Toplum halinde
yaşayan insanların birbirlerine karşı bir takım sosyal
vazifeleri vardır. Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde
bunların bazılarını; “Selamı
almak, hastayı ziyaret etmek, cenazenin arkasından
yürümek, davete icabet etmek ve aksırana; Allah merhamet
etsin, demek”
şeklinde ifade buyurmuştur.
İnsan hayatında
sevinçli ve neşeli günler kadar, kederli ve elemli günler
de vardır. İnsanın sıhhati, zaman zaman bozulabilir ve
hastalanabilir. Müslüman, başına gelen bu gibi musibetin
Allah’tan geldiğine inanarak, sabır ve sebat
göstermelidir. Birbirlerine karşı besledikleri sevgi ve
merhamette bir vücudun organları gibi olan mü’minler,
hasta kardeşlerini ziyaret edip, manevi yönden onu teselli
etmelidirler. Cenab-ı Allah, “Sonra inanıp birbirlerine
sabır tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmak,
işte bunlar, amel defterleri sağdan verilenlerdir.”
buyurmaktadır.
Hasta ziyareti,
toplumda, yardımlaşma ve dayanışmanın çok güzel bir
örneğidir. Peygamberimizin, “Bir
müslüman, hasta müslüman kardeşini ziyaret ettiğinde,
ziyaretinden dönünceye kadar cennet bahçesinde yaşar.”
şeklindeki sözlerine göre hareket eden müslümanlar,
tarihleri boyunca bu sosyal görevi hakkıyla ifa
etmişlerdir.
Mevlana’yı andığımız
şu günlerde, Mesnevi’de geçen “Sağırın Hasta Ziyareti”isimli
bölümü sizlerle paylaşmak ve Mevlana’yı bu vesile ile
anmak istiyorum.
“İyi kalpli sağır
adam, bir gün komşusunun hasta olduğunu öğrenir. Kendi
kendine:
-
Komşum hastalanmış.
Onun ziyaretini yapmam, hal hatır sormam lazım. Ama ben
sağır bir adamım, o da hasta, sesi çıkmaz. Zaten hastaya
mâlum şeyler sorulur, mâlum cevaplar alınır. Ben
nasılsınız diyeceğim, o iyiyim, teşekkür ederim,
diyecek.... Ne yiyorsun desem, elbet bir yemek ismi
söyleyecek, ben de afiyet olsun derim. Doktorlardan kim
geliyor, diye sorarsam, bir doktor adı verecek. Ben de iyi
doktordur derim, olur biter, diye düşünür. Hastayı
ziyarete gider başucuna oturur:
- Nasılsınız?
diye hal, hatır sorar. Hasta inleyerek:
- Ölüyorum!
diye cevap verince sağır adam:
- Oh
oh, çok memnun oldum, diye karşılık verir. Hasta:
- Bu
ne demek, adam ölümüme memnun oluyorum diyor, diye kızar.
Sağır tekrar sorar:
- Ne yiyip, ne
içiyorsun? Hasta kızgınlıkla:
- Zehir! der. Sağır
onun bir yemek ismi söylediğini sanarak:
- Afiyet olsun! diye
karşılık verir. Hasta büsbütün çileden çıkmıştır. Sağır
adam sormaya devam eder:
- Tedavi
için doktorlardan kim geliyor? Hasta.
- Hadi
be defol!.. Azrail geliyor, diye cevap verir. Sağır:
- Çok
bilgin, tecrübeli bir doktor. İnşaallah yakında bir
çaresini bulur, deyince hasta dayanamaz:
- Kahrol!...diye
bağırır. Sağır ise komşuluk hakkını yerine getirdiği için
çok memnun ayrılır.
Mevlana bize
şunu anlatmak istiyor: Sağırın yaptığı bu kıyas yüzünden
on yıllık dostu ve hal-hatır sorması hiç olup gitti. Senin
duygu kulağın sığırsa, gönül kulağın açık olmalı. Gönül
kulağı, her şeyi duyar, işitir.(Beyit: 3393-3395)
Cenab-ı
Allah’tan hepimize sıhhat ve afiyet diler, hastalarımıza
acil şifalar bahşetmesini niyaz ederim.
Cumanız mübarek olsun.