ANKARA 18. KAFİLE HACI ALBÜMÜ 2004

 


 

KENTLERİN SEVGİLİSİ - MEDİNE

Kentlerin Sevgilisi: Medine

özlemekten yorulmuşum, kapında durdur beni

ucu sana dek ulaşan, bir zincire vur beni

beni çöllerden sorma ki, sonra mecnun yerinir

aşksızlıktan, taş kesilmiş şehirlere sor beni

karanlık yerlerimi bir bir soyundum asfaltlara

şimdi yüreğim üşüyor giyindir ey nur beni

ben Leyla'ma gidiyorum çekil önümden Leyla

gayrı cennet olsan durmam, bak çağırıyor beni

toprağımın gözlerinden, çöllerin yanağına

süzülen bir damlayım yar, kabul buyur beni

hangi denize attımsa, tutuştu saçlarından

bir kez bak, yoksa bu yürek yarı yolda kor beni

Kentlerin anasından kentlerin sevgilisine bir sevda okyanusunun ortasında yelken açıyorsunuz. "Medinetu'n-Nebi: Peygamber şehri", medeniyetin beşiği, ışığın kent hali.

Hz. İbrahim'in davetine icabet edip, haccı eda ederek Allah'la sözleşmenizi yenilediğinizi Ruh-u Muhammedî'ye haber vermeye geliyorsunuz.

Bu ziyaretinizin amacı; Muhammed'in (a.) ordusunda bir nefer olduğunuzu, ordunun başkomutanına haber vermek:

"Firarda değilim, mevcut listesine beni de yaz"

talebidir bu ziyaret. Şimdi; İslam ordusunun manevi komuta karargahına yaklaşıyorsunuz. Resm-i geçit için sıradasınız. Kesinlikle elinizi, yüzünüzü, oranızı buranızı Peygamber'in kabrine ya da Mescid-i Nebevi'nin her hangi bir yerine sürtmek gibi disiplinsizlikler yapmamalısınız. Bu tür disiplinsizlikler karşısında, Peygamber'in kabrinden doğrulup "sürtünme!" diye bağırıverecekmiş gibi bir his uyanıyor insanda.

İmam-ı Azam Ebu Hanife, kıbleyi bırakıp da Peygamber'in kabrine dönerek dua etmeyi dahi ciddi bir disiplinsizlik olarak görmüştür.

Yine parmak, ayı gösterirken aya değil de parmağa bakarcasına; direkleri saymak, taşla, toprakla, kubbeyle, mermerle ilgilenmek de disiplin suçudur. Disiplinsiz mü'min olmamalısın.

Bu ziyaretin sembolik olduğunu hatırdan çıkarmamalısın. Cesede değil ruha yönelmeli, zarfa değil zarfın içindeki mektuba yoğunlaşmalısın. Rasulullah'ın ruhunun senden haberdar edileceğini bilmeli ve kemal-i edeple onu selamlamalısın;

"Es-Selamü aleyke Ya Rasulallah..."

Gözünün önünde bir sahne canlanmalı: Rasulullah bir ışık kaynağı gibi o sahneyi doldurmuş, senden tekmil vermeni, vukuat bildirmeni bekliyor". Selâmın tekmilindir.

Hatırla ki Rasulullah da kabirlere gittiğinde selam verirdi. Sıradan bir merkad değil önünde durduğun. Milyonların sevgilisi, milyarlık bir ordunun başkomutanı önünde duruyorsun.

Getirdiğin selamları yerine ilet. Onlar ona ulaşacaktır.

Taşkınlık yapma!. Hüznünü belli et. Peygamber ordusunun firârisi olduğun günleri hatırla ve için yansın. Özür dile, bundan böyle firar etmeyeceğine söz ver.

Hz. Muhammed'in sancağından başka sancak tanımayacağına söz ver. Ona karşı Ebu Cehil'in torunlarının yanında olmayacağına söz ver.

Onun hatırasına ihanet etmeyeceğine söz ver.

Kendi Medine'ni kurmak için derunî hicretini gerçekleştireceğine, imanının bedelini ödeyeceğine söz ver.

"Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçe (gibi)dir." demişti. (Buhari 1/399, no. 1137.)

Bu mekanda sembolik bir duruş, cennete olan özlemin ifadesidir. Cennette; ibadet biter ama muhabbet devam eder. Sen de bu muhabbetin musluğuna daya ağzını ve kana kana .

Peygamber mescidi, sıradan bir mekan değildir.

Orası; ümmetin ilk karargahıdır.

Orası Peygamber'in hem evi, hem kışlası, hem medresesi, hem tekkesidir.

Orada başta ibadet olmak üzere, tefekkür, muhabbet, ülfet, zikir, şükür mübarek kılınmıştır. Bu bereket bire bin veren bir tarlanın bereketidir. (Buhari)

Peygamber'in Mescidinde, İslam'ın bir tek fertten cemaate, cemaatten devlete doğru gelişen seyrini düşünmelisin. Bir damla olarak başlayan uzun yolculuk nasıl bir okyanusa dönüştü, bunun muhasebesini yapmalısın. Ve sen bu yolculuğun neresindesin? Kendi konumunu tespit etmeli ve rotanı Rasul'ün rotasına bakıp yeniden tayin ve tesbit etmelisin.

Kuba'ya gitmelisin. Rasulullah'ın 20 Eylül 622'de "Taleal bedru aleyna"larla karşılandığı yere...

Orası Medine'nin uçbeyliği. ilk mescid, ilk karargah orada yapıldı. Rasulullah'ın da kerpicini taşıdığı bu mescidin yerinde yeller estiğini görüp tarih katliamına yanmalısın. Ve tarihsizliğin bu ümmetin en büyük talihsizliği olduğunu fark etmelisin.

Oradan Ranuna Vadisi'ndeki Cuma Mescidi'ne gitmelisin ve Rasulullah'ın ilk cumasını kıldığı mekanın sesini dinlemelisin. Ve Cumanın Medine Devleti'nin habercisi olduğu gerçeğini hatırlamalısın.

Hayatında hiç Bedir zaferi ve Uhud imtihanı oldu mu? Unutma ki Allah, bir vererek sınar bir de alarak, bir üste çıkararak sınar bir de alta vererek, bir kazançla sınar bir de kayıpla. Bu iki kutupla sınamanın tarihî örneklerini görmek istiyorsan Bedir ve Uhud seni bekliyor. Git ve gör. Peygamber ve ashabının ödediği ağır bedeli. Dinle taşın, toprağın sesini. Bedir'de îmanın gücünü gör, Uhud'da imtihanın dehşetini... Uhud'a gelirken sahâbi olarak evlerinden çıkan yüzlerce kişinin, Uhud'dan evlerine tescilli münafık olarak döndüğünü hatırla ve sor kendi kendine: Benim buralara gelişimle dönüşüm arasında fark var mı? Olacak mı?

Haccın da tıpkı Kur'an gibi mü'minin îmanını, kafirin inkarını, münafığın nifakını artırdığı gerçeğini unutma. Senin neyini artırdı, ona bak. Etrafında dişlisi kutsal mekanlara ters düşenleri ibretle seyret. Geldiği gibi dönenleri, hatta geldiğinden daha berbat dönenleri, dönerken içi yanmak şöyle dursun, utanmasa zil takıp oynayacak olanları düşün ve ibret al.

Uhud'da cesedi param parça edilip kulağı burnu kesilip kalbi sökülmüş Şehid Hamzâ'yı gör. Rasul'ün sancaktarı ve hayatı bir îman destanı olan genç Mus'ab b. Umeyr'i gör.

"Allah'ım, onları affet, onlara hidayet et, çünkü onlar gerçeği bilmiyorlar" (K. Ummal 5/5269) diyen Rasul'ü hatırla. Hatırla ki aynı Nebi Bedir'de ellerini Rabbine kaldırıp "Allah'ım eğer şu bir avuç inanmış insanı yok edersen yeryüzünde sana ibadet edilmeyecek" demişti.

Uhud'a bak, Peygamber'in,

-"Akbabaların, müşriklerin ölü cesedleri üzerinde döndüğünü görseniz bile yerinizi asla terketmeyin" diyerek yerleştirdiği okçuları hatırla. Ganimet hırsının koca bir savaşın kaderini nasıl menfi yönde değiştirdiğini aklına getir ve "dünyevileşmenin" insanın başına açtığı ve açacağı belaları düşün.

Sümeyra Hatun'un Uhud'dan Medine'ye kadar yankılanan "Muhammed öldü" çığlığı üzerine ekmek yaptığı hamur teknesini iterek saçlarını rüzgara savura savura Uhud'a koşuşunu, Uhud'da şehid olan kocası, kardeşi ve oğlu kendisine her gösterilişte "Bana Rasulullah'tan haber verin!" deyişini, Rasulullah'ı görünce de: "Anam babam sana feda olsun Ya Rasulallah! Sen yaşıyorsun ya, gerisi gam değil" deyişini hatırla.

Sa'd b. Rebi'nin her tarafından kanlar akarken "Ben cennetin kokusunu alıyorum. Rasulullah'a selamımı ve durumunu iletin" dedikten sonra Allah'a yürüyüşünü hatırla.

Hz. Peygamber'in, Allah'a verdikleri sözü bozmayan bu yiğitlerin cesetleri başında durup "Ben sizin Allah katında diri olduğunuza şahidim" dediğini ve bunun üzerine şu ayetlerin indiğini hatırla:

"Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın. Hayır onlar diridir! Rızıklan Rableri katındadır; Allah'ın lutfuyla kendilerine bağışladığı (şehadetten) övünç duyarlar ve arkada kalıp henüz kendilerine katılmamış olan (kardeş)lerine, bir korku ve üzüntü duymayacakları müjdesinde bulunmaktan haz duyarlar." (Ali İmran, 169-170)

Yedi Mescidler'de, Mekke şirk devletinin bir daha başını kaldıramamak üzere son hezimeti... Selman-ı Farisi’nin önerisi ve Rasulullah'ın askerî dehası olan Hendek direnişine şahid olmalısın.

Hendek hazırlarken, önlerine çıkan bir kayayı parçalamak için balyozunu indiren Rasul'ün, balyozun kıvılcımlarında İran ve Bizans imparatorluklarının yıkılışını, San'a Sarayı'nın İslam'a teslim oluşunu gördüğünü hatırlamalısın.

Sen de yeni bir fetih hareketi için artık kendi Medine'ni oluşturmak ve oradan Mekke'ni fethetmek üzere kazandığını çarşıda pazarda harcamadan, Uzakdoğunun mallarının 'Kabesi' haline gelen çarşıları Kabe'den fazla tavaf etmeden ayrılmalısın.

Unutmamalısın ki, ziyaretin kısası makbuldür. Kâbe doyamamalı sana; Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi doyamamalı. Sen de onlara doymamalısın. Birbirinize doymadan, doyamadan, mukaddes mekanlarla yüz-göz olmadan, onlara karşı laubalileşmeden ayrılmalısın. Kabe sana: "Dur nereye gidiyorsun, sana doyamadım" demeli. Sen de ona "Ben de, ben de doyamadım sana" demelisin ve ayrılırken yüreğini orada bırakmalısın. Fakat, yüreksiz ne yapacaksın? En iyisi sen Kabe'yi ve Nebi'yi yüreğinde gittiğin yere götür. Göreceksin, o zaman sizi kimse ayıramayacak.

Şimdi, Sevgili'ye selam ver ve Allah'a emanet et. Unutma ki, o da sana selam ediyor ve seni Allah'a emanet veriyor.

        Sevgili, kim bilir, belki bir gün...

Mustafa İSLAMOĞLU, Hac Risalesi

 

18.10.2007

 
 


Mekke
Medine
Hac Rehberi
Acı Kaybımız

Ziyaret Yerleri

 
 

Hac Araştırmaları

Hacı Uğurlama

Teklif ve Öneriler

Örf ve Adetler

 
 
 
 
 

Ana Sayfa | Hac Seminerleri | Amaç | Kafile Başkanı | Grup Başkanları
1.Grup | 2.Grup | 3.Grup | 4.Grup | 5.Grup | 6.Grup
E-Posta
| Ziyaretçi Defteri | Sizden Gelenler

Hazırlayan Vehbi AKŞİT

Kütahya-10.06.2004