“Her doğan çocuk İslâm
fıtratı üzerine doğar. Sonra
anne ile babası:
- Ya Yahudi,
- Ya Hıristiyan,
- Veya Mecusi yapar.”
(Buhari: Cenaze Bölümü /
80-92; Müslim: Kader Bölümü
/ 25)
“Anne ile babası onu
Müslüman yapar” dememiş.
Niçin? Çünkü o çocuk İslâm
fıtratı üzerinedir.
Çocuk ilk konuşmaya
başladığında doğru konuşur.
Yalan konuşmaz, çünkü yalanı
bilmez. Ne zaman doğru
konuştuğundan dolayı anne
veya babasından tokat yerse,
yalan konuşmaya ilk adımını
atmış olur. Peki, nasıl olur
bu?
Elinde olmayarak, herhangi
bir şeyi kırsa. Meselâ; bir
bardak kırsa, bardağın
kırıldığını gören veya duyan
anne veya babası, asık
surat, çatık kaş, sinir dolu
tavır ve yüksek sesle,
“Bardağı sen mi kırdın?”
dediğinde, çocuk o korkunç
atmosferde, bardağı kendisi
kırdığı halde, “Ben
kırmadım” der. Böylece
Yahudilikten bir şey
öğretilir çocuğa.
İşte İslâm fıtratı
(tabiatı-karakteri-temiz
yaratılışı) bu tür
pisliklerle kapatılmaya
başlanır.
Her doğan çocukta, göz gibi,
el gibi lâzım olan korku da
yaratılır. Bileğin gücü,
akıl gücü her insanda ayrı
ayrı olduğu gibi, korkuların
da oranı insandan insana
değişir. Eğer
yaratılışımızda korku da
verilmemiş olsa idi,
yüzmesini bilmezken denize
atlar, tren yolunda trene
karşı yürür ve akıbetimizi
de göremezdik. Korku büyük
bir nimettir. Ancak her
şeyde israf olduğu gibi,
korkuda da israf vardır.
Korku veya sevgi tartıya
gelmez, ama konuyu
açıklayabilmek için gram
tabiri ile anlamaya
çalışalım: Annesinden yeni
doğan çocuğa 100 gram korku
verilmiş olduğunu kabul
edelim. Bu 100 gram
korkunun:
• 20 gramı, annesi onu
karanlık gecelerde
uyutamadığında; “Sus, öcü
geliyor, böcü geliyor”
diyerek harcanıyor.
• Biraz daha büyüyünce,
“Jandarmayı çağırırım,
polisi çağırırım, babana
söylerim” diyerek
harcanıyor.
• Biraz daha büyüyünce,
“Sesini çıkarma, diploma
alamazsın, iş tutamazsın,
kazanamazsın, amir-memur
olamazsın” denilerek,
böylece 100 gramlık korku
bitiyor. (Not: Prof.Dr.
İbrahim Canan Bey’in K.Sitte
isimli eserinden nakil...)
Böylece o kişide Allah
korkusu kalmıyor. Fıtrata
konulan ve sadece Rabbimize
tahsis edilen korku,
sıfırlanınca, o insan artık
her türlü olumsuz ve menfi
şeyi yapmaya başlıyor.
Ayetler, hadisler, kıssalar,
cezalar... Artık o adama
tesir etmemeye başlıyor.
Günümüzde, çocuk yaştan
gençlik döneminin bitimine
kadar, her cins korku, o
insanda korkuyu bitiriyor ve
neticesini tahmin etmek de
zor olmuyor.
Tıpkı sevgi de böyledir...
Allah merkezli sevgi,
müstakilleşince, gönüllerde
sevgi namına da bir şey
kalmıyor. Bu iki nimetin
yokluğu, insanın sırat-ı
müstakim yolunda yürümesini
zorlaştırıyor. Korku ve
ümit, kanadı kopmuş bir kuş
gibi yürümeden zorlanıyor.
Beyne’l havfü ver reca
dengesi ki (korku ve ümit
içinde yaşamak) bozulunca,
tamiri zor bir olay, başta
anne ve babalar olmak üzere
tüm akl-ı selim sahiplerini
tedirgin ediyor.
İşte duyarsız, bilinçsiz ve
şuursuz anne ve babaların
topluma ve insanlığa
ödettiği acı fatura, kendi
eliyle cehenneme postalamak
istediği çocukları oluyor.
Cumanız mübarek olsun.