ANKARA 18. KAFİLE HACI ALBÜMÜ 2004

 


 

O İklimde Hayat

Ekrem Sağıroğlu


O iklimin şartlarında "yaşanmaya değer hayat" keşfedilmiştir. İnsanlar "bu dünya" dedikleri yerde bulunur, fakat "esas dünya" için yaşarlar.

Bugünün içinde yarın için vardırlar. Gözleri hep ötelerde, gönülleri yücelerdedir.

Geldikleri âlemi bilir, gidecekleri âleme inanırlar.

Onlara göre, buradaki bu fena yurdundaki hayat iğretidir. Taşınan can, sahip olunan mülk ve her nevi varlık, bir gün mutlaka terkedilecek olan bir emanettir, bir âriyettir.

Derler ki: Bunları, yani malı, canı ve her şeyi bir yük, bir angarya olarak taşıyacağız; bazı şeyler bir işkence de olsa çekeceğiz... Ama hep o ilerideki ebedi ve mutlu hayat için...

***

Derler ki, bu süflî ve denî dünya, o ulvî âleme geçit veren bir köprüdür. Bir nebzecik kıymet ve varlık haysiyetini de zaten bu yüzden kazanmaktadır. Yani ebedi âleme geçit verdiği ve ebedi saadeti kazanmaya vesile olduğu için...

O iklimde insanlar dünyanın içinde, fakat dünya onların dışındadır.

Beraberlik "Hak" iledir. Halk içinde, fakat Hak ile olurlar. Zahirdeki kesret bâtındaki vahdeti bozamaz. Görünürdeki meşguliyet, hakikatteki halvete engel olamaz.

Nefes alırken, adım atarken, söylerken, susarken, hep O'nun için ve O'nun yolunda olurlar.

Hep "huzur" üzeredirler. Gafleti kovmuş, uyanıklığı bulmuşlardır.

"Yâr"e sahiptirler, "ağyâr"a mağlup olmazlar.

Kalp "nazargâh-ı İlâhi" dir. Kalbe hükümran O'dur. Derler ki:

"Sür çıkar ağyârı dilden, tâ tecelli ede Hak,

Pâdişah konmaz sarâya hâne mâmur olmadan.

Bunun için hâneyi mâmur kılarlar. Zikr-i İlâhi ile, fikr-i Sübhâni ile gönlü diri tutarlar. Kalp sarayını mâsivâ kirinden, ağyar zulmetinden sâfi kılar, Hakk'ın tecelli nurlarıyla âlî yaparlar.

O iklimin şartlarında neşv-ü nema bulan hayatta aranan: rıza-ı ilahidir; hedeflenen, O'nun nizamına uygunluktur. İstenen: O'nun hükmünün hükümfermâ olması; gözlenen, O'nun hikmet dolu "halk"ıdır.

Temâşâ edilen, âyât-ı beyyinâtı, akıllara hayret veren san'atıdır.

Yerde ibret, gökte hayret vardır. Yaratan'da kudret, yaratılanda hikmet vardır.

Demezler: bu neden böyle, niçin şöyle... Çünkü bilirler: yerindedir o öyle...

Onların Rab'leri, Âlemlerin Rabbi'dir. Kur'an'ın haber verdiğidir. Onlarda sahte ilahlara iltifat yoktur.

Nefis putu yerdedir, akıl atı da iman süvarisinin elinde.

***

O beldede "teslimiyet" esastır.

Çünkü teslim olunca "sultan" olunur.

Rabb'in kulu, gayrin efendisidir. Her türlü esaretten, ihtirastan, tutkudan, kayıttan, bağdan ve bukağıdan âzâdedir. Gerçek anlamda özgür olmak da buna bağlıdır.

İman kemale erip, kul Rabbi'ne tam teslim olunca, öyle bir saltanata erer ki, dünya sultanlarının, zahirde saltanat ve nimet gibi görünen, hakikatte ise devasız esaretleri olan hallerini de gülerek seyreder.

Aslında her mâlikiyet duygusu bir bağdır insan için bu âlemde. Ruha geçmiş bir kelepçedir. Tam istiklal için "sahip olma" hırsından ve mâlikiyet vehminden kurtulup, emanetçi olduğunu bilmelidir insan. Ve bilmelidir ki, emanet kalbi çelmez. Âriyeti terk kolay olur, mülkü ise zor.

***

O iklimde yekpâredir hayat. Bir bütündür. Topluluk değil, cemaat vardır. Yığınlar değil, tek bir millet yani ümmet vardır. Cemaatin / ümmetin fertleri, bir tarağın dişleri ve bir bedenin uzuvları gibidir. Çünkü o insanları, bir binanın tuğlaları gibi birbirine kenetleyen iman ve İslâm harcı vardır.

Bir dertle herkes dertlenir; kedere ortak olunur, üzüntüler paylaşılır ve azaltılır. Nimete beraber konulur, mihnet beraber çekilir. İnsanlar birbirinin velinimetidir; tahammül edilmesi gereken çekilmez yükler değil. İnsanlar dosttur, hasım değil.

Muhabbet Allah içindir, adâvet Allah'ın dini için. Husûmet, sadece Allah'ın dinine hor bakanlaradır.

O iklimde, güne en ulvî hislerle başlanır. Günün başlangıcı seher vaktidir. Güne adım atış, öncelikle kulluk içindir, sadece dünya çalışması için değil. İman ve İslam'ımıza ne katabiliriz bugün... Ne yapsak, halimizi daha iyi duruma getirebiliriz?.. Düşüncesi onların belli başlı kaygılarıdır. Bugünümüzü dünden mutlaka farklı kılmalıyız. Çünkü dünkünün aynı olmak, ziyandır, aldanıştır. Çünkü aynı kalmak geride olmaktır. Onların gözünde "her gün önemlidir." Her gün yeni, her an ileri ve diri olunmalıdır.

O anlayışta ileri olmak, İslam'la olmaktır. Dirilik, Allah ile olmak; saadet, Rasûlullah'ın yolunda bulunmaktır. O'nun ruhaniyetini daima içinde yaşatmak, İlahi murakabeyi de sürekli üzerinde hissetmektir.

Yaşamak: gafleti kovmak, sohbete dalmak, rahmete kucak açmak, böylece uzleti bulmak ve vuslata koşmaktır.

Vuslat, son gün iledir. Buranın sonu oranın başlangıcıdır. Firak ise şimdidir. Şimdi, burada insan firak halindedir. Burası, ayrılıklar yurdudur. Aslından uzaktır burada insan.

Hâl böyledir ama, bazen gururlanır, aldanır insan. Boş ümitlerle oyalanır insan. Kendini buralı sanır, yerli bilir. Yolcuları çokça görür ama, sanki, 'yolculuk sırf onlaradır' der. Ya da, diliyle yolcuyum, haliyle de hancıyım der gibidir.

Bu aldanış, o iklime giremeyenlerdedir daha çok. Çünkü o iklimde insan, cemal-i ilahiye meftun, zînet-i dünyaya küskündür. Muhabbet-i ilahi ile mecnun, şevk-i Sübhâni ile meczûbdur. İslâm ile mesrur, küfr ile de me'yusdur.

Islaha istekli, ifsada nefretlidir.

***

İşte o hayata insan bu halleriyle "diğer canlılar"dan, gafillerden oluşturduğu "sürü"den ayrılır. Düşünür ki, mutlaka farkı olmalıdır hakiki kulun öbürlerinden. Bu da akl-ı selim ile, iman-i yakîn ile olur. "Yaratılışın hikmetini" bilmekle olur. Ve bu bilince ermeden, hakiki kulluk yoluna girmeden, insanın, diğer "yiyip içenler"den, yeryüzünde gezegenlerden bir farkı olamaz.

O belde halkının "anlayan kalpleri, hakikati gören gözleri ve işiten kulakları" vardır. Yaratan'ın tekliflerini anlar kabul eder, hak yolunu görür ve çağrıyı işitirler.

Kısaca, onlar böyle olurlar ve hayatı bulurlar. Çünkü böyle olunmadıkça, insana mahsus hayat bulunamaz. İçgüdüyle sürdürülen "hayat adlı uyku" da kalınır.

O iklimin şartları, müslümanın gönlünde açan bahar şartlarıdır. O beldenin güzü de yoktur kışı da.

Gönüller sürûr, vakitler ilâhi neşve ile doludur.

Kelamda fikir, sükûtta zikir, bakışta ibret vardır. Gam ve gussa'dan, şek ve şekvadan eser yoktur. Şevkleri süflî zevklerden değildir. Tavr-ı nebî ile, derûnunda sürur olan bir hüzün ile mahzundurlar.

Her yanı kaplayan İlahi neşve ile artık "kahır da hoş, lutuf da hoş"tur.

***

Kısacası, hayat o iklimdedir.

Ah, bir girebilsek... Girsek de erebilsek...

Altınoluk Dergisi Yıl: 2002 Ay: Mart Sayı: 193 Sayfa: 40

 

18.10.2007

 
 


Mekke
Medine
Hac Rehberi
Acı Kaybımız

Ziyaret Yerleri

 
 

Hac Araştırmaları

Hacı Uğurlama

Teklif ve Öneriler

Örf ve Adetler

 
 
 
 
 

Ana Sayfa | Hac Seminerleri | Amaç | Kafile Başkanı | Grup Başkanları
1.Grup | 2.Grup | 3.Grup | 4.Grup | 5.Grup | 6.Grup
E-Posta
| Ziyaretçi Defteri | Sizden Gelenler

Hazırlayan Vehbi AKŞİT

Kütahya-10.06.2004