 
 
 
 

Ana Sayfa | Hac Seminerleri | Amaç | Kafile Başkanı | Grup Başkanları
1.Grup | 2.Grup | 3.Grup | 4.Grup | 5.Grup | 6.Grup
E-Posta
| Ziyaretçi Defteri | Sizden Gelenler

Hazırlayan Vehbi AKŞİT

Kütahya-10.06.2004