|
ÇEŞİTLİ TÖREN VE MERASİMLERDE YAPMIŞ OLDUĞUM
DUA VE KONUŞMALAR |
|
YAĞMUR DUASI HAKKINDA
KONUŞMA VE YAĞMUR DUASI |
Değerli Müslümanlar!
Şu anda, şu meydanda toplanan bizler,
Cenab-ı Allah'ın rahmetini, merhametini umarak buraya geldik. Bize can
veren Allah, bize rızık veren Allah, bizi burada konuşturan Allah. Onun
için Allah'a hamdediyor, onun sevgili peygamberi Hz. Muhammed Mustafa
(SAV)'e de salat ve selam ediyorum.
Biz niye yağmur duası yapmak için
toplandık? Peygamber Efendimiz yaptığı için bizler de onun ümmeti olarak
yağmur duası yapıyoruz.
İçecek ve kullanacak suyu olmayan;
hayvanları, bahçe ve tarlaları sulayacak kuyu ve nehir suları bulunmayan
veya suları ihtiyacı karşılamaya yeterli olmayan bir yerdeki halkın,
yağmur vermesi için Allah'a yalvarması, dua etmesi caizdir. Yağmur duası
Peygamber Efendimiz ve onun halifeleri tarafından da yapılmıştır.
Hazreti Aişe (R.A.)'den nakledilmiştir:
Bazı kişiler, yağmur yağmadığı için
kuraklıktan sıkıntıya düştüklerini Peygamber Efendimize söylemişler,
bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
- "Yağmursuzluktan şikayet ediyorsunuz;
halbuki Allah Teala; kendisine dua etmenizi emretmiş ve duanızı kabul
edeceğini de bildirmiştir." (Ebu Davud, Salât, 260) dedikten sonra
Allah'ın izni ile yağmur yağmıştır.
Üç gün
peşpeşe cemaatle birlikte köy ve kasaba dışına çıkıp yağmur duası yapmak
müstehaptır. Duadan önce fakirlere sadaka vermek, herkesin günahlarından
tevbe ve istiğfar etmesi
haksız yere alınan şeyler mütevazi ve
boynu bükük bir durumda olmak, ihtiyarları ve çocukları, yavrularıyla
birlikte hayvanları da götürmek müstehaptır.
Yağmur duasında kıbleye dönülür, imam
ayakta ellerini kaldırarak dua eder, cemaat de oturduğu yerde "amin"
der.
Kaynak:
Diyanet İslam İlmihali, s.209
Bir
bölgede kuraklık olması durumunda o bölge
sakinlerinin mümkünse topluca bölge dışına, açık bir
alana çıkıp tövbe istiğfardan sonra Cenab-ı
Allah’tan bolluk ve berekete vesile olacak yağmur
göndermesini istemeleri, bunun için dua etmeleri,
yalvarıp yakarmaları sünnettir. Bu duaya “istiska
duası” denir ki, su isteme, yağmur isteme anlamına
gelir. Yağmur duasına çıkıldığında duadan önce iki
rekat namaz kılanabilir.
Rivayet edildiğine göre Peygamberimiz bir Cuma günü
hutbe okurken bir adam gelip;
-
Ey Allah’ın elçisi! Hayvanlar telef oldu, dua
et de Allah bize yağmur versin!” demiş,
Peygamberimiz de bunun üzerine ellerini kaldırarak,
“Allahümme eskınâ! Allahümme eskınâ!” (Ey Allahım!
Bize su ver, yağmur ver)” diye dua etmiş ve bu
duanın ardından gökte hiçbir yağmur belirtisi yokken
birden bulutlar görünmüş ve ardından yağmur yağmaya
başlamıştı. Bu durum bir hafta sürdü. Ertesi Cuma
bir adam gelerek “Ey Allah’ın elçisi, yağmur
sebebiyle, mallarımız telef oldu, yollarımız
kapandı. Allah’a dua etseniz de şu yağmuru
durdursa!” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz
Allahümme havâleynâ velâ aleynâ. Allahümme!
ale’l-âkâm ve’d-dırâb ve butîni’l-evdiye ve
menâbiti’ş-şecer (Allahım! Üzerimize değil,
çevremize; Allahım, dağlara, tepelere, vadilerin
içlerine ve ağaç biten yerlere) diye dua etti ve
yağmur hemen kesildi. (Buhari, İstiska, 6; Müslim,
İstiska, 2, 8)
Bazı rivayetlerde, yağmur duasına çıkıldığında
Peygamberimiz’in iki rek’at namaz kıldırdığı,
namazda açıktan okuduğu, namazdan sonra ridâsını
çıkarıp ters çevirerek giydiği ve kıbleye dönüp
ellerini omuz hizasına kadar kaldırarak dua ettiği
belirtilmiştir. (Müslim, İstiska, 1)
Yağmur duası, sulamak ve bol yağmur almak için
başka tedbirler almaya engel değildir; mü’minler hem
tabii ve teknik tedbirleri alır, hem de ehr şey
iradesine bağlı bulunan Rablerine dua ederler.
(İlmihal, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, c. 1.
,s. 320. 3. Baskı, Ankara, 2002)
İstiska (Yağmur Duası) Namazı: Yağmurlar
kesildiği zaman, müslümanlar yağmur duasına
çıkarlar, ikramı bol olan yaratıcımızdan yağmur
yağdırmasını isterler. İmam Azam'a göre "İstiska"dan
maksad yalnız duadır, mağfiret dilemektir. Bunda
cemaatle namaz sünnet değildir; fakat caizdir.
İnsanlar isterlerse ayrı ayrı namaz kılabilirler.
İki İmama göre ise, İstiska için en büyük idarecinin
veya onun göstereceği kimsenin, cuma namazı gibi
aşikâre okuyuşla iki rekât namaz kıldırması
mendubdur. Bu namazın arkasından, bayramlarda olduğu
gibi, hutbe okunur. Hatib minbere çıkmaz, yerde
durur. Kılıç, ok veya sopa gibi bir şeye dayanarak
hutbelerini okur.
Üç gün arka arkaya İstiska duasına çıkılması
güzeldir. Yağmurun inmesi gecikirse, eski elbiseler
giyilerek ve başlar öne eğilerek tevazu içinde yaya
olarak sahraya çıkılır. Önceden tevbeler yapılır,
sadakalar verilir. Haksız yere alınmış şeyler varsa,
sahiblerine geri verilir. Müslümanlar için mağfiret
istenir.
İmam Muhammed'e göre hatib, hutbe esnasında
elbisesi dört köşeli ise bunun aşağısını yukarıya,
yukarısını da aşağıya çevirir. Değirmi ise sağını
sol tarafa ve solunu da sağ tarafa getirir. Giydiği
kaba kaftan ise, içini dışarıya ve dışını da içeriye
getirir ve bu şekilde elbisesini giyer. Bu,
sıkıntılı durumun değişmesi için bir hayır nişanı
olarak yapılır. Fakat cemaat elbiselerini böyle
tersine giymez.
Müslümanlar yağmur duasına çıkarlarken
çocuklarını, evcil hayvanlarla onların yavrularını
beraberlerinde götürürler. Çocukları ve yavruları
bir müddet analarından uzaklaştırırlar. Böylece
üzüntülü bir hal içinde zayıflara ve ihtiyarlara dua
ettirerek kendileri de amîn derler. İşte üzüntü,
tevazu, kalb yumuşaklığı ve büyük bir teslimiyet
içinde Yüce Allah'ın rahmet ve yardımı istenir. Daha
sahraya çıkmadan yağmur yağmaya başlarsa, buna bir
şükür karşılığı olsun diye yine sahraya çıkarlar.
Bunu yapmak mendubdur.
Yağmurlar istenenden çok yağmaya başlayınca, bunun
kesilmesi veya başka taraflara dönmesi için dua
edilmesinde bir sakınca yoktur.
Yağmur yağarken: "Allahümme sayyiben
nafi'an = Allah'ım! Bunu yararlı yağmur
yap" denir, istenilenden fazla yağınca da: "Allahümme
havaleyna ve lâ aleyna = Allah'ım! Bunu
zarar vermeyecek yerlere yağdır, bizim üzerimize
yağdırma" diye dua edilir.
Dua eden isterse ellerini yukarıya kaldırır,
isterse iki işaret parmağı ile işaret eder. Her
zaman sonsuz rahmetine ve yardımına kavuşmakta
bulunduğumuz ikram ve merhameti bol olan Allah'ımızı
hiç bir an unutmamak ve her vesile ile O'na muhtaç
olduğumuzu anlayarak Yüce varlığına yönelmek ve
yalvarışta bulunmak, bizim için bir kulluk borcudur.
Bir düşünelim: Zaman zaman bulutlardan
topraklarımıza yağan o yararlı yağmurlar kesilse,
bunun sonu olarak da ırmaklar ve dereler kurusa, su
kanalları bomboş kalsa, acaba bu suları bize kim
getirebilecektir?
Kaynaklarından daima fışkırıp duran ve hayatımıza
hizmet eden o tatlı ve berrak suları Yüce Allah
yerin dibine geçirse, acaba bunları kim bize
getirebilecektir?
İşte "De
ki: Bana bildiriniz bakalım. Eğer suyunuz bir sabah
yerin dibine batıp çekilse, size böyle akıp giden bu
suyu (Allah'dan başka)
kim getirebilecektir?" (Mülk, 30)
âyet-i kerîme de, dikkat ve düşüncemizi bu noktaya
çekiyor. Artık insanlık için habersiz kalmak ve
Hak'dan yüz çevirip nankörlük etmek asla caiz olmaz.
Peygamber Efendimizin bize nakledilen yağmur duası
şudur:
*** "Allahümme,
eskına ğaysen muğîsen henîen merîen ğadekan
mücellilen seyhan ammen tabakan. Allahümme, eskine'l-ğayse
ve lâ tec'alnaminelkanitîn. Allahümme, inne
bilbilâdi ve'l-ibadi vel-hakkı minel-levâi ve'd-danki
ma lâ neş-kü illâ ileyke. Allahümme, enbit lena
Ezzer'a edirre lena eddar'a ve eskına min,
berakâtissema'i ve enbit lena min berekâtı'l-arzı.
Allahümme, inna nestağfiruke inneke künte ğaffaren
feersilissemae aleyna midrara."
Anlamı: "Bize yardım eden,
içimize sinen, bol ve faydalı olup her tarafı
kaplayan ve her tarafı sulayan genel bir yağmur
ihsan et.
Allah'ım! Bizi yağmurla sula, bizi ümitlerini
kesmiş kimselerden etme. Allah'ım! İllerde,
kullarda ve yaratıklarda öyle bir güçlük ve darlık
var ki, senden başkasına arzedemeyiz. Allah'ım!
Bizim için ekinler bitir, hayvan memelerini sütle
doldur, bizi göğün bereketlerinden sula ve
yeryüzünün bereketlerinden bize ürün bitir.
Allah'ım! Biz senden mağfiret dileriz. Şübhe yokki
sen, çok bağışlayansın. Artık bize gökten bol bol
yağmur yağdır."
Kaynak: Ömer Nasuhi BİLMEN, Büyük
İslam İlmihali
Yağmurun uzun zaman yağmadığı
kuraklık zamanlarında, Allah'ın yağmur yağdırması
için bir belde ahâlîsinin topluca dua etmeleri.
Fıkıh dilinde yağmur duasına "istiskâ" denilir.
"İstiskâ", yağmur talebinde bulunmak anlamına gelir.
Yağmur duası sünnettir. Hem
Peygamberimiz hem de onun Raşid halîfeleri yağmur
duasında bulunmuşlardır.
Yağmur duasının peşi peşine üç
gün ve yerleşim bölgesi dışında olması müstehaptır.
Yağmur duasına gitmeden önce,
sadaka verilmeli, günahlardan tevbe edilmeli,
dargınlar barışmalı, haksız olarak alınan şeyler
sahiplerine geri verilmelidir. Yağmur duasına
çıkarken oruçlu olmak, mütevazı ve muhtaç bir tavır
takınmak uygun olur.
Müslümanlar dua edilecek yere
vardıklarında, önce iki rek'at namaz kılarlar.
Namazın cemaatla kılınması menduptur. İmam namazdan
sonra kalkar ve cemaata karşı bir konuşma yapar.
Namaz ve hutbenin bulunuşu, Ebû Yusuf ve Muhammed'in
görüşleridir. İmam Azam'a göre; yağmur duası sadece
dua ve istiğfardan ibarettir; namaz ve hutbe yoktur.
Yağmur duasında namaz kılınmış ve
hutbe okunmûşsa, hutbeden sonra; bunlar olmamışsa,
doğrudan imam ayağa kalkar ve yönünü kıbleye
çevirir. Cemaat onun arkasında kıbleye karşı ve
oturarak dururlar. İmam, Allah'a dua eder, cemaat de
"amin" der. Hz. Peygamberden nakledilen, yağmur
duası için özel dualar vardır. Dua ederken bunların
okunması daha uygundur (İbn Abidîn, Reddü'l-Muhtar,
II, 184; Kâsânî, Bedâiu's-Sanâi, I, 282; Ö. Nasûhi
Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, 272 vd.; A. Hamdi
Akseki, İslâm Dini, 192).
Dua ayakta yapılır. Dua edilirken
kıbleye dönülür. Dua edilirken Allah'tan af istenir,
yağmur istenir. Duanın üç gün peşipeşine yapılması
müstehabdır.
Yağmurun gecikmesi sebebiyle eski
elbiseler giyilir. Başlar öne eğilir, mütevazi bir
tavır takınılır. Yaya olarak dua yapılacak yere
gidilir. Duadan önce sadakalar verilir, fakirlere
yardım yapılır. Haksızlık yapılmışsa helâllik
dilenilir, müslümanlar için af istenilir.
Müslümanlar kendi çocuklarını ve
ehli hayvanlarını yanlarına alırlar. Annelerle,
yavruları birbirlerinden ayırırlar. Zayıflara,
güçsüzlere dua ettirirler. Cemaatta onların yaptığı
duaya "âmin" diyerek karşılık verirler.
Yağmur yağmaya başlayınca da
bunun nişanesi olarak Yüce Allah'a şükredilir.
Yağmur yağarken "Allahûmme sayyiben nafıan" (bunu
hakkımızda yararlı bir yağmur kıl) denilir.
Gereğinden fazla yağınca da "Allahümme havaleyna ve
la aleyna" (Ya Rab! Bunu zarar vermeyecek yere
yağdır. Bizim üzerimize yağdırma) diye dua edilir.
Peygamberimizden bize ulaşan
yağmur duası şudur: "Allahümmel Eskına ğaysen
muğisen henien merien ğadekan mücellilen seyhan
âmmen tabekan. Allahümme! Eskıne'l ğayse ve la
tec'alna mine'l kanitin. Allahümme! Inne bil biladi
vel ibadi vel hakkı minel levai vaddanki mâlâ neşku
illa ileyk. Allahümme! Enbit lena ezzer'a ve edirre
lenaddar'a ve eskına min berekatis-sema ve enbit
lena min berekatil arz. Allahümme! Inna nestağfirüke
inneke künte ğaffaren fe erseles-semae aleyna
midraran."
Manası: "Ya Rab! Bize bol
yararlı, her tarafa akıp giden, her tarafı sulayan
umumi bir yağmur ihsan et.
Ya Rab! Bizi yağmurla suvar.
Bizi, ümitlerini kesmiş kimselerden eyleme.
Kullarda, beldelerde ve yaradılmış şeylerde öyle
darlık vardır ki senden başkasına arzedemeyiz.
Ya Rab! Bizim için ekinleri
bitir, bizim için memeleri sütle doldur, bizi göğün
bereketinden suvar, bize yeryüzünün bereketinden
yetiştir.
"Ey Rabbimiz! Biz senden mağfiret
isteriz. Şüphesiz sen çok mağfiret edicisin. Bize
gökten bol bol yağmurlar yağdır.”
Şamil İslam Ansiklopedisi
|
YAĞMUR DUASI - Sezai KARAKOÇ |
Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler
Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
Biri damla damla alnıma düşer
Diğerinde durup göğe bakarım
Ne şehir ne deniz kokan gemiler
Bir yağmur bilirim bir de kaldırım
Nedense aldanmış bir gece annem
Bir kadın gömleği giydirmiş bana
İşte vuramadı gökler bana gem
Dinmedi içimde kopan fırtına
Nedense aldanmış ilk gece annem
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
Ortalıkta ölüm sessizliği var
Bana ne geldiyse geldi yukardan
Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar
Biri çıkmış gibi boş bir mezardan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükür ki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Bulutlar yarılır gökler açardı
Şimdi ne ihtimal ne de imkan var
Göğe hükmetmekten kolay ne vardı
Yağmur duasına çıksaydık dostlar
Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden bir şey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler
Sezai Karakoç
Çatlayan dudaklara,
Sararan yapraklara
Kuruyan topraklara
Yağdır mevlam su
Alev saracak kadar,
Yandım yanacak kadar
Suya kanacak kadar
yağdır mevlam su
Toz duman savrulurken
gül çimen kavrulurken
Can tenden ayrılırken
Yağdır mevlam su
Suya hasret güllere
Sana açık ellere
Tutuşan gönüllere
Yağdır mevlam su
|
Her
yıl gökyüzüne buharlaşan ve
tekrar yeryüzüne yağmur
olarak düşen su miktarı
“sabit”tir: 16 milyon ton.
Bu sabit miktar, Kuran’da
“belli bir miktar su”yun
gökten indirilmesi olarak
haber verilmektedir.
"O Allah ki gökten bir ölçü
ile su indirir." (Zuhruf
Suresi, 11)
Her an
milyonlarca metre küp su,
okyanuslardan atmosfere,
oradan da karalara taşınır.
İnsan yaşamı, ancak bu dev
su dolaşımı sayesinde
sürebilmektedir. Eğer bu
dolaşımı biz organize etmeye
kalksaydık, kuşkusuz
Dünya'nın tüm teknolojisini
biraraya getirsek dahi
başaramazdık. Ancak
buharlaşma yoluyla,
hayatımızın birinci şartı
olan su, bize masrafsız ve
zahmetsiz bir biçimde
verilmektedir. Her yıl
okyanuslardan 45 milyon
metre küp su buharlaşır.
Buharlaşan su, bulutlar
haline sokulup rüzgarlar
vasıtasıyla karalara
taşınır. Böylece her yıl 3-4
milyon kilometre küp su,
okyanuslardan karalara, yani
bize ulaşmış olur.
Kısacası,
bizim hiçbir şekilde
dolaşımını kontrol
edemediğimiz ve onsuz birkaç
günden fazla
yaşayamayacağımız su,
bizlere özel olarak
gönderilmektedir. Kuran'da,
bunun insanın "şükretmesi"
için en açık işaretlerden
biri olduğunu Allah şöyle
haber vermektedir:
"Şimdi siz, içmekte
olduğunuz suyu gördünüz mü?
Onu sizler mi buluttan
indiriyorsunuz, yoksa
indiren Biz miyiz? Eğer
dilemiş olsaydık onu tuzlu
kılardık; şükretmeniz
gerekmez mi?" (Vakıa Suresi,
68-70)
YAĞMURUN BİR ÖLÇÜYE GÖRE
İNDİRİLMESİ
Kuran'da,
Zuhruf Suresi'nin 11.
ayetinde yağmur, "ölçü" ile
inen bir su olarak şöyle
tarif edilmektedir:
"O Allah ki gökten bir ölçü
ile su indirir." (Zuhruf
Suresi, 11)
Gerçekten
de yağmur yeryüzüne şaşmaz
bir ölçü içinde inmektedir.
Yağmurun sahip olduğu
ölçülerden birincisi düşüş
hızıyla ilgilidir. Yağmur
damlasıyla aynı ağırlık ve
büyüklükteki bir cisim 1200
metreden bırakıldığında
giderek hızlanacak ve yere
yaklaşık 558 km/saatlik bir
hızla düşecektir. Eğer
yağmur damlası da bu
yükseklikten aynı şekilde
düşecek olsaydı, bu durumda
tüm ekinler tahrip olacak,
yerleşim alanları, evler ve
arabalar hasar görecek,
insanlar gerekli tedbirleri
almadan yürüyemeyeceklerdi.
Fakat
böyle bir olay hiçbir zaman
yaşanmaz; yağmur damlaları
ne kadar yüksekten
düşerlerse düşsünler,
yeryüzüne ulaştıklarında
ortalama hızları sadece
saatte 8-10 km'dir. Bunun
sebebi ise, yağmur
damlasının atmosferin
sürtünme etkisini artıran ve
yere daha yavaş düşmesini
sağlayan bir biçime sahip
olmasıdır. Eğer yağmur
damlası farklı bir şekilde
olsaydı veya atmosferin
sürtünme özelliği
bulunmasaydı, her yağmur
yağışında yeryüzünün nasıl
bir felaketle karşı karşıya
geleceğini anlamak için şu
rakamlara bakmak yeterli
olacaktır:
"Yağmur
bulutlarının minumum
yüksekliği 1200 metredir. Bu
seviyeden düşen tek bir
damlanın yaptığı etki, 1
kilogramlık bir ağırlığın 15
cm yükseklikten aşağı
bırakılmasına eşittir. Ancak
10.000 metre yükseklikte de
yağmur bulutları
bulunabilmektedir ki, bu kez
tek bir damla, 1 kilogramlık
ağırlığın 110 cm
yükseklikten aşağı
bırakılmasına eşit bir etki
gösterecektir."
Diğer
taraftan yeryüzünde bir
saniyede 16 milyon ton su
buharlaştığı hesaplanmıştır.
Bu aynı zamanda, bir
saniyede Dünya'ya yağan
yağmur miktarıdır. Bir yıl
içinde bu miktar 505 x 1012
tona ulaşmaktadır. Yani su
sürekli bir çevirim
dengesiyle, "bir ölçüye
göre" dönüp dolaşmaktadır.
Yağmurun
içerdiği ölçüler bu kadarla
kalmamaktadır. Örneğin,
yağmurun indiği atmosfer
katmalarında ısı, sıfırın
altında 40°C'ye kadar
düşmektedir. Ancak su burada
asla buz kalıplarına
dönüşmez. Bunun sebebi
atmosferdeki suyun "saf su"
niteliğinde olmasıdır.
Bilindiği gibi saf suyun bir
özelliği çok düşük ısılarda
bile donmamasıdır.
YAĞMURUN
OLUŞUMU
Yağmurların oluşması için
gerekli evrelerin neler
olduğu ancak hava
radarlarının keşfiyle ortaya
çıkarıldı. Buna göre yağmur
3 evreden geçerek
oluşuyordu: Birincisi
rüzgarın oluşması, ikincisi
bulutların meydana gelmesi,
üçüncüsü yağmur
damlacıklarının ortaya
çıkışı. Kuran'da yağmurun
oluşması ile ilgili olarak
aktarılanlar da, söz konusu
bulgularla büyük bir
paralellik göstermektedir:
"Allah rüzgarları gönderir,
böylece bir bulut kaldırır
da onu nasıl dilerse gökte
yayıp dağıtır ve onu parça
parça kılar; nihayet onun
arasından yağmurun akıp
çıktığını görürsün. Sonunda
Kendi kullarından dilediğine
verince hemen sevince
kapılıverirler." (Rum
Suresi,48)
BİRİNCİ EVRE: "Allah
rüzgarları gönderir..."
Okyanuslardaki köpüklenme
ile oluşan sayısız hava
kabarcığı sürekli patlamakta
ve su damlacıkları sürekli
gökyüzüne fırlamaktadır.
Tuzca zengin bu damlacıklar
daha sonra rüzgarlarla
taşınır ve atmosferde yukarı
doğru yol alırlar. Aerosol
adı verilen bu küçük
parçacıklar, su tuzağı
işlevi görür ve yine
denizlerden yükselen su
buharını kendi çevrelerinde
minik damlalar halinde
toplayarak bulut damlalarını
oluştururlar.
İKİNCİ
EVRE: "...böylece bir bulut
kaldırır da onu nasıl
dilerse gökte yayıp dağıtır
ve onu parça parça kılar..."
Tuz kristallerinin ya da
havadaki toz zerreciklerinin
etrafında yoğunlaşan su
buharı sayesinde bulutlar
oluşur. Bu bulutlar
içerisindeki su damlacıkları
çok küçük olduklarından
(0.01 ila 0.02 mm çapında)
havada asılı kalırlar ve
göğe yayılırlar. Böylece gök
bulutlarla kaplanır.
ÜÇÜNCÜ
EVRE: "...nihayet onun
arasından yağmurun akıp
çıktığını görürsün."
Tuz kristallerinin veya toz
zerreciklerinin etrafında
biraraya gelen su
parçacıkları iyice
yoğunlaşır yağmur
damlalarını oluştururlar.
Böylece havadan daha ağır
bir konuma gelen damlalar
buluttan ayrılır ve yağmur
şeklinde düşmeye başlarlar.
YAĞMUR SUYUNUN TATLI
OLMASI
Bilindiği
gibi, yağmur suyunun kaynağı
buharlaşmadır ve
buharlaşmanın %97'si "tuzlu"
okyanuslardan olmaktadır.
Oysa yağmur suyu tatlıdır.
Yağmurun tatlı olmasının
sebebi Allah'ın koyduğu
başka bir kanundur. Bu
kanuna göre, su, ister tuzlu
denizlerden, ister mineralli
göllerden, ya da çamurların
içinden buharlaşsın yanında
başka hiçbir yabancı madde
taşımaz. "Biz, gökten
tertemiz su indirdik..."
(Furkan Suresi, 48) hükmü
gereği, duru ve tertemiz bir
biçimde yere iner.
Kuran'da,
yağmurun "tatlı" oluşuna da
Allah şöyle dikkat
çekmektedir:
"Şimdi siz, içmekte
olduğunuz suyu gördünüz mü?
Onu sizler mi buluttan
indiriyorsunuz, yoksa
indiren Biz miyiz? Eğer
dilemiş olsaydık onu tuzlu
kılardık; şükretmeniz
gerekmez mi?" (Vakıa Suresi,
68-70)
"...Size tatlı bir su
içirmedik mi?" (Mürselat
Suresi, 27)
"Sizin için gökten su
indiren O'dur; içecek ondan,
ağaç ondandır (ki)
hayvanlarınızı onda
otlatmaktasınız." (Nahl
Suresi, 10)
YAĞMURUN ÖLÜ BİR BELDEYİ
CANLANDIRMASI
Kuran'da
Allah, yağmurun "ölü bir
beldeyi diriltme" işlevine
birçok ayette dikkat çeker:
"...Biz gökten tertemiz bir
su indirmekteyiz. Onunla ölü
bir beldeyi (toprağı)
canlandırmak ve yarattığımız
hayvanlardan ve insanlardan
birçoğunu onunla sulamak
için." (Furkan Suresi,
48-49)
Yağmurun,
canlılar için kaçınılmaz bir
ihtiyaç olan suyu yeryüzüne
bırakmasının yanında bir de
gübreleme özelliği vardır.
Denizlerden buharlaşarak
bulutlara ulaşan yağmur
damlaları, ölü toprağı
"canlandıracak" bazı
maddeler içerirler. Bu
"canlandırıcı" özellikli
yağmur damlalarına 'yüzey
gerilim damlaları' adı
verilir. Yüzey gerilim
damlaları, biyologların
deniz yüzeyinin mikro
katmanı dedikleri üst
kısımda oluşurlar;
milimetrenin onda birinden
daha ince olan bu yüzeysel
zarda, mikroskobik alglerin
ve zooplanktonun
bozulmasından gelen pek çok
organik artık vardır. Bu
artıkların bazıları, deniz
suyunda çok az bulunan
fosfor, magnezyum, potasyum
gibi elementleri ve ayrıca
bakır çinko, kobalt, ve
kurşun gibi ağır metalleri
seçip ayırarak, kendi
içlerinde toplanırlar.
Yeryüzündeki tohum ve
bitkiler, yetişmeleri için
gereksinim duydukları çok
sayıdaki madensel tuzları ve
elementleri işte bu yağmur
damlalarında bulurlar.
Kuran'da,
bir başka ayette Allah bu
olayı bize şöyle bildiriyor:
"Ve gökten mübarek (bereket
ve rahmet yüklü) su
indirdik; böylece onunla
bahçeler ve biçilecek
taneler bitirdik." (Kaf
Suresi, 9)
Yağışlarla toprağa inen bu
tuzlar, verimi artırmak için
kullanılan geleneksel
gübrelerin bazılarının
(kalsiyum, magnezyum,
potasyum v.b.) küçük
örnekleridir. Bu tür
aerosellerde bulunan ağır
metaller ise, bitkilerin
gelişiminde ve üretiminde
verimlilik artırıcı
elementleri oluştururlar.
Kısacası,
yağmur önemli bir gübredir.
Fakir bir toprak, yalnızca
yağmur aracılığıyla gelen bu
gübrelerle bile, yüzyıllık
bir süre içinde bitkiler
için gereken tüm elementleri
kazanabilir. Ormanlar da,
yine bu deniz kökenli
aerosoller yardımıyla
gelişir ve beslenirler. Bu
yolla, her yıl kara
parçalarının toplam yüzeyi
üzerine 150 milyon ton gübre
düşmektedir. Bu doğal
gübreleme işleyişi
olmasaydı, Dünya üzerinde
çok daha az bitki olacak,
hayat dengesi bozulacaktı.
Yüce
Rabbimiz’in belli bir miktar
suyu gökten indirmesi, bu
suyun içilebilecek tadda
olması, ölü bir beldeyi
canlandırması şüphesiz O’nun
bize verdiği büyük bir
nimettir.
“Görmüyor musun; gerçekten
Allah, gökyüzünden su
indirdi de onu yerin
içindeki kaynaklara
yürütüp-geçirdi. Sonra
onunla çeşitli renklerde
ekinler çıkarıyor. Sonra
kurumaya başlar, böylece onu
sararmış görürsün. Sonra da
onu kurumuş kırıntılar
kılıyor. Şüphesiz bunda,
temiz akıl sahipleri için
gerçekten öğüt alınacak bir
ders (zikr) vardır.” (Zümer
Suresi, 21)
www.kuranvebilim.com/
html2/makaleler/yagmur.htm
www.mucizeler.com/
bolumler/29_yagmurdaki.htm
www.mucizeler.com/bolumler/
28_bulutlarnasil.htm
Vareden'in adıyla insanlığa
inen Nur
Bir gece yansıyınca kente
Sibir dağından
Toprağı kirlerinden
arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil
dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır
ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir
kainat
Yıllardır bozbulanık suları
yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm
kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir
taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir
an düştü
Değişti hayal köşküm,
gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı
yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir
devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan
süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten
kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür
sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş
feryatlarla
Evlerin anasına dikilir
yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız
ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi
adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü
rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş
da ben olsaydım
Yağmur, gülşenimize sensiz,
baldıran düştü
Düşmanlık içimizde;
dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek
düğümlendi tarihe
Her sayfada talihsiz
binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur,
çağların ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı
sabahına
Yayılır o en büyük muştu,
pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin
siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan
gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar
kadar derin
Çaresiz bir takvimden
yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki,
yaşanmamış, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış
da ben olsaydım
Sensiz kaldırımlara nice
güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar
bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün
hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve
mercan düştü
Melekler sağnak sağnak
gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt
gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler
Hıra'dan
Bir devrim korkusuyla
halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye
uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahının
hayalleri
Keşke bir gölge kadar
yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim
ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış
da ben olsaydım
Sarardı yeşil yaprak; dal
koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle
zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın
perdesini
İstiklal boşluğuna arılar
nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım
Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan
her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı
yollarında
Senden bir kıvılcımın,
süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran
kakülünü
On asırlık ocağın savururdum
külünü
Bazen kendine aşık deli bir
fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir
kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da
ben olsaydım
Sensizlik depremiyle hancı
düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime
cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana
ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır
imtihan düştü
Badiye yaylasında
koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da
esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar
dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı,
ne intihar
Üstüne pırıl pırıl
damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği
tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü
sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi
gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş
da ben olsaydım
Haritanın en beyaz noktasına
kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı;
kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor;
hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir
volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum
taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor
gibidir
Erdemin, bereketin doldurur
haneleri
Sensiz hayat toprağın
sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün
bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en
güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara
sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış
düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da
ben olsaydım
Sensiz, tutunduğumuz
dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra
heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı
birer birer
Sensizlik diyarından
püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin
göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile
yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar
çirkefin gölgesini
Sel gider ve zulmetin
çöplüğü temizlenir
Yağmur, birgün kurtulup
çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur
dudaklarından
Madeni arzuların ardında
seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen
güllerini
Senin için görülen bir düş
de ben olsaydım
Şehirler kabus dolu; köylere
duman düştü
Tersine döndü her şey sanki;
asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı
elimizde, hayali
Hazindir ki, dertleri aşmaya
umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen
bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp,
kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri, beyaz
bile karadır
Sesini duymayanlar
girdabında boğulur
Ana rahminde ölür
sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri,
görmeyenin
Saatlerin ardında hep
kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı
parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş
de ben olsaydım
Sensiz, ufuklarıma yalancı
bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan
vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum
olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta
bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler
parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun
geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı
süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her
damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler
senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan
resim senin
Yağmur, birgün elimi
ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi
yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş
de ben olsaydım
Tavanı çöktü aşkın; duvarlar
üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir
isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve
batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye
ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın,
efganımın
İçimde hicranınla tutuşuyor
nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri
efkarımın
Nazarın ok misali
karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor;
ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran
mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp
kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan
kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş
de ben olsaydım
Yağmur, sayrılığıma seninle
derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz
ferman düştü
Silindi hayalimden bütün
efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma
Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek
desenler
Çehreler yepyeni bir değişim
geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak
mahzenler
Anneler çocuklara hep seni
içirecek
Yağmur, seninle biter
susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana
muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep
seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için
kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş
de ben olsaydım
Kardeşler arasına heyhat,
su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen
iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar
yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik
hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir
taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş
da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış
da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış
da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da
ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş
da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da
ben olsaydım
Senin için görülen bir düş
de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş
de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş
de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş
de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep
seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için
kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş
de ben olsaydım
Nurullah Genç
|
|
|
Bu sayfayı
01.11.2005 tarihi itibariyle ziyaret
eden
. kişisiniz
|