Kendi halinde yaşayıp giden yaşlı bir adamcağız... Bir
karısı, bir de külüstür kamyoneti var. Şehir içinde yük
taşıyor, kazandığı üç-beş kuruşla geçinmeye çalışıyorlar.
Kamyonetini yenilemek bir yana, doru dürüst bakımını bile
yaptıramıyor. "Bari lastikleri yenileyebilseydik" dediği
bir zamanda, kadına bir miktar miras kalıyor.
Yanlış olmasın, 30 milyon civarında; hani o geçenlerde
bahsettiğim paranın para olduğu zamanda. Rakamda yanılıyor
olabilirim, belki de 30 bin lira. O parayla dört lastiği
de yenilemek mümkün. Kadın, parayı eşine veriyor lastik
alması için.
Adam yolda giderken, genç yaşta dul kalmış olan, önceden
tanıdığı bir kadına rastlıyor. Hal hatır sorduktan sonra,
iki çocuğuyla perişan bir durumda olduğunu anlatan o genç
kadına elindeki bütün parayı veriyor adam. "Al kızım"
diyor, "senin ihtiyacın benden daha fazla." Çaresiz
kadıncağızın nasıl sevindiğini tahmin edersiniz. Bin türlü
dua ediyor şoför amcaya.
Şoför amca, akşama eve dönünce eşi soruyor :
"Aldın mı lastikleri ?"
Adam ne desin...
- Almadım.
- Neden?
- Lastik yokmuş.
Baştan söylemeyi unuttum, bu tontoncuklar, Anadolu'nun
ufak bir şehrinde yaşıyorlar. Yani lastiğin bulunmaması
normal sayılabilir.
- İyi madem... Parayı ne yaptın? Kaybetmedin ya!..
- Yok canım... Para şeyde, lastikçide. Gelince verecek.
Ondan sonra, kadın her akşam aynı soruyu soruyor, adam
aynı cevabı veriyor:
- Gelmiş mi lastikler?
- Gelmemiş.
- Gelmiş mi?
- Gelmemiş.
Derken, o meşhur "Körfez Krizi" patlak veriyor. Adam artık
her akşam aynı yalanı söylemekten usanmış, eve gittiğinde
diyor ki :
- Hanım, bizim lastikler yurt dışından gelecekti. İşte
şimdi gelmesi imkansız.
- Neden?
- Malûm işte, Körfez Krizi çıktı ya...
Kadıncağız günlerce, aylarca dua ediyor,
"Şu Körfez savaşı bir an önce bitsin de bizim adam,
arabanın tekerlerini yenilesin" diye.
Şoför amca kabak lastiklerle yoluna devam ediyor. Günün
birinde savaşın bittiği ilan ediliyor.
Artık adam da söylediği yalanın ağırlığı altında iyice
ezildiğini fark ederek,
"Bu akşam eve gidince doğrusunu açıklayacağım" diye
geçiriyor içinden, "ne olursa olsun, kıyamet mi kopar?"
O kararlılıkla eve gittiğinde,
"Hanım, hani şu bizim lastik meselesi vardı ya..." diye
söze başlamak
üzereyken,
Eşi "Hah tamam" diyor,
- Biliyorum.
- Neyi biliyorsun?
- Gelmiş, gelmiş.
- Ne gelmiş?
- Lastikler.
- Ne lastiği yahu?
- Arabanın...
- Nerden biliyorsun?
- Canım, senin lastikçi geldi.
- Benim lastikçi mi?
- Evet, işte şu kartı bıraktı bugün. Muhakkak yarın gelsin
alsın lastikleri dedi.
- Allah Allah!..
Adam şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemiyor. Yemeğini yiyor,
namazını kılıyor, yatıyor ama uyku ne mümkün? Sabahı zor
ediyor. Erkenden kalkıp elinde kart, lastikçinin kapısına
dikiliyor.
Lastikçi,
"Nerdesiniz beyim?" diye söze başlıyor, "Allah aşkına
gelin alın şu lastiklerinizi!"
Şoför amcamız "Bu neyin nesi?" diye ısrarla sorunca,
lastikçi meselenin aslını anlatıyor.
- Geçenlerde rüyamda Efendimiz'i gördüm. "Filanca adama
git, ona dört lastik ver." buyurdu. Ben de hayırdır
inşallah dedim ama, sonra rüyadır bu deyip pek
önemsemedim. Ne ettiğimi fark edemedim... Cahillik işte,
bağışlayın. Hayatim altüst oldu. Evvelki gece tekrar
gördüm. Beni bir azarladı ki sormayın. Bana söyle söylendi
:
"Senin kurtuluşun o adama vereceğin dört lastikte..."
"Ne olur, şu lastikleri alın da kurtarın beni."
Allah hakkımızda her şeyin hayırlısını nasip etsin (amin).
Cumanız Mübarek Olsun