ANKARA 18. KAFİLE HACI ALBÜMÜ 2004

 


 

Telbiye Şuuru

Ahmed Maraşlı


HAC, İslam'ın, ikliminde Müslümanı bir mahşer testinden geçiren ve yeni, diri bir şahsiyet inşaına imkan hazırlayan nev'i şahsına münhasır bir ibadettir. Bir, çeliğe su verme mevsimidir; Müslümanı, kirinden, pasından arındıran, zayıf yanlarını temizleyen, Allah yolunda gönlünü köze koyduran, aşkla pişiren, pekleştiren, nefsî duygularını yakan ve bir Allah armağanı suda içini yıkayan müstesna bir mevsim...

İslam'ın ilk tebliğine şahit olan topraklarda, Hz. Peygamber (s.a.v)in "Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'dan razı oldum" ayetini okuduğunu duyar gibi ... İslam'ın ilk devletini Peygamber'in duasını, gözyaşını, imanını dirayetini cihadını görür gibi.

VEDA hutbesini dinler gibi... "Tebliğ ettim mi?" diye seslenen Allah Rasûlüne, gözyaşları içinde "Bela" diye seslenir ve O'nun "Şahid ol Yarab" nidalarına yürekten katılır gibi...

Sahabenin İslam'ını görür gibi.. Kendini onlarda sınar gibi.. Şurada üzerine kızgın taş konulup yatırılan Bilal, her türlü zulme rağmen "Allah bir" demiş. İşte şurası Erkam'ın evi. Burada İslam'ın ilk kozası dokunmaya başlamış... Şurada Yasir ailesi korkunç işkencelere rağmen Allah ve Rasûlüne bağlılık ve sevgisini ifadeden çekinmemiş. Şurada Hz. Ali, ölüm tehlikesine rağmen Rasulullah'ın yatağında sabahlamış... Şurası Hicret yolu... Şurada Hz. Ebubekir, takibe uğrayan Peygamber'e arkadaşlık etmiş. Onun acısına ızdırabına ortak olmuş... Şurada Hz. Hamza ve sahabenin güzide simaları şehit olmuş... Burada Hz. Ömer, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir sistemin işleyişini sağlamış... Bu Saadet Çağının görkemini, mutluluğunu yeniden yaşar gibi.. Asrına taşır gibi...

MÎKAT'TA ihrama girmekle başlayıp tavaf ve kurbanla sonuçlanan bu kutlu mevsimde müslüman, ham demirin içinden çeliğin süzülüşü gibi süzülür ve gerçek kimliğinde, Peygamber diyarında soluklanmış bir müslüman şahsiyetinde dünyaya yeniden gelir.

Mikat... bu, ba'sü ba'del mevt'in başlangıç noktasıdır. Allah'ın çağrısına mukabele için belirlenen yer ve zamandır. Onun için dünyanın dört bir yanından gelen müslümanlar, kendileri için belirlenen mikatlarda, adeta dünyalık libaslardan soyunur, malı, mülkü, evladü iyali geride bırakır, iki parça bezle örtünür, yalın ayak baş açık, yüreğinin bütün coşkusuyla Rabbine seslenir: "Lebbeyk... Allahümme! Lebbeyk!" Bu bir adanıştır. Sanki "Ey inananlar, sizi ihya edecek şeylere çağırdıkları zaman Allah'ın ve Rasûlü nün çağrısına koşun ve bilin ki Allah, kişi ile onun kalbi arasına girer. Siz, O'nun huzurunda toplanacaksınız." ayetine ittiba eder gibi.. "Lebbeyk, Allühümme, Lebbeyk... Duydum Yarabbi... Geldim Yarabbi. Emrini ve hizmetini îfaya hazırım Yarabbi" Dünya yok artık burda. Dünyalık hiçbir otorite ve ayak bağı yok. Müslümanı sınırlayan hiçbir dünyevi güç yok. Çünkü müslüman kendisini mahşerdeymişcesine Allah huzurunda hissediyor ve "Lebbeyk" diyor. Müslümanla Allah arasında hiçbir otorite kalmıyor, Müslümanın, Allah'a bağlılığını sınırlayacak hiçbir otorite.

İslam ıstılahında "telbiye" olarak bilinen ifadeler Hz. Peygamber tarafından bizzat öğretilmiş "Lebbeyk. Allahümme lebbeyk. La şerîke leke. Lebbeyk. İnnel hamde venni'mete leke ve'l mülke la şerîke lek." Bütünüyle bir adanışı ifade eden sözler bunlar:

"Emrine uydum, geldim Yarabbi. Ben senin emrü fermanına her zaman itaat ederim. Senin şerîkin yok. Ortağın yok. Buyur Yarabbi! Davetine sadakat ve ihlas ile icabet ediyorum. Şüphe yok ki nimet yalnız senden, hamd yalnız sanadır. Senin şerîkin yoktur Yarabbi!"

İhrama giren müslüman yüreğinden kopa kopa, yüreği dola dola bu iman ve tevhid şarkısını okuyor. Binlerce yürekten kopan aynı sesler, bir tevhid çağlayanı halinde mü'minlerin üzerine yağıyor ve bundan serapa Allah'a adanmış bir ordu doğuyor. Telbiye, ihrama girişten cemrei akabeye ilk taş atılıncaya kadar geçen sürede öylesine bir coşkuyla tekrarlanıyor ki, müslümanın kişiliği artık, bu adanış duygusuyla bileniyor. Telbiye bir şuur, mü'min şahsiyetinin bir rüknü, müslümanın Allah'a iman ve dünyaya bakışına bir kıstas oluyor. Telbiyeden sonra müslümanın kalbi, Allah buyruğuna göre programlanmış, yeni bir yapı kazanıyor. Müslümanın hayatındaki öncelikler yeniden sıraya konuyor. "Babalar, oğullar, kardeşler, eşler, hısım, akraba, kazanılan mallar, zarara uğramasından korkulan ticari hayat ve zevk veren meskenler mi?... Allah ve Rasûlü ile O'nun yolunda cihad mı? Hangisi daha sevgili? "Telbiye burada müslümanın tercihini ortaya koyuyor: Her şeyi geride bıraktım ve emrine uyup geldim Allah'ım! Emrine amadeyim Rabbim!..

Telbiye şuuru hac çerçevesinde sınırlı bir şahsiyet unsuru değil, mü'minin bütün hayatını doldurması gereken bir hassasiyettir. islam, müslüman tarafından öylesine diri bir yaşama tarzı haline gelmeli ki, o, bütün hayat seyri boyunca, Allah'ın ahkamını hep bir "Lebbeyk" huşuu içinde karşılamalı, nefsini Allah'ın buyruğuna teslim etmeli.

Müslümanca tavrını ortaya koyması gerektiği her defasında, ihrama girmiş bir müslüman gibi kendisini dünyadan tecrit edilmiş hissedebilmeli, Allah'ı görüyormuş gibi, O'nun buyruğuna "Emrini duydum, geldim Yarabbi. Hizmetini yapmaya hazırım Yarabbi." cevabını verebilmeli.

Müslüman, bu çeliğe su verme mevsimini, olabildiğince erken yaşamaya gayret etmeli. Gençlikte bu mevsimden geçmeye gayret etmeli. Çünkü İslâm dünyasının, böylesine Allah'a adanmış genç yüreklere ihtiyacı var.

 

Altınoluk Dergisi Yıl: 1986 Ay: Ağustos Sayı: 6 Sayfa: 3

 

18.10.2007

 
 


Mekke
Medine
Hac Rehberi
Acı Kaybımız

Ziyaret Yerleri

 
 

Hac Araştırmaları

Hacı Uğurlama

Teklif ve Öneriler

Örf ve Adetler

 
 
 
 
 

Ana Sayfa | Hac Seminerleri | Amaç | Kafile Başkanı | Grup Başkanları
1.Grup | 2.Grup | 3.Grup | 4.Grup | 5.Grup | 6.Grup
E-Posta
| Ziyaretçi Defteri | Sizden Gelenler

Hazırlayan Vehbi AKŞİT

Kütahya-10.06.2004